<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009</id><updated>2011-12-04T23:19:15.384+02:00</updated><category term='Olmayan - Öyküler'/><category term='Menekşeleri Sökülmüş Dağ - Şiirler'/><category term='1 - 359 derece'/><category term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><category term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><category term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><category term='düş kapanı  - Şiirler'/><category term='sahipsiz günlük'/><category term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><category term='Kanaviçe'/><title type='text'>sözcükler - sözler - metinler - dizeler</title><subtitle type='html'>zühtü kayalı - şiirler, denemeler, öyküler, anlatılar.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>230</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2680385988586734676</id><published>2010-06-28T07:00:00.005+03:00</published><updated>2010-06-29T05:32:19.691+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düş kapanı  - Şiirler'/><title type='text'>bir rüya gezerin uykusuzluk acısı</title><content type='html'>ruhum yalnız koltuklara yığılmış&lt;br /&gt;yalnız ben &lt;br /&gt;koltuklar benden sonra daha yalnız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolcu ruhumdan güneş saklanıyor &lt;br /&gt;beni örtülere &lt;br /&gt;beni gölgelere&lt;br /&gt;beni titremelere &lt;br /&gt;emanet ediyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşam yoksulu cinnetim&lt;br /&gt;ayaklarım kramplarla&lt;br /&gt;iki büklüm koltuklarda&lt;br /&gt;akıp giden &lt;br /&gt;ağaç selleri&lt;br /&gt;ev selleri&lt;br /&gt;dağ selleri&lt;br /&gt;durmadan  bitmiyor&lt;br /&gt;akıp gidiyor uykum&lt;br /&gt;kıvranıyorum dibinde&lt;br /&gt;rüyalarım&lt;br /&gt;ah bulsam ellerimi&lt;br /&gt;arkamda bıraktığım yok&lt;br /&gt;önümde kavuşacağım yok&lt;br /&gt;yatağıma uyku acısı çöreklenmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arabalar çarpışıyor&lt;br /&gt;seslerinde soğuyan bir yaz&lt;br /&gt;annemin fısıltıları kulaklarım sağır özlüyorum&lt;br /&gt;boşluklarımı dinliyor kayıp ruhum&lt;br /&gt;karanlığı farlar deliyor&lt;br /&gt;artık köylerin o eski titrek ışıkları yok&lt;br /&gt;düşlerimi tetikleyen&lt;br /&gt;   cılız dallar boz damlar yok&lt;br /&gt;neredeyim ben&lt;br /&gt;rüyamda &lt;br /&gt;   dönüp başımı çevirdiğim o kasaba değil burası&lt;br /&gt;   merdivenlerini tırmandığım apartman değil&lt;br /&gt;   sürekli değiştirdiğim o evler değil&lt;br /&gt;   boğazımın kesildiği deniz değil&lt;br /&gt;   soğan çuvalları içinden karlara karışmış dilenci kadınların barakası değil&lt;br /&gt;   bana sarılan kadınlar kim benim kadınlarım değil&lt;br /&gt;   elimi tutan çocuğun yüzü silinmiş&lt;br /&gt;   bir bahçe kapısından geçiyorum &lt;br /&gt;   her seferinde paslı kilidi dağılıyor&lt;br /&gt;   bir fransızla fransızca konuşuyorum&lt;br /&gt;   bir ispanyolla ispanyolca&lt;br /&gt;   portekizce öğreniyorum&lt;br /&gt;   pessoa ile lizbondayım&lt;br /&gt;   kuşlar gibi uçuyorum&lt;br /&gt;   en uçlarına konuyorum selvilerim&lt;br /&gt;   rüsgarla sallanıyor ağacım &lt;br /&gt;   düşüyorum kanatlarım ağırlaşmış çırpamıyorum&lt;br /&gt;   bir tabutu omuzluyorum içinde taşıdığım ben&lt;br /&gt;   toprak atıyorlar üstüme karanlık&lt;br /&gt;   içinde uyanıyorum &lt;br /&gt;   bir kadının titrek elleri dudaklarımda gezinirken &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;uykusuzluk yıkıyor beni&lt;br /&gt;baştan aşağı&lt;br /&gt;rüyaların hatırlanması&lt;br /&gt;hiç yoktan&lt;br /&gt;uyku bekle beni&lt;br /&gt;rüyalarıma götürecek burak&lt;br /&gt;bekle beni &lt;br /&gt;gece değil sırf &lt;br /&gt;kendimi bıraktığım her uzun yol koltuğunda &lt;br /&gt;bekle beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüyalarım arındırıyor&lt;br /&gt;kirlerimi çözüyor&lt;br /&gt;bir battaniye yetiyor&lt;br /&gt;bir yüksek yastık ve &lt;br /&gt;  açık pencereden giren yel&lt;br /&gt;  böcek şakımaları&lt;br /&gt;  köpek ulumaları&lt;br /&gt;bir hipnozun parmak şıklaması sanki&lt;br /&gt;rüyalarımın kapılarına &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ev bekliyor&lt;br /&gt;yatak bekliyor&lt;br /&gt;ben bekliyorum uykumu&lt;br /&gt;kurtulmak istiyorum dünyadan&lt;br /&gt;toprak bekliyor &lt;br /&gt;su bekliyor&lt;br /&gt;rüyalar beni saracak biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar bataklaştı ki bildiğim hayat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2680385988586734676?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2680385988586734676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2680385988586734676' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2680385988586734676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2680385988586734676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/06/bir-ruya-gezerin-uykusuzluk-acs.html' title='bir rüya gezerin uykusuzluk acısı'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2836005121909469893</id><published>2010-05-06T08:32:00.004+03:00</published><updated>2010-05-06T09:03:37.445+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>sevgi bulutu</title><content type='html'>"Sevgi" aslında bir özne, bir yüklem ve bir tümleçten oluşan ve büyük harfle başlayıp nokta ile sonlanan bir cümle veya cümleler silsilesi değil. Önüne gelen sevginin mahiyetini, ne olup olmadığını anlatmaya çalışıyor, ister yazar, şair, ister filozof, sosyolog, psikolog ister sıradan kişiler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kullandığımız "seni seviyorum" sözünün ister sevgili, ister eş, ister anne, ister çocuk için olsun bir anlamı yok; ister baba, ister tanrı, ister bayrak ... Ne olursa olsun hepsi için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele "sevgi", onun içeriğinden, tümlüğünden, tutarlılığından çok "sevgi" kelimesi ile şeyler, nesneler, olgular, kişiler, kavramlar, anlamlar arasında kurduğumuz ilişki ve bu ilişkinin farkedilme biçimi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sevgiyi tanımlamaktan çok kurulan ilişkiler, bağlantılar aracılığı ile o dışarımdaki tüm varlık biçimlerinin "ben" bağlamında kurulan empatisi, "ben" üzerinden taşınan "aşkınlık"ı, bir yüceltmesi, farkındalığı, ayrıştırması ve bu durumun özel olduğunun, şahsiliğinin  bilinçlilik hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi bir bağlantılar, ilişkiler bulutu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunumuz ise"sevgi"yi genelleştirmek ve kalıplaştırmak. Herkes için aynı şekilde tanımlı, aynı etkileri duyuran, aynı sonuçları üreten bir yapı olmasını istemek, zorlamak. Ama sorun da bu. Bu konuyu sonra tartışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm kısaca ve basit olarak "şahsileştirmek".  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak "şahsilik" mikrokosmosuna inmek, sevgi ilişkisi, bağlacı için en zor bağlardan.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O nedenle sevgi kelimesini kullanırken, yaşadığımıza "sevgi" derken, bu başka bir şey olabilir mi? Sevgiyi bir bağlantılar bulutu olarak kabul etmemiz halinde bunun farklı vechelerini de o bulut yapısı içinde yaşıyor olabiliriz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde "hoşlanma", "haz", tutku", "arzu", "aşk" kavramlarını "sevgi"nin yerine ikame ve duygularımızı kendimize anlatmaya çalışırken yaşadığımız çatışmaları ortadan kaldırabiliriz. Çünkü "sevgi" bağları bulutu içinde aslında kavram diye tanımlama girişimlerinde bulunduğumuz "tutku", "aşk", "haz", "arzu"lar da göstereni ve gösterileni olan ilişki, bağ biçimleri olarak genel anlamda "sevgi" bağı bulutunun görünümlerinden bazıları olabilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman birbiri yerine yanlış kullandığımız kelimeler yanlış kullanımlar olmaktan çıkıp bize dair "sevgi"nin anlaşılma, hissedilme, yaşanma tarzları haline gelecektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl olan bir duyguyu, bir biçimi, bir bağı, bir ilişkilendirme edimini kelimelere sıkıştırmak eylemi gerekli olmaktan çıkar. Çünkü kelimeler "sende" veya "bende" olanı yansıtmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranışlarımızın bütünü, toplamı, sevgi bulutunun muhatap olduğu / aldığı şahsiliğin üzerinde yarattığı etki ancak belki "sevgi" / "sevgisizlik" olarak hissedilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2836005121909469893?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2836005121909469893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2836005121909469893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2836005121909469893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2836005121909469893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/05/sevgi-bulutu.html' title='sevgi bulutu'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4079330103383989929</id><published>2010-04-27T08:19:00.004+03:00</published><updated>2010-04-27T09:26:49.114+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Savaş</title><content type='html'>Senin için, yalnız senin için. Ner fırsat ne tehdit. Bir yüzleşme aracı. O senin yüzleşeceğin gerçek bir savaş. Yenmeyi, kazanmayı düşünmeden hedeflemeden, amaçsızca, yalnız savaşma eylemi ve bu eylemde göreceğin, sınayacağın benliğinin, savaşı olarak al. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçsız bir savaş ama seni açığa çıkaracak olan bir savaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşacağının hiçbir çıkarı yok bu savaşta. Amacı olmadığını bilerek davranıyor.Savaşı yalnızca savaş olarak alıyor. O kadar. O nedenle pervasız, korkusuz. Hile, al, dolap kurmadan, kurgulamadan savaşıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4079330103383989929?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4079330103383989929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4079330103383989929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4079330103383989929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4079330103383989929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/04/savas.html' title='Savaş'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4047568987475844743</id><published>2010-04-27T08:15:00.001+03:00</published><updated>2010-04-27T08:15:50.042+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>Özel Haller</title><content type='html'>Genellemeler özel hallerdir aslında. Özel haller yalnızca yaşanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4047568987475844743?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4047568987475844743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4047568987475844743' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4047568987475844743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4047568987475844743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/04/ozel-haller.html' title='Özel Haller'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-147389850258291905</id><published>2010-04-27T08:12:00.001+03:00</published><updated>2010-04-27T08:14:12.251+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>Genelleme</title><content type='html'>Genellemeler kelimelerle olur. Yaşam kelimelerin yaptığı genellemeleri yok sayar, genellemez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-147389850258291905?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/147389850258291905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=147389850258291905' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/147389850258291905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/147389850258291905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/04/genelleme.html' title='Genelleme'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2910098652383771571</id><published>2010-04-25T12:56:00.002+03:00</published><updated>2010-04-25T13:15:28.415+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Değerler</title><content type='html'>Kendini var edebilmek için bir şeyler yapar insanlar. Başkaları, onun dışındakiler, toplum veya topluluklar yapılanlar için iyi, kötü, doğru, yanlış derler. Sen de başkalarının yaptıklarına aynı sıfatlarla yaklaşırsın. Değerlendirirsin. Ama yapanlar için iyi, kötü, doğru, yanlış yoktur.Yapılmıştır, Gerektiği içindir, elinde değildir, içinden geldiği içindir veya ne denirse densin, yapılmıştır. Birilerinin lehinedir, çıkarınadır, birilerinin aleyhinedir, kaybınadır. Kimileri içinse ne önemi vardır ne de anlamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini parçalama. Parçalandığının kimse farkında değil. Kendi gündelik yapacaklarını yapıyorlar, ister öyle ister böyle. Sen de sabah ayağa kalktığında yapacaklarını hiç yorumlamadan yapmaya başlıyorsun. Başla. İşyerine git, telefonlarını aç, yazılarını yaz. Senin dışından gelenlerle yolunu doğrultacaksın zaten. "Yapamam bunu" diyemeyeceksin belki, "olmaz", "evet olacak" diyeceksin. Yaparım dediğini belki yapamayacaksın. Çok büyük taşların haricinde çakıllarla, taşlarla, kumlarla, suyla oynayamayacaksın. O kadar çok çakıl, okadar çok kum yığını, o kadar çok su damlası var ki. Senin değer dediklerin, birilerinin kurgusu yalnızca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni, senin içinde denetlemek üzere senin içine yerleştirilmiş gözetleme kuleleri değerler. Vicdan diyorlar, adına bu kulelerin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin içine konulan değerlerle yaşamıyorlar seni denetlemek isteyenler. Güçle yaşıyorlar ve sana ne kadar çok kendilerince tanımlanmış değer varsa zerk etmek için akla hayale gelmeyen oyunlar içindeler. Kitaplar, filmler, müzikler, dinler, partiler, ahlak öğretileri, radyolar, televizyon kanalları, gazeteler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat ol. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların kullanmadığı, yalnızca seni yönlendirmek için dillerinden düşürmedikleri değerleri alma. Elinden geldiğince. Taa çocukluğundan beri korku olarak, kalıp olarak yerleştirilenleri atamıyorsan bile, onların etkilerini en aşağıya çekmek için bir aracın var. Kayıtsız kalmak. Önemsiz hissetmek kendini. Gücün olmayacak, evet, çünkü güç için sen de değerleri başkalarına yönelik kullanmak zorundasın. Kullanmıyorsan güç yok. İktidar yok. Olsun. Gücün yok ama bağımlı değilsin o değer oltalarındaki yemlere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2910098652383771571?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2910098652383771571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2910098652383771571' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2910098652383771571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2910098652383771571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/04/degerler.html' title='Değerler'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-613799465758613618</id><published>2010-04-23T23:02:00.004+03:00</published><updated>2010-04-23T23:32:15.580+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Planlar</title><content type='html'>Çok ayrıntılı planlar işe yaramaz. Sonuçları önceden gören kararlar işe yaramaz. Başkaları yerine verdiğin cevaplar senin kendine kurduğun tuzaklar olup çıkar, anlayamazsın. Planlar olacaklara dair ancak tahminlerdir. Planlardan sonra yapabileceğin tek şey var: Beklenmedik olacaklara karşı hazırlıklı olmak, hayrete düşmemek ve elinin ayağının karışmasını engellemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarına göre kendi sorularına cevap arama. O cevaplara karşı kendi cevaplarını hazırlama. Göreceksin o başkaları adına verdiğin cevaplar, olaylar olup da gerçek cevaplar karşına çıkınca senin onlardan beklediklerin olmayacak büyükçe bir oranda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlar yerine yapacaklarına odaklan. O kadar. Kendince yapacaklarına, diğerlerinden beklentilerine değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda, oyunun dışında başka bir kural veya ilke yoktur. Eğer oyunda, moyun sürerken, oyunun dışından kurallar, ilkeler getirmeye kalkarsan kaybedersin. Birileri oyunun kurallarını, ilkelerini değiştiriyorlar ama, diyorsun. Onların sonunda kazandıklarını gördün mü? Bilesin ki senin ilkelerin eksik, dar olacaktır ve seni kaybetmeye götürecektir. Kaybetmeyeceğin tek oyun matematik oyunudur. Onun ilkeleri, kuralları neredeyse mutlaktır ve o nedenle matematik oyunlarının ilkeleri, kuralları değiştirilmez. Bir oyunun kuralları ilkeleri ne kadar çok değiştirilirse o oyun olmaktan çıkar zaman içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuralları, ilkeleri değiştirenlerin amaçları, gizli niyetleri vardır elbet, kaybetmeyi göze aldıkları ama hiç kaybetmedikleri. Sen yine oyunu kaybedeceksin. İster kendi ilkelerinle ister onların değiştirdikleri ilkelerle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güce sahip olanlar için oyuna yeni kurallar eklemek, gücün kaynağından kaynaklanır. Senin gücün yok ve eklediğin kurallar yalnızca seni bağlar. Yalnızca seni bağlayan kurallar koyacaksan ne gerek var oyunu değiştirmeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planları bırak birileri yapsın. Bırak onlar kendilerince ilişkilerini kursunlar, analiz etsinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya geldin ya bu çıkmaz yoldur. Sonuçlar değişmez yalnızca farklı biçimlere bürünür. Sonuçlar ertelenebilir veya öne çekilebilir. Çünkü o gücü elinde bulunduranların hiç düşünülmeyen bir hamlesi her şeyi alt üst edebilir. Dayanakların yerle bir olabilir. Sen onların planlarını öğrenmeye bak, planları anlamaya bak. Kendi eylemlerini kesinleştir ve keskinleştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tren makinisti gibi gör kendini. Ne sağa yanaşacaksın ne sola, ne el kaldırana duracaksın, ne zil basana, inecek var diyene duracaksın. Manevraların önceden belirlenmiştir. Ona uyacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar karmaşık, ne kadar hareketli planlar yapılıyorsa onların gerçekleşmesi de o denli zor veya güç isteyecektir.Eğer bir planın olacaksa kısa süreli ve basit olmalı. Onlar ne kadar karmaşık ve olasılıklara, ilişki ağlarına dayalı planlar yapıyorlarsa, sapacaktır eksenlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer senden yardım istiyorlarsa planları basitleştirmeye bak, azalt parametreleri. Sadeleştir. Ne kadar sadeleştirirsen o kadar başarma şansın olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir öneri daha. Planlara senden beklenilmeyecek hamleler koy bir de. Seni tanıdıklarına dair bilgilerine dayanarak beklenmedik hamleler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-613799465758613618?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/613799465758613618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=613799465758613618' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/613799465758613618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/613799465758613618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/04/planlar.html' title='Planlar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1940943516802863344</id><published>2010-03-27T11:12:00.002+02:00</published><updated>2010-03-27T12:20:31.198+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Karar herşeydir.</title><content type='html'>Günün yirmi dört saatini ayrı ayrı yaşamak gerek öncelikle. Her saat şehirde nasıldır, köyde nasıldır, dağda nasıldır, ormanda nasıldır, tecrübe etmek gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş, altı, yedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş doğmamış. Zifiri bir karanlık. Kurt, tilki hırlamaları, köpek havlamaları. Serçelerin, baykuşların, saksağanın sesleri. Suyu azalmış derenin iniltisi. Esen yelin hışırtısı, tipinin, lodosun, poyrazın dallara vuruşu nasıldır, yaşamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yok. Dolaşan ekip otoları, ambulanslar, çorbacıların kaldırımları yıkayan florasan ışıkları, pavyon önlerindeki dört çekerler, Volvolar, bmwler, mersedesler. Pavyon kapılarına, yanlarındaki panolarına asılmış afişler: Damla, Burcu, Özge, Mevsim gibi adlara sahip sarışın kadın resimleri, yakası açık, göğüs kılları dışarı taşmış sazcı resimleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz kıyılarında kurulmuş, hasır çatılarla örtülmüş diskolardan taşan elektrikli can hıraş çığlıklar, sürüklenen bedenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutuşu yaşamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her saati ayrı ayrı. Ama gece ve sabahı daha farklı yaşamak gerek. Gündüz biriktirmeye yarar, didinmeye ve uğraşmaya. Gece ve sabah ise karar vermeye ve uygulamaya geçmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin kendi doğrusu başka. En mutlak doğru ise karar. Karar, doğrudur. Planlar, karar yoksa boş düşüncelerdir. Karar planı giydirir, kuşatır, ciddi bir hale sokar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar her şeydir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1940943516802863344?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1940943516802863344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1940943516802863344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1940943516802863344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1940943516802863344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/03/ic-ses-3.html' title='Karar herşeydir.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4282596864422984352</id><published>2010-03-27T11:10:00.002+02:00</published><updated>2010-03-27T12:20:01.788+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Yol, Senin Yolun.</title><content type='html'>Sabah kalk. Kendini arındır kirlerinden. Yıkan. Tıraş ol. Dişlerini fırçala. Pantolon paçalarındaki çamur kalıntılarını çitile. Ayakkabılarını boya. Sıkı bir kahvaltı yap. Peyniri, zeytini, kızarmış ekmeği, balı, pekmezi veya reçeli unutma. Fazla demli çay içme. Yudumlayabileceksen yalnızca sıcak su iç. Tek başına. Sabahın serinliğini, yelini, esintisini yüzünde duy. Balkona çık elinde sıcak bardakla. Ağzında yaktığın günün ilk sigarası. Tepelerin uğultularını dinle. Köpek havlamaları, kuşların kanat çırpışları, otların arasından koşarak geçen fareler, kedilerin miyavlamaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkunun mu, haber vermenin mi, sevişmenin mi, saldırmanın mı tonlarını içeriyor sabah burnuna çalan kokular. Teneffüs et. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkına varmaya çalış, dikkatini keskinleştir: Şu taşı üç gün sonra saat üçte orada olduğunu hatırla örneğin. Gölgesini, biçimini, büyüklüğünü, üstüne konmuş sineğin nereyi seçtiğini, yanındaki çöpün saman mı, çam iğnesi mi olduğunu, kazı belleğine. Ayrıntıları topla ve bir şekilde tekrar kullanabileceğin varsayımı ile sakla beyin kıvrımlarının bir köşesine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defterlerini, kalemlerini düzenle. Giderken unutma buralarda. Nasıl bıraktığını unutma, kalemin ucunun nereye baktığını, defterin üstünde mi, yanında mı, unutma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda aklına gelenleri not et bir küçük deftere. Cebinde yaz da olsa kış da olsa eksik etme kalemi, kağıdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar daha uyurken yap bunları. Her yeni kişi seni senden alıkoyar. Unutma. Yalnız başına hazırlan. Çünkü yol senin yolun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4282596864422984352?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4282596864422984352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4282596864422984352' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4282596864422984352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4282596864422984352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/03/ic-ses-2.html' title='Yol, Senin Yolun.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5255569398114226936</id><published>2010-03-27T10:50:00.003+02:00</published><updated>2010-03-27T14:25:55.025+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Ne Olacak Şimdi?</title><content type='html'>&lt;meta equiv="CONTENT-TYPE" content="text/html; charset=utf-8"&gt; 	&lt;title&gt;&lt;/title&gt; 	&lt;meta name="GENERATOR" content="OpenOffice.org 3.1  (Linux)"&gt; 	&lt;style type="text/css"&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		H1 { margin-top: 0.85cm; margin-bottom: 0cm; color: #365f91; page-break-inside: avoid } 		H1.western { font-family: "Cambria", serif; font-size: 14pt } 		H1.cjk { font-family: "Times New Roman", serif; font-size: 14pt } 		H1.ctl { font-family: "Times New Roman", serif; font-size: 14pt } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt;    &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ne olacağını bilmiyorsun.  Yönelebileceğini ve böylece bileceğini sanıyorsun. Çünkü her şeyin merkezine kendini koyuyorsun. Sanki sana göre şekilleniyor çevrende olanlar ve olacaklar. Ölümü bile yakıştırmıyorsun kendine. Suya düşen taş gibi hissediyorsun kendini. Suyu dalgalandıran ve halkalar oluşturan bir taş gibi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ama senden çok uzak, olacak olanlar. Geldiğinde, bir dalga nasıl yıkıcıysa, öyle yıkacak seni gelen dalgaların da. Çoktan gitmeliydin buralardan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Her şey birbirini etkiliyor ve tetikliyor. Ancak hiçbir şey  sonuçlarından haberli değil. Geçip gidiyorlar. Unutuyorlar. Nasıl bir sonuç olacağını belki tahmin etmeye çalışıyorlar. Ama ortaya çıkan sonuçlar, tahminlerden, beklentilerden çok farklı oluyor veya beklenenlerden çok daha derin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Planların sadece sana dair ve haritalar da senin zihninle sınırlı. Planlarınla kendini bir yaratıcı gibi hissediyorsun. Plan yapanların ruh halindesin. Planlarınla tanrısallaştığını sanıyorsun. İnsanlara roller biçiyorsun, sorumluluklar tayin ediyorsun. Araçlar seçiyorsun, alıyorsun, veriyorsun. İhtimalleri hesaplıyorsun. Olması gerektiğini düşündüklerin için cevaplar hazırlıyorsun. Karşı hamleler kuruyorsun. Bir bilgisayar programı gibi her olası durum için prosedürler yazıyorsun kendince. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ama olacak olanlar senin bilmediğin, öngörmediğin veya düşünemediğin o kadar uzak bir geçmişten ve küçük adımlarla yürümeye başlamışlardır ki,  o olma anı geldiğinde, sen ona karşı durmaktan o kadar çok uzaksındır ki, o kadar çaresizsindir ki... Olanı bilemezsin ve sonuçların karşısında duramazsın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İsteyip de önüne geçemediğin olaylara şöyle bir baksan anlayacaksın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çok eski zamanlarda, sana göre eski, sana göre bilinmeyen zamanlarda olmaya başladı yaşadıkların ve yaşayacakların. A noktası ile başladı ve sen A noktasından, senin tahmin ettiğin A noktasının senin düşünemediğin, inemediğin önceki dönemlerini bilmiyorsun. Bildiğini sandıkların ise sadece sana anlatılanlar, senin düşünebildiklerin kadar. O kadar. Belki biraz kendinden bir takım sezişlerle bazı boşlukları doldurduğunu sanıyorsun. A noktasının sonuçları ile  yaşarken.  Bir sözden, bir yüz ifadesinden, birisi ile telefonda konuştuklarından süzdüklerin. Ya öncesi, ya senin onunla olmadığın anlar, yerler. Ya senin görmediklerin, duymadıkların?  Bilmiyorsun. Boşluklar içinde taşlara, ağaç kütüklerine basarak yaşıyorsun. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kendini bir cenderede hissediyorsun. Bir şeyler yaparsan kurtulacağını sanıyorsun veya sıyrılacağını. Ne zaman tırmanmaya başladı akrep yokuşu. Bilmiyorsun. Yola yeni çıkmadığı aşikar. Yoksa açmazlar olur muydu? Yola yeni çıkmış olsaydı keşke. Vazgeçmek, bir tercih olabilirdi. Ama öyle bir tercih yok, geldiğin şimdiki an'ında. Seçeneklerin ne kadar az. Ya olanı olduğu gibi sürdürmeye devam edeceksin ve öleceksin. Ya yeniden kurmaya başlamaya teşebbüs edeceksin ama yine öleceksin. Ya kaçacaksın ama yine öleceksin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tercihlerinde yalnızca ölme biçimlerini seçme hakkın kalmış. Akrep biraz daha sana sokulduğunda üç ölme hakkın önce ikiye sonra bire inecek. Ölme biçimine karar ver ve yapacaklarını belirle.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Teslim olursan nasıl, nerede ve kim tarafından, ne zaman öleceğine, seni teslim alacak olanlar belirleyecek. Onlar seçecek ölme biçimini. Uzatabilirler, kısaltabilirler.   Seni kullandıktan sonra bir şekilde ölü gibi bırakıp gidebilirler, “ben” demeye yüzün kalmaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir mecaz olarak düşün: Seni sımsıkı bağlayıp bir çöle, bir mağaraya, bir boşluğa, bir yokluğa terk edip gidebilirler. Bu birinci ölüm şeklin. Belki ölümün kendi elinden olabilir, bulabilirsen bir fırsat ve kendinden vaz geçebilme gücünü. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Direnirken de öleceksin. Kazanamayacaksın. Bir mevzi kazanabilirsin, birilerini, birkaç kişiyi saf dışı bırakabilirsin. Ama o yaşadığın ana gelinceye dek, güce ilişkin hiçbir birikimin yoktu. Güç kavramını duyuyordun, biliyordun, görüyordun, ama kendi hayatına dair doğrudan yönelen bir gücü, zorlayıcı, dayatan, isteyen ve karşı çıkışı yok sayan bir gücü yaşamamıştın.  Gücün ne olduğunu bilmiyorsun. Sözlük anlamı dışında gücün kendisini bilmiyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Saf dışı etmek, bir şeyleri, gücü ortadan kaldırmak demek değil. Direnirken kendini güçlü hissedebilirsin ama “güç”e sahip bir “güçlü” değilsin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Direnirken ilk ateşte ölebilirsin. Bu en az dramatik olandır. Geleceğe dair neler düşünüyorsun, özellikle kendi geleceğine dair? O ilk ateşte belki geçmişinin ne kadar kısır, boş olduğunu düşünüyor bile olmayacaksın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir izsiz geçmişten iz bırakan bir gelecek çıkarmaya çalışıyorsun. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yalnızca istiyordun, istiyorsun. Dikkate değer bir çaba ortaya koymadan. Belirleyici bir çaba yok, yalnızca irade ve hareketsiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Düşünceler uçuşurken içinde bir bıçak, bir kurşun, bir tel, bir patlayıcı, bir gaz geliyor ve seni yere seriyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İzi olmayan bir geçmişle kendine dair kurduğun bir gelecek arasında boylu boyunca serilmiş kalmışsın. Gözlerin ümitsizce ölümü geciktirmek için direniyor. Nice insan için böyleydi. Babanı hatırla, anneni, ölen arkadaşlarını.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Neleri denemişlerdi ama nasıl ölmüşlerdi? Bir dön bak o anılarına. İlk ateşte ölmenin dramatikliği seninle ilgilidir. Başkası veya başkaları ile ilgili değildir. Bir iki damla gözyaşı, ayağa kalk, silahına dayan ve savaşına geri dön. Senin, o can çekişirken upuzun yerde yatarken, kelimeler ağzında büyürken, dilin dönmezken, çalışan beyninin isyanını kimse görmez, hissetmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Direnirken eğer esir düşersen teslim olduğun gibi olmaz hiç sonuçlar. Ama benzer ölüm seçenekleri yine karşındadır, daha acımasız. Canını yaktıkların, canını aldıkların.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Onlarla ve anılarıyla yüz yüze geleceksin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yakın birinin ölümünü zaman içinde unutabilirsin. Bir an için onunla kahvaltı ettiğin masada onun yerine oturduğunda belki “o” canlanıverir. Bir şarkı dinlerken, bir film seyrederken, yemek yaparken… Hiç ummadığın bir anda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu anılar, canlanmalar, onu sende yaşatmaya devam eder. Yaraları açık ve sürekli acı verir tutar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yaraları açık olanlar seni, o açık yaralarından sorumlu tutarlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir gün fırsatı bulduklarında senin hesabını görmek için beklerler. Ancak senin yok oluşun o açık yaralara kabuk bağlatacakmış gibi düşünürler. Her an sıcak tutarlar. Anılar, o canlarını aldıklarının yakınlarında o canını aldıklarını yaşatırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tetikte bekleyeceğin bir ölüm bekler seni esir düştüğünde. Ölüm bazen kendi elinden gelebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hazırsan, “güç”ün varsa, ipini çekecek parmaklarına, ayaklarına veya ölümü çağıracak olan bilincine güvenin varsa.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaçarsın ve yine de ölürsün. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu son seçeneğin. Şimdi kalkıp cebinde ne kadar paran varsa, paranın seni götürebileceği bir yere kadar atlar bir araca, gidersin. Daha önce hiç gitmediğin, bilmediğin, tanımadığın, tanıdığının olmadığı, olmadığın bir yere. Bunların dışındaki her yer senin savaş alanın, savaşını sürdürme ihtimali olan yerler. Eğer ihtimaller varsa şu an için, içinde bulunduğun açmazın, savaşın veya yok oluşunun devam etmesini arzuluyorsun demektir.Belki ihtimallerin sonuçlarını erteleyebilirsin, ancak gelecek olanı ihtimalin dışına çıkaramazsın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaçmak öyle bir şeydir; bir siliniş ve bilinmeyen bir yerde bir solucan gibi başka bir kayayı oyma çabasıdır. Hatırla, bir filmde ne demişti bir solucan, “zaman ver seni oyayım.” Zaman kalmadı. Olmayacak bundan sonra kaçmak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaçak, göçebeden başkadır. Göçebeler köksüzdür, oysa senin köklerin var, sen kaçaksın. Kökleri ölü bir kaçak. Gece uyandığında yalnız başına sana omuz verecek bir kök değil. Şekil değiştireceksin, nefes almaya devam edeceksin. Kaçmanın yüreğine çöreklenip ağırlaşmasına dek. Sonra değiştirdiğin şekillerin, aldığın nefeslerin sana acı vermeye başlayacak. “Ya kazanırsam”, “onları yüz üstü bıraktım”, “ya düşündüğümden daha güçlüysem”, demeye başlayacaksın. O ağırlık sana bunları veya benzerlerini söyletecek ve geri dönüşünü fısıldayacak kulağına. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bunları duymuyorsan, elin ipine yakın demektir, biliyorsun. Şehirleri terk edeceksin. O seslerin çağrısına uymak istemiyorsan, duymak istemiyorsan başka kişileri ve yerleri denemeye devam edeceksin. Başka yataklarda uyanacak, başka bardaklarda sonlandıracaksın gecelerini. Dudakların tatları değişip duracak, yerlerle birlikte, odalarla birlikte. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ne yaparsan yap, yaptığın her şey ölüm biçimini belirleyecek. Bunu biliyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ne kadar çok konuştum, değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New,monospace;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ben senin kafanın içindeki vesveseyim. Senin tahayyülün, senin korkunum. Sen düşünürsün, ben konuşurum. Ne olacak şimdi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5255569398114226936?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5255569398114226936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5255569398114226936' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5255569398114226936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5255569398114226936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/03/ic-ses-1.html' title='Ne Olacak Şimdi?'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8670589628543423917</id><published>2010-01-21T23:29:00.005+02:00</published><updated>2010-01-22T20:15:36.250+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>havuzun yanında ...</title><content type='html'>Fıskiyelerin deliklerinden kaçan su zerrecikleri havuzun kenarlarına çarpıp sekiyor ve oturanları muzipçe taciz ediyordu. Havuz duvarlarına sıralanmış mavi, sarı, mor, kırmızı, pembe, turuncu, yeşil ışıklar yayan florasanların cızırtıları içinde sular, havuza rengarenk tekrar yağıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağaçların karaya çalmış yaprakları, yolları aydınlatan lambaların eşliğinde gölgelenmişler, yansılarını taşların üstlerine sermişler, dinlenmeye çalışıyorlardı. Cırcır böcekleri korosu yeni bir şarkıya geçmişti. Gecenin derinliklerinden yankılanan sesleri ile boşlukları dolduruyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sular avuçlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak gebe kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buzlar çözülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçurumların iki yakası birbirine yakınlaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tükenmişlik nasıl anlatılabilir? Yalnız başına dinlenen sesler nasıl paylaşılabilir? Kimin dikkatini çekip "bak Birsen Tezer söylüyor. Ne güzel değil mi", diye sorabilirim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyebileceğim tek bir şey var. Yaşadıklarımdan anlatabileceğim hiçbir şey yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8670589628543423917?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8670589628543423917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8670589628543423917' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8670589628543423917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8670589628543423917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/havuzun-yannda.html' title='havuzun yanında ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8329064281272757772</id><published>2010-01-21T00:17:00.005+02:00</published><updated>2010-02-15T16:10:01.071+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>İnsanlar kazınıyor belleğime</title><content type='html'>Neredeyse yirmi yıl önce şöyle yazmışım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar kazınıyor belleğime. Bir gün su yüzüne çıkmak üzere. Ulaşmam gereken bir iki mevzi kaldı. Herşeyimi paylaşabileceğim bir insan. O insan olduktan sonra diğer engeller kolayca aşılabilir. İnanıyorum buna."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dönüp o geçen yirmi yıla bakınca, anladım ki, herşeyi paylaşabilecek bir insanın varlığı  tüm engellerin aşılması için yeterli olmuyormuş. Hatta engelleri aşmak için tanımladığım mevziler, hedefler bile mevzi veya hedef olmaktan çıkabiliyormuş. Bakıyorum ki  gitmek istediğim yerler yer olmaktan çıkmışlar. Onların yerine yeni sorumluluklar, yeni zorunluluklar, yeni karmaşıklıklar gelip oturmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların birliktelikten anladıkları yalnızca "evlilik" bağlamında birliktelikler, genel anlamda. Benim anladığımsa kurumsal akitlerin ötesinde, gevşek, statüsel olmayan birlikte yaşama iradesi. Evlilik adında statülere dayalı bir akit yapılmışsa, başlangıçta ne denirse densin, o akit, sonuçta, tarafların köşe bucak kaçtığı o geleneksel yapıya dönüşmekten kurtulamıyor. Öyle olunca, kendimce koyduğum ve kendimi orada gördüğüm yerler, benim seçimlerim yerine başkalarının seçimleri ve tercihleriyle, yön, amaç ve beklenti sapmalarına uğruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir sapma ki, beynimin arka tarafında sürekli tıkırdayıp duran yazma merkezli yaşam arzum kül olp uçuvermiş yirmi yıl içinde. Yazmadım değil bu süre zarfında, bir çok metin çıkardım, ancak beynimi kemiren yüzlerce konuyu atlamak, unutmak ve geri püskürtmek pahasına yazmıştım yazdıklarımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odağım hep gündelik işler oldu. Paylaşacağımı düşündüğüm insan acaba neyi paylaşmak istediğimin ve tutkumun farkında mıydı? Benim ifade edebildiğim kadar farkındaydı, daha ötesi yoktu. Bense o gündelik yaşamın dayatmalarını bertaraf etmeye ve tutkuma zaman yaratmaya çabalıyordum. Ancak hiçbir zaman gündelik yaşamın dayatmalarını ne püskürtebildim, ne bertaraf edebildim. Her gün farklı bir dalga, farklı bir sorunla yüzyüze geliyordum. Zaman içinde tutkumun ışığı sönmeye, küllenmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra fırsat buldukça yazmaya oturuyordum akşamları. O zamanlarda bende bir sorun çıktı. yazamıyordum. Toplayamıyordum kendimi. Yazma fırsatım varken kaçıyordum. Uykuya bırakıyordum kendimi. Mükemmel düzenlemeler aramaya başlamıştım. Özel bir oda, özel bir bilgisayar, özel bir masa, kalemler, silgiler, özel defterler, mürekkepler, radyolar ... Kendime bu kez  ben engeller çıkarmaya başlamıştım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sonra, yaşadıklarımın üstünü zaman tülüyle örtüp kervan geçmez, yolu tozlu şehrin dışında  bir eve yerleşmek zorunda kaldığımda, anladım ki aradığım tek şey yalnızlıkmış. Hele annemin ölümünden sonra yaşadığım ve hemen hemen hiç kimsenin kapımı çalmadığı bir yıl içinde hissettiklerim bana, insanlardan dolayı ne kadar yorulduğumu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımda insan istiyorum, ama sürekli değil. Sevişmek istiyorum ama görev duygusu ile değil. Çalışmak istiyorum ama zorunluluktan değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri ile birlikte çalışmak, sorumluluklar üstlenmek, görevleri paylaşmak istemiyorum. Ne ben ne de birlikte olduğum insan(lar) çalışmak zorunda kalmadan yaşayabilmeliyiz. Yeni bir şeyleri öğrenmek zorunda kalmadan, elimizdeki biriktirdiğimiz bilgiler ve deneyimlerle, yeni meydan okumalara ihtiyaç duymadan yaşamalıyız, diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerektiğinde içimizden geldiğince kaybolabilmeliyiz, gerektiğinde günlerce evden çıkmadan yalnızca konuşarak, dertleşerek, yazarak yaşayabilmeliyiz. Gerektiğinde başımızı kaldırmadan çalışabilmeliyiz. Çalışma gücünü zorunluluktan değil, içimi&lt;den i="" in=""&gt;zden gelen arzudan almalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yaşadıkça, kısmen de olsa böyle yaşayabildikçe, içimde bir kıpırtı hissediyorum kelimelere karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızım. Bir salonda tek başınayım. Yeniden eski defterlerimi açtım. karalama kağıtlarımı önüme çektim. Ama mükemmel düzenler aramıyorum artık. Ne varsa onunla yetiniyorum. Yazmayı yeniden deniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarır mıyım, başaramaz mıyım? Hem mechul hem hiç umurumda değil. Mutlak şartlarımı bıraktım. Yazıyorum. O kadar. Kurallarımı iptal ettim. Ne bulduysam onunla yazıyorum. Daktilo, bilgisayar, defter, kopya kalemi, dolma kalem, tükenmez kalem, keçe kalemi, kullanılmış kağıtlar, sarı teksir kağıtları, eski ajandalar... Bazen el yazısı ile bazen matbaa harfleri ile içimden nasıl gelirse öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar önce tütünü bırakmıştım. Sanki sonsuza kadar yaşayacakmışım gibi. Sadi'nin, Annemin, Rahim'in ölümleri birden beni irkiltip kendime getirdi. Sonsuza dek yaşamak diye bir şey yok. Ölüm bir yol gösterci. Az da olsa canım çekiyorsa bir sigara tellendiriyorum artık. Bir metnimde şöyle bir ifade vardı: "Tüm ihtiyatlarımı bıraktım". gerçekten saklanacak, olmazsa olmaz hiçbir nesne yok yaşamımda. Üstüne titreyeceğim yalnızca şu yaralı yüreğim ve acılarla yıllarca kıvranmış ruhum var. Artık acılarla, dayatmalarla ruhumu kıvrandırmak istemiyorum. Gereksiz heyecanlarla, sıkıntılarla yüreğimi yıpratmak istemiyorum. İhtiyatlarımı bıraktım. Gerekirse yağmurda ıslanayım, ama evden çıkarken yağmur yağacak, şemsiyeyi unutmamalısın diye kendimle tartışmamalıyım. İçimden gelirse alırım gelmezse kasketimle idare ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadi, 2003 temmuzda öldü. O yılın şubat ayında evine gitmiştim bir akşam. Çalışıyordu. "neden yayınlamıyorsun yazdıklarını", demişti bana. Ağzımda bir şeyler gevelemiştim. O yıl öldü Sadi. Öldükten sonra kitabı yayınlandı. Göremedi kitabını. Kitaptan hiçbir maddi beklentisi yoktu. Yalnızca birikimini, bildiklerini, düşüncelerini ve gördüklerini paylaşmak isiyordu. O kadardı kitabın onun için anlamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için de o kadar.&lt;/den&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8329064281272757772?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8329064281272757772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8329064281272757772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8329064281272757772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8329064281272757772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/insanlar-kaznyor-bellegime.html' title='İnsanlar kazınıyor belleğime'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1914559015483053228</id><published>2010-01-17T14:06:00.003+02:00</published><updated>2010-01-17T14:38:54.377+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Sabah</title><content type='html'>Sabah. Hava kapalı. Bulutlar yağmura gebe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölgün bir renk yağmış Ankara'nın her yanına. İki yüzlü, kasvetli, ölüm karalığına bürünmüş bir çehre. Manyetoların tıkırtısı duyuluyor kapalı kapıların arkasından. Körpe etlerin dişlenmesine benzer sesler taşıyor o sokaklara. Kara namlulara sürülmüş ölüm öpücüğü ıslaklığında mermiler hazır bekliyorlar. Romanlarda, filmlerde bir gözü trohomlu kör cellat imgesine benzer bir kara delik çevrilmiş şehrin her yanına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşların rengi simsiyah. Kanaryalar sarılarını çıkarmışlar, bülbüller kızıl göğüslerini karaya boyamışlar, mavi tüyleri dökülmüş muhabbet kuşları. Alevler sadece kara duman savuruyor. Yalnızca şehrin bir yanı var gece aydınlık, geri kalan tüm şehir zifiri bir karanlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et kokuları geliyor burnuma. Ne koyun eti ne dana eti. Elim yandığında duyduğum koku. İnsan eti kokusu. Ütülenmiş kellelerden gelen kokular bunlar. Yanık saç, kıl kokuları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığlıklar yükseliyor bacalardan. Pencereler, kapılar önlüyor kaçmasını seslerin. Yalnızca bacalar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kapalı. Sabah. Yağmura gebe bulutlar. Mezar kazıcıları neden bu denli güleç bilmiyorum. yeni müşteriler, yeni çukurlar, yeni mezar taşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filan günün, filan sabah saatinde boyunlarındaki ip izleri, ipin morlukları bulunanlar kazılan çukurlara, sessizce gömülmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah. Hava kapalı yağmura gebe bulutlar. Bulutlar ağlamıyor. Göz yaşlarını boşaltmıyorlar.  Öfkelerini biriktiriyor bulutlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlayın bulutlar. Sizlerin kahırlarını çekmeyelim. Göz yaşı pınarlarım kurumuş. Senin kuru değil Ağlasanız ne kaybedersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah. Hava kapalı. Yağmura gebe bulutlar. Pencere kenarında seni seyrediyorum. Seni seyrederken ben neler düşünüyorum senin hakkında anlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara kalesinin altında senin alev alev yanışını düşlüyorum. Kulaklarımın yanından, başımın üzerinden kurşunlar vızır vızır geçerken ben elimde lacivert ve şekli bozulmuş kasketimle sana selam yollayacağım. Göz yaşlarım kuru. Senin için ağlamayacağım. O mağrur tepenin düzlenişini göreceğim Kayası aşınmış un ufak edilmiş, çanı kırılmış bir Çankaya göreceğim ve güleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.07.1983&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1914559015483053228?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1914559015483053228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1914559015483053228' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1914559015483053228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1914559015483053228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/sabah.html' title='Sabah'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-785906576389690659</id><published>2010-01-17T12:40:00.003+02:00</published><updated>2010-01-17T13:15:11.948+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Mutluluk hissi</title><content type='html'>Ölçüsüz, sınırsız olan yoktur. Ancak ölçüsüzlüğü veya sınırsızlığı duygularında hissedebilir insan. Bir süre, bir dönem, bir kaç yıl bir kaç on yıl sonra duyguların da sınırlarını ve ölçülerini farkeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk; bir esenlik, bir erinç, hiçbir şeyin o anda insanda yarattığı ferahlığı, rahatlığı, iç huzurunu ortadan kaldıramayacağı hissidir. Mutluluk, işte o his bir anlıktır. İnsan ilk önce bu sınırı, mutluluk duygusunun sınırını ve ölçüsünü farkeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk hissi noktasaldır, yalnızca bir duruma karşılık gelir. Saadet, mesut olma, felicity, happinies. Kesiklidir, süreksizdir.  Mutlu olma anı geçtikten sonra tekrar sıradanlaşır anlar. Diğer anlara benzer, o anların içerikleri farklı ama sonuçları aynı olan tekrarlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm, ya o mutluluk hissiyle dolu bir anda veya o histen yoksun tekrarlardan bir anda çıkar karşımıza. Ölüme mutluluk dolu bir anda gülümseyen kimseyi görmedim bugüne kadar. Ölümle mutluluk hissi ile dolu bir anda karşılaşmak için diğer anların tekrar eden hislerinden arınmış bir boşlukta beklemek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algılanamayan sesler, ışık dalgaları vardır. Özel bir araçla, o kişiye ait özel bir varlık durumuyla algılanamayanlar alıgılanabilir hale gelebilirler. Özel olarak algılanabilen özel durumlar işte beklenilen boşluğun sonuçlarındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinin hiç boşluğu yoktur. Aslında hayatları o boşluktadır. Yaratıcılar, sanatçılar, şairler, ressamlar, şarkı söyleyenler, keman çalanlar, ağız mızıkası ile boşluğa sesler gönderenler ve diğerleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinin yine hiç boşluğu yoktur. Bütün anları, ne ile doldurulursa doldurulmuş olsun, doludur.  İşte bu dolu anları ile hayatlarında hiçbir boşluğa yer vermemiş olanların ölümlerinde gülümseme yoktur, ölümü kabullenme yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm sonrasında bile yaşamayı düşündüklerinin sonuçlarına veya yaşamayı düşündüğü anların beklentilerine  odaklanmışlardır. Şu son nefesi bir an daha geciktirsem, derler ve her geciktirmeden bir an daha kazanmaya çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşluğunda ölümü karşılayanlar için artık ölüm bir değişim, bir yer değiştirme, bir biçim değiştirme eylemidir. Ölüme erişmiş olmak onlar için mutluluk hissine dokunmak gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solan gülün arkasından ağlamazlar. Nasıl olsa gül solacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açan gülün arkasından gülmezler. Nasıl olsa gül açacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koparılmış gülden dolayı kızmazlar. Nasıl olsa o gül bir yakada kokmaya devam edecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-785906576389690659?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/785906576389690659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=785906576389690659' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/785906576389690659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/785906576389690659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/mutluluk-hissi.html' title='Mutluluk hissi'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7450361719379826131</id><published>2010-01-17T11:54:00.002+02:00</published><updated>2010-01-17T12:00:21.175+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Kötümser</title><content type='html'>Kötümser kimse yoktur. Kötümserce ifade ediliş vardır. Kötümserler aslında iyimserlerin zirvesidir. Kötümserlerin en azından bir kişi nezdinde de olsa kurtaracakları vardır: Kendileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyimserler, büyük çözüm paketleri, dört başı mamur teorileri, kurtuluş modelleri ile herkesi kucaklamaya çalıştıkları oranda, tümü kurtarmak adına, en küçükten vazgeçme tercihleri ile kötümserlerden daha çıkmazdadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, iyimserlerin kaybetme öyküleri ile yazılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7450361719379826131?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7450361719379826131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7450361719379826131' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7450361719379826131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7450361719379826131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/kotumser.html' title='Kötümser'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5086958753264417189</id><published>2010-01-17T11:18:00.003+02:00</published><updated>2010-01-17T11:48:39.270+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Zombiler</title><content type='html'>İnsan iki biçimde veya dönemde öldürülüyor: Ya çocuklukta ya da erişkinlik döneminde. Sonrası tüm dönemlerde karşımda ölü insanlar gördüm. Erişkinlik çağına gelen birinin erişkinlikten çıkıp toplumun kendisini kabul edebilmesi için zaten öldürülmesi gerekiyor. En azından çocukluğunu ve buna bağlı özgürlüğünü biraz yaşamış olabiliyor. Ama ya çocuklukta öldürülmüşse?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erişkinin öldürülüp topluma kabul edilmesinden sonra o ölen erişkinin tüm bilinci kökten yok edilemediği için, anı kırıntıları içinde kendi özgürlüğüne dair çocukluğun izlerini sürebildiği için sakat da olsa bu ölümü elindeki özgürlük kırıntılarıyla yaşamaya devam edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinç dışı taşmalarıyla, kendi içine dönme olanaklarıyla, terketme veya vazgeçebilme seçenekleriyle, sığınabildiği sanatları olmasıyla, o kendi saf özgürlüğünün hastalıklı da olsa yansımalarıyla devam eden bir ölüm hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer çocuklukta öldürülmüşse, izini sürebileceği bir özgürlük alanı yoksa veya o alanı tanımadan, denemeden öldürülmüşse, o yaşam bir zombi yaşamına benziyor. Etrafta gördüğüm ve artık kanıksadığım ölüm tanıklıkları hep bu zombiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolgu haline getirilmiştir çocuklukta öldürülenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevebilirler. Sevmek zorunda olduklarını veya sevmenin, gördüklerine, yaşadıklarına  bağlı bir edim olduğunu kabul etmişlerdir. Dizilerde, şarkılarda filmlerde gördüklerinden dolayı sevmeyi öğrenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşıyoruz diyebilirler. Yaşamak zorunludur ve yaşamakla mükellef oldukları söylenmektedir kendilerine. Bir amaçları vardır yaradılışlarının. Bu amaçlara bağlı olarak yaşamaları gerektiği vaz edilir sürekli kendilerine. Yaşamdan gerektiğinde vaz geçmesini bilmezler. Vaz geçiş kendileri için değil kendilerinden daha yüksek ve ulu bir varlık içindir. Tanrı içindir, vatan içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanız derler. Herşey bizim içindir derler. Evren onlar içindir, dünya, hayvanlar, bitkiler, dağlar, ovalar, denizler onlar içindir. Onlar için olmayanın korunması gereğini düşünemezler. Çünkü o kendi dışlarındaki gerçeklikleri, onların duyumları, algıları ile tanırlar. Kendi duyumları, algıları dışında olanları değerli görmezler ve yokedici olurlar. Evrenin onların algılarından bağımsız olduğunu ne kabul ederler ne de böyle olması gerekir diyenleri anlamaya çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok aslında. Yalnızca onları çocukluklarında öldüren mekanizmalar yine çocuklukta öldürülmüş olanlar tarafından üretilmiyor mu? Şimdinin tetikçileri geçmişlerinde o ölümün yaşayanı değil miydiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var aslında. Güce, disipline, zora dayalı yaşama paradigması. Paradigmanın kaynağını başkaları açığa çıkarsınlar. Bu satırlar yetmez o paradigmanın kaynaklarını oraya koymaya. Yalnızca bir saptamadır bu satırların görevi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5086958753264417189?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5086958753264417189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5086958753264417189' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5086958753264417189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5086958753264417189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/zombiler.html' title='Zombiler'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-447270803866568721</id><published>2010-01-17T02:10:00.005+02:00</published><updated>2010-02-14T10:59:51.462+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Sabahattin Ali için ...</title><content type='html'>Bu akşam bir televizyon kanalında Sabahattin Ali ile ilgili bir program seyrettim. Sonra eski defterleri karıştırmaya başladım. Sezen Aksu'nun yorumladığı "Benim Meskenim Dağlardır" şiirinin altına Sabahattin Ali'ye ithafen bu şiiri yazmışım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;közde kor gömülüdür&lt;br /&gt;karda iz örtülüdür&lt;br /&gt;yürekte neler gizlidir&lt;br /&gt;bir gün olur açılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yel ile savrulur kül&lt;br /&gt;suzuzluğunda solar gül&lt;br /&gt;görülünce susar bülbül&lt;br /&gt;bir gün olur şakır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dolup ağladığında bulutlar&lt;br /&gt;bentlere eriştiğinde sular&lt;br /&gt;avuçları doldurunca damlalar&lt;br /&gt;bir gün olur taşar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gökyüzü sararsın&lt;br /&gt;kuşlar mavi arasın&lt;br /&gt;öldürülensin ki ağıdın&lt;br /&gt;bir gün olur yakılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her söz söylenmekle bitmez&lt;br /&gt;kurakta dal sürgün vermez&lt;br /&gt;bu düzen böyle gitmez&lt;br /&gt;bir gün olur yıkılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.07.1983&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-447270803866568721?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/447270803866568721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=447270803866568721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/447270803866568721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/447270803866568721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/sabahattin-ali-icin.html' title='Sabahattin Ali için ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8787891932372700521</id><published>2010-01-17T01:40:00.003+02:00</published><updated>2010-01-17T02:05:01.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Burdur'da ...</title><content type='html'>Burdur'dayım. Cumartesi günü döneceğim Ankara'ya yine. Sabah saat on bir suları ders çalışıyorum.  Finallere hazırlanıyorum. Evdekiler bayram gezmesine çıktılar. Belki akşam üstü göle kadar yürürüm. Dün ağaca çıktım, erik topladım bir sepet kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarımı özledim. Burada öyle konuşacağım bir çevre kalmadı. Çoğunluğu başka şehirlerde, başka üniveritelerde. Final dönemleri farklı. Yalnızca getirdiğim kitaplar var. Onlar da konuşmanın yerini tutmuyor. Ayşe, Ayşegül, Gülsen, Ruken, Murat, Mete, Ruşen, Azmi ile kavga etmek istiyorum. Ağız dalaşına girmek istiyorum. Ama yoklar işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT 3'te Bach'ın Viyolensel Suiti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığım kalem benim değil. Yasemin'in. Geri vermeyi unutmuşum. Gözleri çok güzel Yasemin'in. Ağızlığa bir Yenice takmışım. Keyifle tüttürüyorum. Sabahtan demlenmiş çay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfağa gidip dönünce çalan müzik değişmiş.  Bahçeden kuş sesleri ile orgun, kemanın, obuanın ezgileri karışıyor. Bir çello ağır bir soloda. Herhalde bu beste de Barok dönemden.  Saçları kıvırcık, kumral bir kız Yasemin Ayşelerin arkadaşı. Öyle bir sohbetim yok onunla. Ayaküstü konuşurduk. Kalemi nasıl kalmış hatırlamıyorum. Amasyalı. Borabay Gölüne yakın, Taşova'lıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezelim Görelim programında görmüştüm Borabay Gölünü. Bir özlem duygusu sardı içimi. Bu akşam üstü mutlaka göle inmeliyim. Gölün kokusunu içime çekmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flüt, obua ve fagotlar girdi devreye. Keman ... Org. Ritm hızlandı. Keman soloya geçti. Klavsen ve tekrar orgun derin bir iç çekişi.  Kemanın sezi tizleştikçe tizleşti. İnceliyor, inceliyor, uzaklaşıyor ve birden çello en pes sesi ile inlemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafiften esen yel ders notlarımı havalandırıyor. Gözlüğümü koydum üstlerine ve çaydan bir yudum, bir nefes Yenice.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vivaldi, Teleman, Bach.  Hangisi? Tüm orkestra birden son kısmı icraya başladı. Konçerto grosso olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teleman. Konçerto.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8787891932372700521?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8787891932372700521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8787891932372700521' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8787891932372700521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8787891932372700521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/burdurda.html' title='Burdur&apos;da ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7211105506216217304</id><published>2010-01-17T01:26:00.002+02:00</published><updated>2010-01-17T01:30:00.120+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Uykusuzluk</title><content type='html'>Uykusuz geçen bir gecenin sonunda en küçük bir hareketimi bile denetleyemem.  yayları bozulmş, çarkları dönmeyen bir saat gibi duyumsarım kendimi; her an ne tarafa sıçrayacağı belli olmayan bir saniye ibresi, başı boş dönen akrep ve yelkovan karmaşası. Yazacak bir şey yok. Parmaklarım karışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uykusuzum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7211105506216217304?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7211105506216217304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7211105506216217304' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7211105506216217304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7211105506216217304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/uykusuzluk.html' title='Uykusuzluk'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6261012180952077152</id><published>2010-01-16T22:54:00.003+02:00</published><updated>2010-01-16T23:02:37.748+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Ben ...</title><content type='html'>Ben soğutulmuş ateşim. Kendi ellerimle toprak attım üstüme. Küllerimle kapladım her yanımı.  Yalnızc altımdaki taşları ısıttım miladımdan beri. beni sular söndüremedi. Beni yollar aşındıramadı. Kendimi vurdum kıyıya, kendimi indirdim kuyuya Dehlizlere saldım bilincimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanamayacaksa ateşime kimse dokunmasın bana. Sıcağım eritecekse buz yüreklerinizi üflemeyin külümü. Çoğulluğumda katlanamayacaksanız yalnzlıklarınıza eklemeyin ismimi hafızalarınıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir harım, üflendikçe küçülürüm, bekledikçe yoğunlaşırım. Bıçağım, bağlara. Sıcağıyım, örsün yüzeyinde yassıtılan demirin.  Çekiciyim tavlanmış demirin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6261012180952077152?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6261012180952077152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6261012180952077152' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6261012180952077152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6261012180952077152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/ben.html' title='Ben ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2690137518040808172</id><published>2010-01-16T16:07:00.002+02:00</published><updated>2010-01-16T16:11:28.086+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Silinmiş bir geçmiş</title><content type='html'>Dün bir hışımla yürüdüm. O okul günlerimin yollarından bir kez daha geçtim. Yıllarca geçtiğim halde bende hiç bir çağrışım uyandırmayan o yollar, dün beni anı sağanağına boğdular. Çünkü bomboştular. Yapayalnız kalmışlardı. Üzerinden milyonlarca geçen ayak, tekerlek, pati artık benim olan tüm izleri silmişti. Kaybolmuş gibiydim ve bu kaybolmanın bilincine varıyordum. Benden bir kaç iz kalsın diye anılar tekrar ıslattılar beni. Sigara aldığım büfe. Artık Hüseyin çalıştırmıyordu. Seyyar köfteciler. Köftenin kokusu bile değişmişti. Benim köftelerim değildiler. O günlerden hiçbir iz kalmamıştı. Kaldırımlardaki parke taşları ayak seslerimizin yankılarını kaybetmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşarcasına yürüdüm. Beklercesine kolaçan ettim etrafımı. Silinmiş bir geçmişle karşı karşıya kalmıştım. Uzun yılları,  silinmiş yıllarla karşılaşmak için mi biriktirmiştim içimde? Taşları taş olmaktan çıkarıp yol yapmış asfaltlamış ve örtmüşüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyüşüm bugün bu yaşayacaklarım için miymiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, silinmiş bir yaşam, örtülmüş bir yol, geri dönüşünü kaybetmiş bir çocuk olarak kalakalmak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2690137518040808172?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2690137518040808172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2690137518040808172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2690137518040808172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2690137518040808172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/silinmis-bir-gecmis.html' title='Silinmiş bir geçmiş'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1444695988476637065</id><published>2010-01-16T13:50:00.001+02:00</published><updated>2010-01-16T13:52:54.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Sınırlar surlar</title><content type='html'>Bugün sınırları, surları yıkanlara sorulacak soru, "niçin bu sınırları, surları kurdun?" olmalıdır. "sınırlar, surlar zaten vardı" diye yanıtladıkları taktirde o zaman "başkalarının yıkamadığını sen nasıl yıkacaksın?" olmalıdır. "gücümle" diye yanıtladığında o gücü sorgulaman gerekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda görülecektir ki, yıkmaya çalıştığımız sınırlar, surlar aslında en baştan yıkılmak için "güc"ün önderliğinde ve "zor"la kurulmuştur. o zaman mücadele güce -ve özellikle zora- tabi olmak demektir. İster iktidar olarak, ister muhalefet olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fernando Pessoa işte bu nedenle ayaklanıp ellerinde bayraklarla yollara dökülenlere sırtını dönmüştür. Sınırların, surların yıkılmasını istemek değil; sınırları, surları görmezden gelmek.  Sır buradadır. Eğer her seferinde bir sınıra bir sura saldırmaya kalkarak sınırları, surları yıkacağımızı sanıyorsak, şunu anlamalıyız: Her seferinde yeni surlar ve yeni sınırlar olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşçının açmazı budur: Her zaman önlerinde kendilerinden kaynaklanan -güce dayanan, zordan beslenen- sınırları ve surları olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1444695988476637065?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1444695988476637065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1444695988476637065' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1444695988476637065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1444695988476637065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/snrlar-surlar.html' title='Sınırlar surlar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-321141667207304200</id><published>2010-01-16T13:24:00.003+02:00</published><updated>2010-01-16T13:50:26.471+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Vefa</title><content type='html'>Artık bırakıp gideceğinin bilincinde olarak mesafeleri kaldıranların yakınlığını hissetmek ne kadar üzer insanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan itibaren dengeli, açık olmak ve bu açıklığı kullandırmamak yönünde tutarlı kalmak. Olgunluğun kendisidir bu duruş. Diğer tüm duruşlar bir güvensizlik veya vefasızlık duygusunu aşılar karşısındakine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefasızlık hançeridir güvenin, yüreğini deşen. Belli birinin veya kesimin veya meslek grubunun tipik özellikleri içine vefasızlığı eklediğiniz taktirde onlarla çok uzun yollar yürüyemeyeceğinizi biliyorsunuz demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefasızlığın en bilinen mesleği inşaatçılıktır, inşaat mühendisliğidir. Bir şantiyede başlarsınız çalışmaya. Aylar, yıllar sürebilir. Nice insanla tanışır inşaat işçileri, mühendisler. en zorlu kışlardan en yakıcı yazlardan, beton mikserlerinin gürültülerinde sabahlara dek dökülen betonlardan, betonlar dökülürken çekilen kafalardan, rakı bardaklarından geçer gelir hayat. Çocuklar doğar, ölümler bildirilir telgraflarla, nişanlar, düğünler geçer ustalardan, kalfalardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş biter yapı paydos olur. Bir gün içinde tanımaz olurlar birbirlerini. Başka bir şantiya, başka bir baraj, başka bir yola giderler. İşten çıkarmak çocuk oyuncağıdır mühendis için, mimar için. "Git hesabını kessinler," derler. O kadar. Sırtlarını dönüp giderler. Onların bakıp gördükleri yalnızca yükselen katlar, indirilen dağlar, açılan kanallardır. nasıl açılmıştır, kimleri kurban almışlardır. Umurlarında değildir. Bir işçi asansör boşluğuna düşüp ölür, hemen kaçarlar. Bir demir makası demircinin kafasını dağıtmıştır, kaçıp gitmiştir şantiye şefi, proje müdürü. "çalışsınlar ama sigortaları için Ek-2 düzenle," demek çok kolaydır. Yani çıkışını ver demektir Ek-2. Geceleri, sabahları birlikte çalıştıkları işçiler bir karşı çıkış yapsınlar, şantiye binasının önüne toplansınlar hemen jandara, olisçağrılıverir "Dağılın, dağıtın, atın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En korktuğum meslektir inşaatçılar. İş biter ve onlar unuturlar. herşeyi unuturlar. Baktıkları yeni ne var, nerede kim var, nereye gitmeliyim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranışlarınızı, tutum alışlarınızı bu bilinçlilik düzeyi belirlemeye başlar. vefasızlığı bildiklerinizle yürüyebilme cesareti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-321141667207304200?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/321141667207304200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=321141667207304200' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/321141667207304200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/321141667207304200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/vefa.html' title='Vefa'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4083504674507189211</id><published>2010-01-09T07:43:00.005+02:00</published><updated>2010-01-16T13:24:36.322+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>Çağ ölüme değer bir ölüm fikrini yaşatmıyor.</title><content type='html'>Öleceğini bilerek kendini kandırmak. Hayatın ne kadar güçlü bir dürtü olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyninden ur alınmış. Patoloji sonuçları olumsuz. Radyoterapi var. Kemoterapi var. Bir yandan bacağından sarkmış sonda. Prostat kanseri. Zayıfladıkça zayıflamış. Gözleri göz çukurlarına gömülmüş. Burnu iyice büyümüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hekim ameliyat diyor, diğeri gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceden çok önceden kanserin kendine çok uzak olduğunu söyleyen bir iç ses susmuş artık.  O hastalıklardan ölenleri biliyor. Arkadaşlarını kaybetmiş. Kızı başka bir derdin pençesinde kıvanıyor. Belki kendi kendine, "boşuna uğraşıyorsun, acı çekmemek için bırak git herşeyi, dağa ormana çekil, usulca öl git" diyen başka bir kafa sesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki ben de benzer hastalıkların pençesinde kıvanacağım.  Ama diyorum ki, "bana bir şey olmaz, ben sağlamım. Ben neler atlattım bununla da çıkarım başa."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat o kadar güçlü ki, sana ne kadar sahte hayal varsa kurdurabiliyor.  Ölme duygusuna set çekmek için düşündürmeyeceği hiçbir şey yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat o kadar güçlü ki, sana ölme duygusunu ve ölümünden sonra arkandan neler konuşulacağı hayalini bile kurdurmuyor.  Ölümü kabullenmeni, ona alışmaya çalışmanı çok görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok oluşu külli bir yok oluş olarak kabul edemiyorsun. Yok oluşu cuz'i bir yok oluş olarak kabul edemiyorsun. Ölümü kabul edemiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız çağ, ölüme değer bir ölüm fikrini bile yaşatmıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4083504674507189211?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4083504674507189211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4083504674507189211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4083504674507189211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4083504674507189211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/cag-olume-deger-bir-olum-fikrini.html' title='Çağ ölüme değer bir ölüm fikrini yaşatmıyor.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3509579715970882971</id><published>2010-01-04T07:58:00.003+02:00</published><updated>2010-01-04T08:24:41.938+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahipsiz günlük'/><title type='text'>İşe başlamak ...</title><content type='html'>Ner kadar zor geliyor bir işe başlamak. İş derken, mesai harcanan, çalışılan yerler anlamayın. Diyelim ki bir resim, bir karikatür veya bir desen; diyelim ki bir mektup, bir arkadaşınıza; diyelim ki evde temizlik yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimden örnek vereyim: Bir konu hakkında birisi veya birileri ile konuşacağım veya tartışacağım. Düşünüyorum. Yolda, yürürken, otururken, otobüste, metroda veya uygunsuz anlarda hep kuruyorum. Neyi, niçin nasıl ve neden söyleyeceğimi en ince ayrıntısına dek kuruyorum. Sonra masanın başına oturup şunları bir yazayım, kağıda dökeyim diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İşte o an bir fırtına başlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey kurgularından, çivilerinden fırlayıp üşüşüverir kalemin ucuna. Nasıl başlayacağım? Bilmiyorum. Nasıl sıraya sokacağım? Bilmiyorum. Kalem çalışmaya başlamadan yorulmuştur. Gözüm bir yere takılır, zihnim tekrar sıraya sokmaya çalışmaktadır, saldıran herşeyi. Saldıran herşeyi sıraya sokan zihnim. Ne büyük bir paradoksa düşerim o an bilemezsiniz. Düşüncelerimi prangalayan, neden-sonuç ilişkilerini koyup etiketleyen zihnim, sanki kendisi tasnif etmemiş gibi tekrar tasnif etmeye başlamıştır. Tasnifin tasnifi. O yeni tasnif bitmeden bana rahat yoktur.  Yazacağım yazı o süre içinde bitmesi gerekirmiş gibi, sonra unutulacak ve tasnif dağılacakmış gibi  huzursuz etmeye başlar beni zihnim. Bak bunları ancak düzenleyebildim, ne yapacaksan yap der sanki. Kalem akıp gitmez. Unutacağımı fısıldayan bir iç ses içimde dürtüp durur beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada daha önce düşünüp bir yere sıkıştıırdıklarım sökün eder gelir. Not almamıştım hiçbirini. Nereden çıktı bunlar? Zihnim nasıl sakladın sen bunları, yoksa çöptür diye unutulma çöpüne mi gönderdin benim onayım olmadan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bocalar dururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir film geldi aklıma. Orada bir yazar, "sadece yaz," der, sonra toparlarsın. "Yazarken düzeltme, düzenleme, parmaklarını özgür bırak nasıl yazarsa yazsın, ne yazarsa yazsın. O yorulur, sonra  düzelticin devreye girsin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak aslında tasarlamaktır. Krokisi olan, yolları belirlenmiş, kilometre taşları konulmuş olan ama hatları çizilmemiş bir tasarım işidir. Her an sapma hakkını kendinde gören, değiştirme haklarını istediği gibi kullanan bir tasarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işe başlamak gerçekten zordur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3509579715970882971?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3509579715970882971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3509579715970882971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3509579715970882971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3509579715970882971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2010/01/ise-baslamak.html' title='İşe başlamak ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6800864982612142336</id><published>2009-12-27T23:11:00.006+02:00</published><updated>2009-12-27T23:37:51.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Yeni kelimeler</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a name="_Toc176071311"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc173513376"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Yeni kelimelerim olmalı beni anlatan, kendimi anlatacağım, dediğim. Yeni kelimeler. O geçen yılları arkasına almış, o günlerin gölgelerini silen. Yeni, biraz coşkulu, biraz patavatsız ve nereye gittiğinin hesabında olmayan kelimeler. Hayatı süründürmeden inşa eden, düşleri çırılçıplak seriveren yollara. Gülleri derleyen, fesleğen kokularını parmaklarla burunlara taşıyan. Saksılarda yetişmeyen, küfürlerden korkmayan yeni kelimeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimselerin sabahlarına uyanmadım. Altı kişinin yirmi metre karede uyanışında bile kimsenin uykusunun sabahına uyanmadım. Yeni kelimelerim olmalı kimselere uyanmayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat altı, pencere açık ve yaslandığım duvar soğuk. Odanın içi rüzgârla temizlenmiş. Püfür püfür esen bir rüzgâr ve ben çıplak bedenimi ince bir battaniyeye sarmışım. O rüzgârın oynayışlarıyla uyanıyorum. Rüzgârın soğuk öpüşleri beni ayaklandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzümü yıkadım ve aynada inceledim yüzümü. Sakallarım uzamış. Aklar iyice çoğalmış çenemde. Elmacık kemiklerim çıkmış. İncelen bir yüz. Saçlarım kıvır kıvır. Alacalanmış.Yüzümü yıkadım ve gözaltlarımda torbalar yok. Güzel. Göz kenarlarında çizgiler var kısılmaktan. Kaçak geceleri taşımıyorum gözlerimin altına. Dumanlamıyorum dertleri masalarda. Onlara eyvallah diyorum. Orada durun. Ne zaman çıkarsanız önüme o zaman atlayıp geçeceğim üstünüzden diyorum. Zamanı gelmeden konuğum olamayacaksınız diyorum. Duruyorlar oralarda. Nereler olduğunu bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarımı taradım parmaklarımla. Arkaya yatırdım. Tepemdeki açıklığa işaret parmağımla sertçe vurdum. Çıplak bir ses geldi. Oradan dökülüyor saçım, babam gibi. Az bir çıplaklık var. Uzunluğu saçımın, örtüyor çıplaklığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk suyun altına girdim. Başımı yıkamadan vücudumdan suyu geçirdim hızla. Nefes alışlarım sıklaştı. Titredim, titredim. Hemen bornoza sarılıp kurulandım. Babamdan kalma bornozum. Uzun. İlk kez iki üç yıldır bornoz kullanıyorum. Onun vücudunu toprağa indirdikten sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri yalnızca havluyla kurulanırdım. El yüz havlusu plaj havlusu, küçük büyük fark etmezdi ne bulursam onunla. Ama Ankara’ya dönerken annem, al bunu dedi sen kullan istersen burada bunu kullanacak büyüklükte adam kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfağa gittim. Balkonun kapısını açtım ardına dek. Hiç kimseler ayakta değil. Çıktım bornozla dışarı. Cadde lambaları yanıyor. Metro seferleri daha başlamamış. Fıskiyeler çalışmaya başladılar. Dün bütün gün çim biçme makineleri çalıştı. Bahçe biçilmiş çim kokusu ile dolu. Yeşil, ekşi, nemli ve keskin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaydanlıklara suyu koydum. Çay demlemem lazım. İki çaydanlık kaynayıncaya kadar, evde kurulmuş peyniri doğradım. Bir domates, bir acı yeşilbiber ve kekikle, kuru nane ile karıştırılmış ve üzerine sızma zeytin yağı geçirilmiş “Gemlik Sele Zeytini” kutusundan zeytin çıkardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi sofralık zeytin, Gemlik’indir, unutma. Ege’nin zeytinleri genelde yağlıktır, unutma. Sızma yağ en iyisidir, unutma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaydanlıklar kaynamış. İlk önce çayı demledim. Sonra büyük çaydanlığa diğer çaydanlıkta kaynamış suyu ilave ettim. İşin sırrı burada. Çeşmeden soğuk su çekmeyeceksin alta. Dem soğumayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi de böyle özenli demlemiş olsalardı, tat vermez miydik dünyaya? Onlara güzellikler sunmaz mıydık? Bizi hoyrat ve bilgisizce ve tüketilirmişçesine ve öylesineymişçesine ve yokmuşçasına değil de, özenle demleseler ne olmazdı ki dünya? Çayın verdiği hazzı veremeden göçüşümüz, dünyadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocağın altını kıstım. İçin için demi geçecek suya çayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimleyim her yerde ama hiç geçiştirmem kendimde bir şeyi. Teksem de kurarım sofrayı. Teksem de en iyi yemeği pişiririm. Yoksa oturur bir yere en iyisini söylerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela dün akşam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelirken beyaz tavukgöğsü aldım. Üzerine kekik; ellerimle kurutup incelttiğim kekikleri serptim, biraz kuru nane, bir kocaman soğanı hilal şeklinde doğradım ve harmanladım eti. Teflona birazcık zeytinyağı. Sonra eti serdim, soğanları üstüne serptim. Üç tane de sivri yeşilbiber. Çok az su. Soğanlar yanmasın kurumasın diye, üstüne bir tutam tuz ve karabiber. Kapattım kapağı üstüne. Sonra taze nane, maydanoz, dereotu ve iki maruldan bir salata. Nar ekşili. Önceki günden kalan biber dolması ve ezme yoğurt ile hazırladım soframı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay fokurduyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuştur artık. Kepek ekmeği çıkardım. Dilimledim ve ocakta hafifçe kızarttım. Saat 6.45. vapurlar hareket ediyorlar. Kadıköy – Beşiktaş 6.45 vapuru hala var mı? Haydarpaşa’dan Sirkeci’ye geçişimi hiç unutmam. Trenden inmiştik ve üniversitede bir toplantıya gidiyorduk hocalarla. Bütün gecenin sarsıntısını, duman ve is kokusunu denizin martıları alıp götürüvermişlerdi üstümden. Çatal yemiştim ilk kez. Mahlepli tatlımsı bir simit. Isırdıkça ağızda dağılır. Sonra bir şubat günü yine Haydarpaşa’dan Sirkeci’ye geçişim vardı. O buz gibi havada güvertedeydim ve ağzımda sigaram, karlı İstanbul tepelerine bakıyorken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayı bardağa koydum. Bir kıpırdanma var havada… Buhar oynatıyor bardağın kenarını, bardak bir dansöz gibi titriyor buharın hazzından. Baş parmakla orta parmak kavrar bardağın belini. İşaret parmağı ise üstünü yoklar ve soğutur dudağın değeceği yeri. Ama hemen önce iki elimle avuçladım bardağı. Sarılırmışçasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaset koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanju Okan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim en iyi dostum içkim sigaram / onlarda terk ederdi olmasa param.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünüm gözümün önünden geçiyor. Borç para buldum. Borçlarımı kapattım. Birileriyle konuştum. Birileriyle tartıştım. Çantamdaki kitapları okudum bir, iki. Dişime baktı doktor. Birileri iş teklif etti. Biraz uzakta, şehrin dışında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihinlerimizi esir eden tüketimden uzaklaşacağım. Kendime döneceğim. Özentilerimi yeneceğim. Aykırılıklarımı keskinleştireceğim. Görüntüleri sileceğim, özler açığa çıkacak. İnsanların içlerini ve yokluklarını göreceğim. Hiçliklerini deşeceğim. Bataklıklarına ineceğim.Dünüm gözümün önünden geçiyor, çayımı yudumluyorum. Sesler geçiyor kulaklarımdan. Sofrayı kaldırdım. Bugün çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çay daha içeyim soğumadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hareket başladı apartmanda, yollarda. Demir kapının çarpışları sıkılaştı. Kapıcı ekmek, süt dağıtıyor. Kısa şortumu ve yakasız gömleğimi giydim. Akşamdan yıkanan çamaşırları seriyorum. Güneş iyice yükselmiş. İyice silkeliyorum. Ütü gerektirmesin hani.Çok mühim olmadıkça hiç ütülemem giysilerimi. Genelde de ütü istemeyecek malzemelerden olanları tercih ederim. Ütü bir törpü. Hayatımı ben düzleştirmek istemiyorum ki, giysilerim&lt;br /&gt;düz olsun. Hayatımı arındırmak istiyorum. O yüzden giysilerim arınmış olmalı. Hayatım isyanlarda olmalı o yüzden kesmiyorum saçlarımı veya taramıyorum. Çoraplara mandal yetmedi. Diğer mandalların altına sıkıştırıyorum onları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan dairedeki kadın çamaşır seriyor. Selamlaşıyoruz bir baş işaretiyle. Adam işe gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O evin düzeninde artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben evdeyim ona göre hayatın düzensizliğindeyim. İçeri döndüm. Kapının çengelini taktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşama kadar sabah ve sabaha kadar sabah onların hayatları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ise, her zamanım farklı. Benim istediğim oluyor. Bazen sabahımı akşamlaştırıyorum. Öğlenimi gece yarısı gibi karartıyorum perdelerimle. Seslere barikatlar koyuyorum. Radyo, televizyon kapalı. Gözlerim duvarda oynaşan perdelerden kaçıp geliveren ışıklara takılı, bulanık bir bilinçlilikle uyukluyor. Kendimi üçlü koltuğa sermişim. Sağ bacağım yerde. Sol bacağım koltuğun üstüne atılmış. Ziller çalıyor, kapıları açmıyorum. Kapılar vuruluyor, duymuyorum. Telefonlar çalıyor sessizliklerine mahkûm olmuşlar, fişleri çekilmiş. Cep telefonu sessizde. Kim ise arayan, sonra ararım diye bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen sabahları koşmalardayım. Kilometrelerce. Hafif hafif yokuşları çıkmadayım. Bacaklarım lastikleşmiş. Önüme eğik başım taşları saymaktayım. Nefeslerimi tutmaktayım. Bazen yürüyüşlerdeyim. Akşamın on birlerinde… Karanlık caddelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamın tazecik kozalağını almışım mesela bir gün, elimde küçük bir çakı. Kozalağın bir çıkıntısını kesiyorum. Biraz sıvı sızıyor kozalaktan. Kokluyorum o sıvıyı. Mis gibi çam kokusu burnumda. Sonra kanımızın akışını durduran trombositler gibi bir şeyler o sızıntıyı durduruyor. Ben de başka bir yerinden yaralıyorum kozalağı. Oranın kokusunu çekiyorum içime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra başka bir yer başka bir yer.Gece kimseler görmüyor kozalakla yaşadıklarımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kozalak benim oysa hayatta. Herkes bir şekilde bir bıçak atıp yaralamış beni ve ben her bir yaramı yeniden örmüşüm acımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece kozalakla dolaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dolmuşlar korna çalıyor. Geçen taksiler ışıklarını yakıp söndürüyor. Ben umarsızca yürüyorum. Köpekleri görünce kaldırımı değiştiriyorum. Geri dönüyorum, başka sokağa sapıyorum. Bir arabanın gelmesini bekliyorum. Başkalarının geçişini gözlüyorum. Kurtardım mı köpekten yakamı yoluma devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileyin başımı kaldırmıyorum işten gece gündüz sabah ve akşam. Yanımdakiler çıldırıyorlar. Dur durak bilmiyorum. Unutuyorum dünyayı.Zaten oydu isteğim.İş nasılsa bitecek, iş nasılsa olacak. Unutmaktı aslolan. Unutuyorum dünyayı, başkalarının zindanı oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çay daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kalkınca kendime şöyle sade bir kahve yapıyorum. Yanına bir bardak soğuk su. Aç karnına içiyorum. Diriliyorum. Bazen tarçın kaynatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok keyifliysem bazı sabahlar neskafenin içine konyak koyuyorum bir parça da çikolata eritiyorum içinde – Özgür, baldog diyor buna - onu içiyorum. Kendimden uzaklaşıyorum. Özellikle kışsa bazen kulağının acısını içimde taşıdığım Van Gogh gibi, sabahleyin kuru ekmek yiyorum yanında bira içerken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen muziplik olsun diye “Sardalye Sokağı”ndaki kavgayı yaşıyorum kendi içimde ve sütlü bira, dondurmalı bira içiyorum, yaz günü sıcağında. Barmen şaşırıyor. “Bir süt. Bira. Bardak ayrıca gelsin.” Bardağın yarısına bira. Üstüne süt. Sonra geri kalanı. Garson şaşırıyor. Ne güzel. O ressam kıza anlatmıştım. Gitmiş denemiş. Ne zaman telefonla görüşsek sorar “sütlü bira içiyor musun” diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımda kimseler yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimselerin sabahlarına uyanmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kelimelerim de olmayacak herhalde. Öyle görülüyor. Yalnızca "Gölge"m ve "Ben" kalacağız. Diğerleri unutulmanın mahkumu olacaklar. "Ben," ışıkla "gölge"min arasında olan. Unutmak imkansız.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6800864982612142336?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6800864982612142336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6800864982612142336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6800864982612142336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6800864982612142336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/yeni-kelimeler.html' title='Yeni kelimeler'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-912679555265102454</id><published>2009-12-27T19:42:00.002+02:00</published><updated>2009-12-27T23:07:02.288+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olmayan - Öyküler'/><title type='text'>Bir konuşma</title><content type='html'>Kutsanmış bir düşünce miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzaklardan gelip çok uzaklara gideceklerdi. Bir duraktı burası, bir mola yeriydi, bir soluklanma arasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüslerin tekerlekleri virajlardan geçerken havada asılı kalırmış. Öyle söylemişti çocuk. Dağların arasından geçeceklerdi. Yarılmış vadilere ineceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir heyecan vardı. Yanındaki kızın elini sıkıca tutuyordu. Oraları onun gözüne bakarak anlatıyordu. Belki onun gözünde görüyordu Artvin’in dağlarını. Kız gülüyordu. Ama neye güldüğünü anlamak mümkün değildi. Gözünde Selim’in bulduklarına mı yoksa kendisinin Selim’den gizlediklerine mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’den başlayan bir seferdi. Ardanuç’ta bitecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraça’da oturuyorduk. O eski Taraça’da. Bira içiyorduk. Huzursuzdu Selim. Ne yapacaktı, nasıl yapacaktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağıtılması gerekiyordu, dağılması gerekiyordu Selim’in. Dinledim onları, Tülay’ı, Muazzez’i. ve Selim’i. Yalnızca seslerini duyuyordum önce. Sonra kelimelerin içine girdim. Kafamın içindeki huysuz adamı kovaladım. Bir bira daha.  Sonra bir bira daha. Huysuz adam elini eteğini çekip bir yere çömeldi. Bir taşa çöreklendi, yılan soğukluğunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim’e, Halikarnas Balıkçısı’nı anlattım. Bir köyü ne yapmıştı. Ta 1928 yılından 1973 yılına kadar. Sonra Sabahattin Ali’nin aynı sürgünle Sinop’a gittiğini ve hiçbir şey yapmadığını anlattım. Birisi İstanbul’a dönme hayalleri ile yalnızca Sinop kalesinin duvarlarına çarpan suyu dinlediğini ve o su içinde İstanbul’u düşlediğini anlattım. Diğerinin ise kendisini o Mavi Sürgün’ün içinde erittiğini anlattım. Anlatıyordum. Aganta Burina Burinata’yı, sünger avcılarını, denizcileri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu yemez dedi içimdeki geveze adam, huysuz adama inat. Tuttum Panait Istriati’yi anlattım onlara. Arkadaş’ı, Akdeniz’i, Sokak Kızı’nı, Baragan’ın Dikenlerini, Perlmutter Ailesi’ni, Kodin’i, Angel Dayı’yı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığın yerin cennet mi cehennem mi olacağı senin elinde dedim Selim’e. Selim’in gözleri hala Muazzez’in gözleri içinde Artvin Dağlarını arıyordu. O dağların içinde kayboluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borabay Gölü’nü anlattım, Salda Gölü’nü anlattım. Krater göllerini, ırmakları anlattım. Huysuz adam huysuzlanıyordu. Yatışsın diye bir bira daha çaktım gözünün üstüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim Muazzez’den uzak kalmayı kendine yediremiyordu. İzmir  neredeydi, Ardanuç neredei?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hakkari’de Bir Mevsimi” anlattım Selim’e… “Bak,” dedim, Selim’e gebesi olan köyün ebesi olur. Bu bir “g” harfinin azizliği değil. Doğurduğun için ebe var. Doğurmazsan ebe nene gerek ki? Gittiğin için ayrılık var. Gitmesen neye gerek ki gözlerinde dağları aramak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güldü Selim. Ama o gülme kendini bırakan bir gülme değildi. Kasıntılı bir gülmeydi. “Sen ne anlarsın,” gülmesiydi. Ben çok şey anlardım gülmesini yaptım, ağzımı büktüm ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitme dedim o zaman? İstifa et. Bırak öğretmenliği. Ne derdin ki Artvin uşakları. Muazzez’inle yaşa İzmir’de. Kızmıştım. Al dedim huysuz adam sazı. İlk önce çıkmak istemedi. Küsmüştü bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra onu kışkırttım biraz. Bak dedim Selim göz kaş oynatıyor. Ağzının payını ver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim’e dönmedi bile huysuzluğum. Tülay’a baktı. Muazzez’in ablası ve Selim’in okul arkadaşı. “Sen ne biçim karısın,” dedi huysuzluğum. Biz seninle neler konuştuk, neler paylaştık. Sevgilin seni terk ediyordu, gelip bana ağlıyordun. Sevgilinle barışıyordun, ilk bana söylüyordun. Ev tutmaya gidiyordunuz, bana gösteriyordunuz odalarınızı. Birlikte okumadık mı, dünyaları Tülay, dedi huysuzluğum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilecik’te trenden inip sabahın dördünde, yürüyerek Bilecik’in içine beş kilometre giderken gördüğüm, farkettiğim  ayın önündeki puslu bulutu sana anlatıp, bak isminin anlamı bu demedim mi sana. Ayın önündeki tül, ayı bulanık gösteren ışığını perdelerin ardından bizlere ulaştıran, sen değil misin bu dedi huysuzluğum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim şaşırdı birden, Muazzez şaşırdı birden. Huysuzluğum kızıyordu Tülay’a. Dağlara gidecek Selim ve sen Muazzez’in korkularına direk dikiyorsun. Ne yani kalkıp buraya geldiyse ve buradan gitse Ardanuç’a ne değişir? Selim’le. Baban nereden bilecek? Neyi göze almaktan çekiniyorsun? Burada yanımda diyeceksin o kadar. Bir hafta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tülay’a kızıyordum, ama kızgınlığım hem Selim’eydi, güçsüzlüğü, dirençsizliği için, hem de Muazzez’eydi, nazıydı, kurallarıydı, güya korkusu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstünden yirmi yıldan fazlası  geçti bu konuşmanın. Selim Ardanuç’a Muazzez’le gitti. Altı ay sonra evlendiler. Boşanıp boşanmadıklarını bilmiyorum. Tülay bir havacı teğmen mühendisle birlikte olmaya başlamıştı. Evlenip evlenmediklerini bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çekip gitmiştim. Nerededirler hiç bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda yalnız “Tülay”ın ne anlama geldiğini bulmam kalmıştı ve Muazzez ile Selim’in Ardanuç’a gidişleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardanuç hala o eski Ardanuç olduğuna göre Halikarnas Balıkçısı ve Panait Istriati hiç etkilememiş Selim’i. Anlaşılan o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye mi yazdım bunu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu da bilmiyorum.  Hayatta her şey bir anlam üzere kurulacak değil ya.  Bir anlam yüklemek zorunda değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tülay ve Selim Fransızca bölümünü bitirmişlerdi. Tülay öğreniyorsa Fransızca’yı ben de öğrenirim iddiasına girdim kendimle. Onun bana tekarmağanı bir Fransızca sözlüktür. Evde durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızca öğrenmedim. Demek ki öğrenilmiyormuş…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-912679555265102454?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/912679555265102454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=912679555265102454' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/912679555265102454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/912679555265102454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/bir-konusma.html' title='Bir konuşma'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2593100940549419638</id><published>2009-12-27T19:24:00.002+02:00</published><updated>2009-12-27T19:27:42.612+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Sen belki ...</title><content type='html'>Duyuyor musun beni? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irmaklarımı salıyorum yoluna. Ellerine doldurasın diye harmanlıyorum kendimi. Beynini istiyorum senden ve onun içine kendimi, kendimce koyabilmektir bütün arzum. Korkuyu hiç bilmeyecekmişçesine arındırmak istiyorum düşüncelerini. Sonra onun içine en güzel şiirleri fısıldamak istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamlarımdayım, bilmiyorum akşamlarını. Yalnızca gürültüler ve görüntüler. Çocuklar sokakları terk etmişler. İndirilen kepenkler... Sanki benim yüreğime çekiliyorlar ve asma kilitlerle çırpınışlarım duracak. Hücreler çırpınışlarımı durduramadı. Sözlerimi esir alamadı dört duvar. Yollar pranga vuramadı yürüyüşlerime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyo açık. Kitaplar, sigara, çay. Hava, alev dilleriyle yalayıp geçerken akşamı, musluktan doldurulmuş bir pet şişede ılık su. Yarın ne olacak? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar yine yatacaklar mı yataklarına? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuyabilecekler mi, çocukken uyudukları gibi tasasız ve kaygısız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuları eski uykularına benzeyecek mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının uykularını uyuyabilecekler mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela ben senin uykun olabilecek miyim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen benim uykumun konuğu olabilecek misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluklar benzeyebilecek mi birbirine? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun yorgunluğu, masanın yorgunluğuna öykünebilecek mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir matematik problemini çözerken beni teslim alan kıvranma ile sensizliğin kıvranışı birbirlerini kıskanmayacaklar mı? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koyunlar öyledir ki, içlerinden birisini seç ve boynuzundan tut, ayır sürüden, götür bıçağın altına. Hepsi onun, yani senin ardından gelirler bıçağın altına. Mezbahalarda öyle yaparlar. Cevval bir koyunu çekerler ve tüm sürüyü yorulmadan kasabın önünde saf tuttururlar. Hiç direnmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de mi öyleyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kelimeye kanıvermiyor muyuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki göz süzüşe, iki gülüşe... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kuruşa, havada sallanan iki boş anahtara, iki yapraklık defterlere, iki günlük heyecanlara, iki saatlik kaçışlara, iki bardaklık geçişlere, iki nefeslik dumanlara, iki saniyelik ölümlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ay sorguda direnmiştir bir nefes sigara dumanına çözülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bir şeyin ardından gitmek, bir şeylerin ardına düşmek ve bir şeylere bağlamak arzusu ve tutkusu... Bizlerin esirliği değil midir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtımızda var olduğunu sandığımız yüklerimizden vazgeçişin adı değil mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolaylıkların öksesine tutulma değil mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollar, yıllar ayırmış bizi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o çok eski yıllardayken satırlarımda; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki ortaçağda bir cadı avında yakalanıp yanıyorsundur ateşinde; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki köle tüccarlarınca kahve, şeker kamışı, pamuk, muz plantasyonlarına satılmışsındır da bileklerindeki zincirlerle unutmaya yüz tutmuş hoyrat dilinle şarkılar söylüyorsundur; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, bir savaşın kanlı sargılarını çözüyorsundur parçalanmış bir baştan, göz boşluklarını öpüyorsundur bir çocuğun şarapnelle akmış gözlerinden;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, kollarında uyuyan çocuklarına masallar anlatıyorsundur pirinç tarlalarından taşıdığın sıtmanın çatallaştırdığı sesinle, ölümünü beklerken; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, kapanışının kapı arkalarında nöbettesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, geleceğini bile hayal edemediğim yılların taş işçisi olacaksın granitler üzerinde, toprağı, camı, silikonu işleyeceksin parmaklarınla;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, sabahlara ayrı yataklarda uyanan bir gülsündür;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen belki, gece yarılarının ağırlıksız gölgelerini toplayansındır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan yana gelmemiz belki ne yollarla ne yıllarla olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize engel olmayan, bize bizi yakınlaştıran şimdilik kelimeler var elimde. Yalnızca kelimeler yakın ediyor senin düşünü bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana yazmak sığınaklık etti bana, insanların düşmanı oldum, onların yüzünde seni ararken. Seni ararken bakmışım seni inşa etmişim, sana rağmen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin kılavuzluğuna soyunmuşum, rehberlerden kaçarken, rehberin olmak istemişim bilmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi dayatmışım sana, kapsamışım alanlarını hücrelerine dek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zindanlar gibi kapanmışım üstüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece artık yazmayacağım. Defterlerimi topladım. Defterlere artık senin için bir daha, öylesine de olsa, iş olsun diye de olsa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekliğinde büyü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollar her zaman kesişmez, yıllar çatallanmaz, sapaklara, çift yönlere tekrar dönülmez hiç; burası değilmiş bir de bunu deneyeyim diyemezsin... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykun aydınlık olsun, kuş gibi hafifçe kalk hayatın kol açılışlarına.  Sabahlara ve sabahın seher yeline, mavinin yırtılırken çıkardığı çıtırtıyı sarı sarı duyarak sarıl...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendin ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamın alacalığı ortalığı görünmez kılarken, köpekler tozlara bulanmış sere serpe yerlerde yatıyorlardı. İşler durmaksızın sürüyor. Dinlenmek yok, düşünmek yok, yapacağın yalnızca sana verileni yapmak, senden isteneni olabildiğince yerine getirmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar için bir değerim yok.  Şantiye bir dünyadayız, unutulmanın zorunluluğunu dayatan bir dünyada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi gerçekmiş gibi dünyanın gerçekmiş gibi hayatını başlıyorsun yaşamaya: Gölgem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2593100940549419638?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2593100940549419638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2593100940549419638' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2593100940549419638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2593100940549419638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/sen-belki.html' title='Sen belki ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1869975548892795020</id><published>2009-12-27T18:51:00.003+02:00</published><updated>2009-12-27T19:02:15.710+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Güney</title><content type='html'>Her seyrettiğim film, her okuduğum kitap, her dinlediğim şarkı yerleşiveriyor içime. Bir gün bir çağrışım alıp getiriveriyor o an’ıma. Bandoneon. Tangoların vazgeçilmez eşlikçisi. Onun kılavuzluğunda bozkırlarda rüzgârlar esiyor. Bir İspanyolca şiir sökün ediyor. “Güney”den fırlayan... “Güney.” Tangolarla 1970’ler, diktatörler. Kayıplar, yitikler, sıradan insanların destanları, kavuşmalar, sarılmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmek bilmeyen bir yol, güneye giden. Omuzlara gömülmüş başlar, yukarıdaki pencereden görülen bulutlar ve gökyüzü. Demir parmaklıklar, tel örgüler, gece yarıları çarpan kapılar. Dumanlar, sokak lambalarını esir alan sis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Danslar gece yarıları. Birbirine geçen yürekler, kavuşan eller, kenetlenen parmaklar. Yeniden bir şarkı. Yeniden bir dans, yeniden bir kopuş, yeniden bir sarılış. Gözler konuşuyor yalnızca, dudaklarda şarkılar. Suskunluklar konuşuyor sadece, dudaklarda şarkılar.  Yalnızca hırıltılı bir yaşlı erkek sesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneye gidiyoruz&lt;br /&gt;Bitmeyen güneye  &lt;br /&gt;Sabahları&lt;br /&gt;Akşamları  &lt;br /&gt;Yollar hep güney&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki böyle söylüyor şarkıyı. Ben böyle olmasını istiyordum belki sözlerin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığa gidiyor yollar&lt;br /&gt;Güneşin battığı ufuklarla &lt;br /&gt;Kavuşuyor yollar&lt;br /&gt;Rüzgârlara karışıyor yollar&lt;br /&gt;Dalgaları giyiniyor yollar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi böyle söylesin diyorum şarkıyı Mersedes Sosa. Böyle söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyorum o dili. Ama sözler benim sözlerim. O sözler bizim. O yaban dillerde söylenen her şarkı, dinlenen her şarkı bizim sözlerimizle kucak açıyor engin maviliklere. Anlamasan da olur, anlamasak da. Çünkü sana o şarkının sözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tangolar yırtıyor yüreğimin kabaran hücrelerini. Karşılıksız da olsa bir aşkı koyuyor içine tuzlu sular.  Gece yarısı cadde lambaları altında kurulan sahneler. İçilen şaraplar. Yaşlı bir adam. Siyah ceketi, beyaz gömleği, siyah yeleği, siyah şapkası ile ayakta söylüyor şarkısını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etekleri yelde bir kız dönüyor etrafında. Entarisinin omuzları büzgülü. Küçük çiçeklerden yapılmış. Boynu yuvarlak yakasız. Etekleri dizlerinde. Ayakları çıplak. Saçları siyah ve dağınık. Gözleri kara, kalın dudakları boyasız. Çatlamış susuzluktan sanki. Kaşları kalın. Dans ediyor ağıtla birlikte. Dans ediyor yitiklerinin ardından neşeyle. Yitiklerine neşeyi ekliyor. Ağıtlara coşkusunu katık ediyor. Geceden türküsünü damıtıyor. Dans ediyor kız. Yaşlı adam bandoneonun eşliğinde şarkısını söylüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir akşamdı&lt;br /&gt;Geldiler evlere&lt;br /&gt;Çocuklar dalları sıyırmışlardı kabuklarından&lt;br /&gt;Yine bir sabahtı&lt;br /&gt;Gittiler evlerden&lt;br /&gt;Dallarda bezler sallanıyordu&lt;br /&gt;Lambalara sarılmışlardı&lt;br /&gt;Elleri bağlanmıştı&lt;br /&gt;Gözleri bağlanmıştı&lt;br /&gt;Sular çekilmişti&lt;br /&gt;Sesler dinmişti&lt;br /&gt;Sarılmışlardı ağaç gövdelerine&lt;br /&gt;Yine bir güneşti &lt;br /&gt;Yıkanan bir güneşti&lt;br /&gt;Saçlarını tarayan bir güneşti&lt;br /&gt;Yollara saçılan bir güneşti&lt;br /&gt;Dağları yıkayan bir güneşti&lt;br /&gt;Ovalara taşan bir güneşti&lt;br /&gt;Yine geldiler akşamdı&lt;br /&gt;Yine gittiler sabahtı&lt;br /&gt;Sürülmüş topraklardık&lt;br /&gt;Nadasa bırakılmış yüreklerdik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılarını söylüyordu yaşlı adam. Sesi titrek, hırıltılı ve aşk dolu. Yükseliyordu denizin göğsü gibi ciğerleri. Hafifçe dönüyordu kızın yüzüne. Kız cevvaldi, kıpır kıpırdı. Neşe içindeydi. Adam gülüyordu gözleriyle. Kız gülüyordu dansıyla. Kaldırmışlardı öfkelerini, yüklüklere, sandıklara. Kapatmışlardı sandıkların ağızlarını. Kaçamayacaktı oradan öfke, kin ve kelepçeleyen yasaklar. Kaçamayacaktı geri çekilmeler. Gülümseme ve neşe ile kilitlemişlerdi sandıklarını ve indirmişlerdi varolmanın sıcaklığını üstüne sandığın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tangolar sarıyordu uykularını, dans ve coşku. Sarılma ve dokunma. Trompetten yansıyan bakırın kızıllığında “La Paloma” şarkısında düşüyordu toprağa yok ediciler. Kanlar sulara karışıyordu bereketin yaban büyüsünde, totemler yıkılıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikteydik seninle oralarda, hatırla. Gölgem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1869975548892795020?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1869975548892795020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1869975548892795020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1869975548892795020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1869975548892795020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/guney.html' title='Güney'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8168546949594007366</id><published>2009-12-27T18:46:00.001+02:00</published><updated>2009-12-27T18:47:57.235+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Mavi sabah</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:"Arial Unicode MS"; 	panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; 	mso-font-charset:128; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-134238209 -371195905 63 0 4129279 0;} @font-face 	{font-family:"Bitstream Vera Sans"; 	mso-font-alt:"Times New Roman"; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:"Luxi Sans"; 	mso-font-alt:"Times New Roman"; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:"\@Arial Unicode MS"; 	panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; 	mso-font-charset:128; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-134238209 -371195905 63 0 4129279 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Akşamların, çocuğun anneyle, kadının erkekle, erkeğin kadınla, yaşlının gençle, tiryakinin tiryaki ile konuşanın susanla, buluşma vakitlerinde göz kapaklarım uygunsuz bir açlığın pençelerinde kıvranırdı, açsam göremiyordum kapatsam söndüremiyordum gül yanıklarını.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;Eğil, kalk elde boş su bardağı, ne çeşmeden akan benim arzuladığım su, ne suyun cazibesine dağın verdiği tat.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Böylesine geçiyor günlerim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Yelle savrulmakta içimden dışıma, yolumdan ufkuma an’larım. Özlemlerim, görmek istediklerim için. Yığıntılardan ayıklamam, seçmem gerekenler var. Elimi daldırmam gerek asit çukurlarına. Pıhtılarımdan arınmalıyım, yılların biriktirdiği.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Açlıklarımı doyurmalıyım dünyanın gizlerinde. Ölen anlarım ardımda. Ölmekteyim uzun uzadıya.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Gecelere düşler, yollara göçmenler dökülmekte, durmadan, yorarak, vurarak yürüyor çelişki. Ne zaman varsın? Çelişkimde yoksan, kavrulmam da yoksan, kanımdaki tuz tadında, sıcağın eriten adında, soğukların yeraltı sızıntılarında yoksan, ötesi boş.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Yollar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Mavi sabah.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Islanmış sabah çiği ile otlaklar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Yollardayım. Yanıbaşımda gölgem.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8168546949594007366?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8168546949594007366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8168546949594007366' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8168546949594007366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8168546949594007366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/mavi-sabah.html' title='Mavi sabah'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6562230162249846971</id><published>2009-12-27T16:20:00.007+02:00</published><updated>2009-12-27T17:50:15.242+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Bir gece yarısından ...</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:"Luxi Sans"; 	mso-font-alt:"Times New Roman"; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:"Bitstream Vera Sans Mono"; 	mso-font-alt:"Times New Roman"; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:auto; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.msoIns 	{mso-style-type:export-only; 	mso-style-name:""; 	text-decoration:underline; 	text-underline:single; 	color:teal;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Czuhtu%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi; 	mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gece yarısından selamlar.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bugün ve dün yoktun. Ben ise verdiğim sözlerdeyim...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne yazacağımı bilmeden oturup sözler çiziktiriyorum. Hani görmüşsündür ya, bir blues gitarcısı hafifçe gezdirir parmaklarını teller üzerinde ve derin bir iç çekişten sonra;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;“şeytanın olurum / o kadının olacağıma” (Skip James)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;veya tiz bir sesle&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;“beni sevdiğini biliyorum / aman aman / annenden korkuyorsun”&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;gibi sözlerle başlayan ve sonra derinleştikçe derinleşen, derinleştikçe hızlanan, hızlandıkça oynaşan bir kendinden geçişi yaşıyorum. Parmaklarımda kalem, sesini, notasını, anahtarlarını arıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Gece yarısından selamlar.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tüm gece yarısı uykularını terk etmişlere selam. Sanki şimdi gece yarılarında yollarda olanlara bir radyodan konuşur gibi sesleniyorum. Kulaklıklarımı başıma geçirmişim ve önümde bir mikrofon var. Konuşuyorum. Konuşuyorum. Konuşuyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;***&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İyi geceler! &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Gece yarılarının uykusuzları.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İyi geceler! Gölgelerini karanlıklara emanet etmiş olan sokak talancıları! Sizleri nedir uykusuz bırakan? Belki de ortaktır dertlerimiz, mutluluklarımız şu saatlerde. Dertlerimiz göründükleri kadar yalnızca bizim değildir belki. Senin derdinle benim derdimin kesiştiği bir nokta vardır, ne dersin? Belki dertlerimiz değil de mutluluklarımız, kendimizi mutlu sandığımız şeyler ortaktır. Uykusuzuz işte. Ne dersek diyelim. Gözlerimizle taşıyoruz gündüzleri gecelerimize. Şimdi uzak diyarlardan bir ezgiyi duyar gibi oluyorsunuzdur benim sesimde. Bir keman, bir akordiyon, bir cümbüş veya ne bileyim bir santur, radyonun dalgasını çeviriveriyorsunuzdur.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Sizlere, uykusuz yolculara, gölgelerini kaybetmiş olanlara sesler getirdim. Pamuk tarlalarında iki büklüm pamuk toplayan zenci kızların şarkılarını, kara oğlanların ince iniltilerini.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sizlere şeker kamışı tarlalarında bellerine dek çıplak, kamış toplayıcılarının hırslarını, Anadolu’nun dağlarındaki çoban ateşlerinin çıtırtılarını getirdim. Pirinç tarlalarının uğultusunu, tuz göllerinin hışırtısını, bir su kıyısında oltasının üstünde uyuyan adamın dinginliğini, kara tavukların, ördeklerin, kurbağaların, cırcır böceklerinin ninnilerini getirdim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Yarın uzun, sıcak bir gün yine bekliyor bizi, açmış kollarını.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama biliyoruz ki bizler, düzenin tutsakları değiliz. Onlar bize gece uyuyun diyorlar. Biz “Hayır.” diyoruz “Yalnızlıklarımız bizim” diyoruz. Yalnızlığımızın farkına vararak eskiteceğiz zaman giysilerimizi diyoruz. Gündüzlerin sorumlulukları sizin olsun diyoruz. Bizim gücümüzü emmenize izin yok diyoruz. Serinliklerin su şırıltılarında gecelerin ay harmanındayız, diyoruz gündüz güdücülerine.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Yarın uzun ve belirsiz. Yarın yine kapanacak insanlar duvarlarına. Yarın yine yollar dolacak ve boşalacak. Gece yolcuları, kıymetini bilin uykusuzluğunuzun ve gece yolda olmanın keyfini.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Şiirler yazılmış cephelerden, savaşların en sıcak vuruşmalarında soluklanan bir anda dizeler çiziktirilmiş sigara paketlerin boş yerlerine. Bizler uykusuzluklarımızı bekliyoruz, o savaş erleri gibi. Bizlerin direnci uykusuzlukla karılı geceler boyunca.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ben ağaç dallarındayım. Sanki o yapraklarda ben sallanıyorum gecenin koynunda, o yapraklarda ben sürtünüyorum havayla ve ben hışırdıyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Metroların son yolcuları, sarhoş bir hayatın ayıklığına yürüyorlar bilmeden. Bedenlerini dinlendirecekler ve sunacaklar vardiyalara. Bir bitkin adam, gözleri kaymış. Program kodları uçuşuyor gözlerinin önünden, bir gencin. Harfler, rakamlar yıldızları olmuş.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Saatler ilerliyor. Düşen var mı, bayraklarını teslim eden var mı?&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Merak etmeyin yargılamak yok bizim kitabımızda, ayakta kalabildiğinizce kalın, düşerseniz üzülmeyin, sizler bizim yoldaşlarımızsınız. Hepimiz aynı değiliz, aynı parmak değiliz. Düşmek, yenilmek değildir, biliriz. Uyumak, kaybetmek değildir, biliriz. Esir düşenleri, yenilenleri suçlamayız. Biliriz ki yenilmek de, teslim olmak da, esir düşmek de bize dairdir. İnkârlarda olmayın yeter, tekrarlarda olmayın yeter.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Saatler ilerliyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ses boğumları fısıltılara açık. Kulağa fısıldanan aşk sözleri yutuluyor, omza kondurulan öpücükler keskinleştiriyor gecenin sessizliğini.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Direnen bir ay var, bir de bizler…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Sizleri ayakta tutmak için buradayım gece yolcularım, sabah ninnilerim…&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hikâyeler yok, hepiniz birer hikâyesiniz saat saat, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;şiirler sizlersiniz satır satır, yutkunmanızdan çıkan ses ilkin bizim duyduğumuz hayatımızın en önemli ezgisi.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yollardasınız belki, yataklarınızda dönüyorsunuz, yürüyorsunuz, koşuyorsunuz, meyhanelerdesiniz belki, şarkılarla oynamaktasınız, sevişmelerinizin en tutkulu öpüşündesiniz, bir sigara nefesinin dönüşündesiniz, bir korku filminin kanı donduran çığlığına takılmışsınız, bir ispata son noktayı koyuyorsunuz, bir dişli problemini çözüyorsunuz, bir algoritma inşa ediyorsunuz belki…&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir dizenin bir kelimesini değiştiriyorsunuz, son nefesinizi veriyorsunuz, doğuruyorsunuz belki, ilk ağlamasını duyuyorsunuz, uykusuz bir doktor acile koşuyor belki, bir tetik çekildi belki, bir şişe kırıldı belki, su döküldü belki, kapılar çarptı belki… Belki… Belki… Ama mutlaka ayaktasınız ve mutlaka uykusuzsunuz ki, benimlesiniz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Baharları satmaya çıkmıştım bir zamanlar. Baharları satacaktım almak isteyenlere. Ama satılanın ben olduğumun farkına vardım ilk bağırmamda. Yılları dolaştım. Yağmuru, karı, fırtınayı yüklendim. Uzak ettim kafamdan kendimi. Yalnızca satılacak bir baharlık yerim vardı. Sularım soğuk ve acıydı, balıklar başkalaşmışlardı. Tohumlarını yitirir olmuşlardı ekinlerim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun zaman ayrı kaldım uykusuzluğumdan. Çok ayrı kaldım kadim kelimelerimden. Baharların satıcılığı çekmişti beni. Kapıldım mı desem, bağlandım mı desem, gittim de gelemedim. Gittim de dönemedim &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Geri geldiğim yer bıraktığım yer değildi. Değişmişti. Ama gerçekten olması gerektiği gibi miydi döndüğüm &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yer? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Cevabım uzun bir iç çekişe eşlik eden “Hayır”dı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Satılacak baharlar kalmamıştı. Satılan baharlar hep iade edilmişti ya yaz olmuşlardı yakıp kavurmuşlardı, ya kış olmuşlardı kar, boran, dondurmuşlardı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Döndüm aranıza yolcular. Baharlarımın hepsi bende, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;ellerimde; göze alıyorsanız sizin olsunlar, üstelik hiçbir şey de vermenize gerek yok, onu bahar gibi yaşayın yeter, çok büyük beklentiler yüklemeden, nemli ve ıslak, bulutlu ve sisli, hayatımız gibi yaşayın yeter.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gece yarılarından selamlar.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gölgemle gölgelerinizin birleşmesi. Karanlıkta eşitleniyoruz, hepimiz aynı konturlarda siyaha boyandık.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biz hep aynı gölgeyiz. Işıklarımız farklı.&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6562230162249846971?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6562230162249846971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6562230162249846971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6562230162249846971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6562230162249846971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/bir-gece-yarsndan.html' title='Bir gece yarısından ...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5229536303024956266</id><published>2009-12-27T12:08:00.006+02:00</published><updated>2009-12-27T12:47:17.244+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölgelerimin Peşinde - Anlatı'/><title type='text'>Yeni yenilemiyor beni</title><content type='html'>Gündüzleri yaptıklarımdan hiçbir şey hatırlamıyorum. Geçen hafta ne yapmıştım, geçen ay ne, hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri yaptıklarımın hiç değeri kalmadı gözümde. Bana uzak ve yabancı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzlerime yüksek bir yerden, gecenin içinden bakıyorum. Acıma içindeyim unutulup giden saatlere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları ara sıra hatırlamadığım bir nedenden ötürü çıkınca dışarıya, sanki başka bir dünyaya gelmiş gibi hissediyorum kendimi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz saatleri ölmüş bir bedenin cansız soğumasında. Biraz kendine, dışına kaçabildiğin anlar hariç. Bir gündüz yolculuğunda otobüsler, trenler böyle kaçışlardan ikisi. Bir çocukla oynamak, yağmurda bir bulvarı aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya yürümek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonlar yoruyor. Yalnızca sessizde, zil sesi duymak istemiyorum gündüzleri. Yediğim yemek, içtiğim çay, kahve, sigaranın nefesi o anlamsız saatlerin anlamsız tatları. Farkına varmadan bitiyor bardaklar. Şeker atmış mıydım? Karıştırmış mıydım? Hatırlamaya çalıştığımda, ne yaptığımı farkına varıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulmuş ve bırakılmış bir pilli bebek, sanki ben oyum, kurulanı yaşayan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykularda yaşıyorum. Işıklı saatler kararıyor, karanlık saatler ısıtıyor, kendisine çağırıyor gözlerimi ve tahayyül ettiklerimi görmeye. Gündüzün, ışığın  yaraladığı gözlerimle kaçıyorum. Gölgelere veya gecelere sığınıyorum. İşin curcunasından sokağın heyecanına gece yarıları çıkıyorum. Sonra evin, odanın, yatağın kapanışına saklanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı. Bir grizu patlaması gibi dağıtıyor beni, geceleri öldürüyor, en çok yaşamak istediğim coğrafyada, ölümümün tanıklığını yapıyorum. Kağıt, kalem, kaçışımın fay kırıkları. Kelimeler, sesler, harfler fışkırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları yalnızca geceleri toplayabiliyorum, karanlık ağlara takılmış olanları. Toplarken bir türkü çığı düşüyor üzerime, soğuk. Bildik, duyduk, alışıldık sözlerin arasına sıkışmış ezgiler yelken açtırıyor kelime seferlerime. Değişmeden, alçalmadan, yükselmeden, dalgalanmadan, tizleşmeden, pesleşmeden, bemollerin tepelere çıkışları, diyezlerin intiharları, öylesine akıveren akordiyon (a)korları düzleştiriyor aykırılıklarımı, çıkıntılarımı. Arınıyor topraklarından, cilalanıyor çıplak ruhum. Kelimeler, sesler güçlenirken, anlamlar zayıflıyor. Yitiyorlar, biçimlerin arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen bir şey yok. Yeni hafta sonları, yeni aylar, yeni yıllar, yeni işler, yeni insanlar, yeni yollar, yeni beklentiler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni, yenilemiyor beni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin yenine dayanamam. Beni terketme gölgem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5229536303024956266?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5229536303024956266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5229536303024956266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5229536303024956266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5229536303024956266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/yeni-yenilemiyor-beni.html' title='Yeni yenilemiyor beni'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6679312995432512516</id><published>2009-12-21T00:55:00.010+02:00</published><updated>2009-12-21T12:04:21.298+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düş kapanı  - Şiirler'/><title type='text'>unutmak yok</title><content type='html'>günlerin kalıcı izleri yok &lt;br /&gt;saatlerin damlalar gibi akarken &lt;br /&gt;açtığı derin hendekler&lt;br /&gt;arkana bakmadan giderken&lt;br /&gt;el sallayan çocuğun havayı okşayan parmakları yok &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir otobüs seferinin saatlerinde&lt;br /&gt;boşluğa yayılan karmakarışık sesler &lt;br /&gt;suskunluk oluyor &lt;br /&gt;geri dönüşün çakıl taşları&lt;br /&gt;patikalarda belirsizleşen izlerde &lt;br /&gt;günlerin adı yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her seferde her suskun saat yeni&lt;br /&gt;her suskun saat başka kefenlerde&lt;br /&gt;her suskun saat silinirken zamandan &lt;br /&gt;her takvim yaprağının intiharı yeni &lt;br /&gt;şimdi dün eski çok uzak damgalı&lt;br /&gt;yarının damgası yok &lt;br /&gt;yarını kesen bıçak yok &lt;br /&gt;yarının kanayan yarası yok &lt;br /&gt;bir yarın nasıl damgalanır&lt;br /&gt;seferlerine henüz çıkılmamış&lt;br /&gt;saatlerin çetelesi tutulmamış&lt;br /&gt;yarını damgalamak yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düne simdiye sığınakların boşluğuna &lt;br /&gt;dönüp baktığımda ihanetimizi görüyorum &lt;br /&gt;bir gün öncemize &lt;br /&gt;bir yıl öncemize &lt;br /&gt;bütün öncelerimize&lt;br /&gt;yüzyıllar önce başlamış ve süren göçlerimize &lt;br /&gt;uyanmak gözlerimizin bulanıklığında &lt;br /&gt;zihinlerimize kelepçelediğimiz anılarımıza ...&lt;br /&gt;kelepçeler ki&lt;br /&gt;ince soğuk ayırıyor bizden&lt;br /&gt;terkettiğimiz günleri&lt;br /&gt;buz tutmuş parmaklarımızın soğukluğu yok&lt;br /&gt;bir bardak çaya hasret titremelerimiz yok&lt;br /&gt;bir nefes duman çekişimizin heyecanı yok&lt;br /&gt;ensemizi öpen dudakların ıslak dokunuşları yok&lt;br /&gt;ellerimizin kavuştuğu yağmurların serinliği yok&lt;br /&gt;bir susam tanesini bölüştüğümüz serçenin sesi yok&lt;br /&gt;dudaklarımızla dindirdiğimiz  &lt;br /&gt;başka dudaklardaki acılar&lt;br /&gt;zehre teslim olmuş dilimiz&lt;br /&gt;dönmeyen kelimeler yok&lt;br /&gt;nelerden vazgeçmişiz&lt;br /&gt;nelere dönmüş sırtımız  &lt;br /&gt;her gün yeni bir uyanmak &lt;br /&gt;yeni bir anı tutsaklığı &lt;br /&gt;ayrılmış bölünmüş bir parçalanma&lt;br /&gt;kelimeler yaşarken hisler gömülmüş&lt;br /&gt;her yeni gün yeni bir ihanet  &lt;br /&gt;kendimize itirafımız yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşklarımın ölüm saatleri geldi tik tak tik tak&lt;br /&gt;bir yelkovan yalnızlığına akrep sokması&lt;br /&gt;sığınaklarım boş&lt;br /&gt;boşlukları kendimle doldurmaya gidiyorum&lt;br /&gt;rüyalarımdan uyanıp kelepçelediğim görüntüler&lt;br /&gt;içimde bir ses fısıldıyor:&lt;br /&gt;kelepçelerin içinde yaşayanları&lt;br /&gt;unutmak yok&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6679312995432512516?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6679312995432512516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6679312995432512516' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6679312995432512516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6679312995432512516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/unutmak-yasak.html' title='unutmak yok'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6183907243701404238</id><published>2009-12-17T08:46:00.006+02:00</published><updated>2009-12-17T09:22:49.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düş kapanı  - Şiirler'/><title type='text'>kapı</title><content type='html'>kapı gümüş sırtlı keskin bir bıçaktı&lt;br /&gt;oynaşıyordu bir açılıp bir kapanıp &lt;br /&gt;kestiği yer kan akan düştü &lt;br /&gt;göllenmiş kara bir kan ayın ışığını tutan &lt;br /&gt;sızacaktı taşların arasından toprağa&lt;br /&gt;neden kan neden toprağa neden sızdığı&lt;br /&gt;bilinmeyecek bilinmeyecekti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapının içeriye bıraktığı&lt;br /&gt;gümüş ayna kırık tarak ağzı kör bir makastı&lt;br /&gt;oynaşıyordu aksinde bir öldürüp bir dirilttiği &lt;br /&gt;aşklarından kestiği saçlar &lt;br /&gt;ki&lt;br /&gt; -unutulmuş eski aşklarından kalan&lt;br /&gt;toprağa düşüyordu perçem perçem&lt;br /&gt;neden saç neden toprağa neden düştüğü  &lt;br /&gt;unutulacak unutulacaktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapı hafızasız "hazır ol"an bir balıktı&lt;br /&gt;kim açarsa kim kaparsa kim çarparsa&lt;br /&gt;kolu kırık pervazı çarpık tahtası kara demiri paslı&lt;br /&gt;geleni sormayan gidene bakmayan &lt;br /&gt;menteşeleri çıkmış eşiksiz aşklar gibi&lt;br /&gt;neden kapı neden orada neden var&lt;br /&gt;sorulmayacak sorulmayacaktı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6183907243701404238?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6183907243701404238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6183907243701404238' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6183907243701404238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6183907243701404238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/kap.html' title='kapı'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-775588345102047015</id><published>2009-12-14T21:53:00.013+02:00</published><updated>2009-12-16T00:19:44.368+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düş kapanı  - Şiirler'/><title type='text'>uyanırdım</title><content type='html'>beklediğimiz kendimizdi gece nöbetlerinde&lt;br /&gt;sabahları çıldırtan falezlerin uğultularında dalgalanırdık &lt;br /&gt;ayakta salınırdık ama terketmezdik düşleri &lt;br /&gt;uykuyu yaşardık görüntüler silinirken&lt;br /&gt;bulanıklaşıp giderken&lt;br /&gt;denizlerin oyduğu kayalardı çöktüğümüz dehlizler&lt;br /&gt;kelimeler saplanırdı kadınların dudaklarından dökülen&lt;br /&gt;boşluklarım kanardı usulca öperken yaralarımı bir dudak&lt;br /&gt;bir dilin ıslaklığında ürperirdi sırtım uykuları çağırırken&lt;br /&gt;yatışırdı kınsız kinlerim bakışım donardı soluğum kesilirdi&lt;br /&gt;anlam kaybolurdu ses kalırdı nerede diye ararken ellerimi gözlerim&lt;br /&gt;rüyalar sökün eder gelirdi gündüz mü gece mi uyanık mıyım uykuda mıyım&lt;br /&gt;bilinmez kasabalarda açardım gözlerimi ama bu köşe şuradaydı bu yol buradaydı&lt;br /&gt;her iz bırakmış anının mekanları kurulurdu sisler arasında &lt;br /&gt;her yer tanıdık her yer yeni her yer uzak&lt;br /&gt;ikindiler kırklanırdı kırk günlük bir çocuğun kırklandığı gibi&lt;br /&gt;dört yöne havada gösterilirdi dört yol ağzında kurulan yeni düş şehirlerim&lt;br /&gt;konakların hayatlarına bırakılırdı sonra gelecek duaları &lt;br /&gt;ve siyahı delik deşik örtüler çekilirdi &lt;br /&gt;kat yerlerinde derin yaralar açan &lt;br /&gt;bir hançerin gülümsemesi yayılırdı eğri ağızlı&lt;br /&gt;çeliği nereden hangi su verilmiş &lt;br /&gt;hangi çekiçle hangi örste yassıltılmış bilinmeyen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüyalarımda boğazım kesilirdi&lt;br /&gt;bir hırıltı ve boşanan kan başım yaşar ölürdü bedenim&lt;br /&gt;tanığı olurdum ölümün acının ve yığılışın&lt;br /&gt;dışarıdan bakardım uyanmayı beklerken&lt;br /&gt;o düş şehirlerime kırkikindi yağmurlarına fırtınalara&lt;br /&gt;falezlerde uğuldayan seslere öpüşlere öpen dudaklara &lt;br /&gt;sırtımı yalayan soğuk nefeslere ihanet ederdim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o hayata ve bir daha kurulamayacak olana&lt;br /&gt;uyanırdım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-775588345102047015?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/775588345102047015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=775588345102047015' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/775588345102047015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/775588345102047015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/uyanrdm.html' title='uyanırdım'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4728724578219886256</id><published>2009-12-13T18:55:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:45:02.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>18.</title><content type='html'>Olgunluk, yenilmişliğin, kayıplığın sonuçlarından. Nerede olmayacağının&lt;br /&gt;olamayacağının bilincinde olarak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4728724578219886256?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4728724578219886256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4728724578219886256' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4728724578219886256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4728724578219886256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/18.html' title='18.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2048704894536813973</id><published>2009-12-13T18:53:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T22:45:58.855+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>17.</title><content type='html'>Sahip olunmak istenen mozaiklerde neler gizli? Zorunluluklar birikintisi doyumsuzluklardan başka.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2048704894536813973?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2048704894536813973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2048704894536813973' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2048704894536813973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2048704894536813973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/17.html' title='17.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5287637829129808415</id><published>2009-12-13T18:49:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:46:50.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>16.</title><content type='html'>Işık mıydı? Kirpiklerine düşen hüznün gölgesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5287637829129808415?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5287637829129808415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5287637829129808415' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5287637829129808415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5287637829129808415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/16.html' title='16.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6194890949675303807</id><published>2009-12-13T18:48:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:47:30.505+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>15.</title><content type='html'>Her defasında tamam dediğim: Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6194890949675303807?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6194890949675303807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6194890949675303807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6194890949675303807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6194890949675303807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/15.html' title='15.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4984279388003757822</id><published>2009-12-13T18:46:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T22:48:10.045+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>14.</title><content type='html'>Mahkum güneşe ayın kumu. Ayna mahkum ışıksızlığa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4984279388003757822?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4984279388003757822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4984279388003757822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4984279388003757822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4984279388003757822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/14.html' title='14.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8546206240883841320</id><published>2009-12-13T18:45:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:48:39.850+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>13.</title><content type='html'>Anı: Patlayan bir tokat, yüreğe çöreklenmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8546206240883841320?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8546206240883841320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8546206240883841320' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8546206240883841320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8546206240883841320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/13.html' title='13.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8792275934936296909</id><published>2009-12-13T18:44:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:49:52.992+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>12.</title><content type='html'>Söz: Sığ kıyılardan uzakta, sesi yutan, kendinde arıtandır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8792275934936296909?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8792275934936296909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8792275934936296909' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8792275934936296909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8792275934936296909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/12.html' title='12.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8996824232551407868</id><published>2009-12-13T18:42:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:51:42.798+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>11.</title><content type='html'>Kalabalıkların gözlerindeki kin kimin? Kime kinin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8996824232551407868?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8996824232551407868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8996824232551407868' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8996824232551407868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8996824232551407868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/11.html' title='11.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6332410273667259731</id><published>2009-12-13T18:40:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:52:21.983+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>10.</title><content type='html'>Tahta taht bir ah'la yanar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6332410273667259731?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6332410273667259731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6332410273667259731' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6332410273667259731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6332410273667259731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/10.html' title='10.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4623478075705675080</id><published>2009-12-13T18:38:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:54:10.116+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>9.</title><content type='html'>Arkasına sinilen mazeretler, duvarlaştıkça yıkılması imkansız surlardır: “Beni” ayırır, “öteki” diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4623478075705675080?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4623478075705675080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4623478075705675080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4623478075705675080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4623478075705675080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/9.html' title='9.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5638085396935767830</id><published>2009-12-13T18:37:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T22:54:30.203+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>8.</title><content type='html'>Vaha düşünün yokluğu: Çölleşme.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5638085396935767830?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5638085396935767830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5638085396935767830' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5638085396935767830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5638085396935767830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/8.html' title='8.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1377882953015094899</id><published>2009-12-13T18:34:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T23:01:41.285+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>7.</title><content type='html'>Yalnızın ışığı gölgesiz vurmuş duvara. Karanlıkta, çok sessiz, ıssız bir oda: Tek başına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1377882953015094899?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1377882953015094899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1377882953015094899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1377882953015094899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1377882953015094899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/7.html' title='7.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2028439543970569993</id><published>2009-12-13T18:32:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T23:04:48.143+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>6.</title><content type='html'>Boz kurak bir kırın yalınlığına soyunmuş toprak: Üzerinde ot bitmemiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2028439543970569993?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2028439543970569993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2028439543970569993' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2028439543970569993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2028439543970569993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/6.html' title='6.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2825864089942805213</id><published>2009-12-13T18:27:00.004+02:00</published><updated>2009-12-13T23:13:30.453+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>5.</title><content type='html'>Işığını söndüren mumun hayatını ucunda sallandırır: İp&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2825864089942805213?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2825864089942805213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2825864089942805213' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2825864089942805213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2825864089942805213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/5.html' title='5.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2241042488877276938</id><published>2009-12-13T18:26:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T23:15:18.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>4.</title><content type='html'>Elde yok. Elden gelmez. Feleğin çemberi bana sır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2241042488877276938?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2241042488877276938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2241042488877276938' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2241042488877276938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2241042488877276938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/4.html' title='4.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6939964018038906468</id><published>2009-12-13T18:24:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T23:07:21.825+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>3.</title><content type='html'>Yıkıntıların eşiklerini yalayan soğuk ölüm yeli, dinle beni: Zebaniliğe soyunmuş sabahlar bitmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6939964018038906468?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6939964018038906468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6939964018038906468' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6939964018038906468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6939964018038906468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/ykntlarn-esiklerini-yalayan-soguk-olum.html' title='3.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-9106441006780237909</id><published>2009-12-13T18:23:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T23:16:10.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>2.</title><content type='html'>Sesler bulut yalnızlıklarına, yollar bitip tükenmezliğe, yönsüz ışıklar ufuklara demirlemiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-9106441006780237909?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/9106441006780237909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=9106441006780237909' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/9106441006780237909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/9106441006780237909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/2.html' title='2.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-841844174422120521</id><published>2009-12-13T18:21:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T23:08:08.716+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalnız ve Yalın (sözler)'/><title type='text'>1.</title><content type='html'>Kuşlar balmumunun sıcaklığına sokulmuşlar. Akşam sularını ötüşleriyle dalgalandırıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-841844174422120521?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/841844174422120521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=841844174422120521' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/841844174422120521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/841844174422120521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/1.html' title='1.'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4824757548510387272</id><published>2009-12-07T07:51:00.004+02:00</published><updated>2009-12-07T08:01:09.809+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menekşeleri Sökülmüş Dağ - Şiirler'/><title type='text'>kendi sesinde</title><content type='html'>kendi sesinde kendi şiirini okur çocuk:&lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tahta kapının önünde daracık sokağa bakar&lt;br /&gt;annesinin tokat izi yanağında al al&lt;br /&gt;babasının yasağı&lt;br /&gt;kapının önünde durur&lt;br /&gt;belinde kovboy tabancaları&lt;br /&gt;eli belinde başı dik&lt;br /&gt;çocuk kendi şiirini okur:&lt;br /&gt;ağlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oyun oynayanları izler&lt;br /&gt;patlak toptan alamaz bakışlarını&lt;br /&gt;yokuştan kayanların yerine koyar kendini&lt;br /&gt;bir tahtanın altını sabunlar &lt;br /&gt;ver elini yokuş aşağı kayışa&lt;br /&gt;sek sek oynar oynayanların yerine içinden&lt;br /&gt;kaydırağı atar &lt;br /&gt;üçlere&lt;br /&gt;dörtlere&lt;br /&gt;çizgiye hiç basmaz&lt;br /&gt;kaydırağı kenar yapmaz&lt;br /&gt;her sekişi kesindir&lt;br /&gt;hiç kalmadan çıkar dışarı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beş taş oynar kızlarla uzaktan&lt;br /&gt;bütün taşları toplar&lt;br /&gt;köprülerden geçirir bir bir &lt;br /&gt;parmaklarına takılmaz&lt;br /&gt;en önce bitirir&lt;br /&gt;kama atar&lt;br /&gt;gelmeden birisi görmeden onu oynarken&lt;br /&gt;kapının önünde durur&lt;br /&gt;kendi şiirini okur çocuk:&lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi şarkısını söyler kadın:&lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tahta kapının ardında &lt;br /&gt;perdesi çekilmiş pencereden bakar&lt;br /&gt;kavgadan&lt;br /&gt;bağrıştan çağrıştan korkar&lt;br /&gt;başı öne eğik&lt;br /&gt;hırsını çocuktan almış kadın &lt;br /&gt;kendi şarkısını söyler: &lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odunu sobayı hazır eder&lt;br /&gt;suları yedekler&lt;br /&gt;yemek hazırlar&lt;br /&gt;radyo sabahtandır açıktır&lt;br /&gt;kaynana dırdır eder&lt;br /&gt;misafir gelir çay demler&lt;br /&gt;kolonya şeker &lt;br /&gt;etrafı toplar okula yollar çocukları &lt;br /&gt;pazara gider &lt;br /&gt;akşam yemek yerler&lt;br /&gt;toplanır sofra&lt;br /&gt;yıkanır bulaşık&lt;br /&gt;yatar çocuklar&lt;br /&gt;leğeni suyu odaya&lt;br /&gt;kapı arkasına taşır&lt;br /&gt;yıkanır her şeyden arınmak istercesine&lt;br /&gt;yıkanırken erimek istercesine&lt;br /&gt;dökünür su &lt;br /&gt;kendi sesinde &lt;br /&gt;kendi şarkısını söyler kadın: &lt;br /&gt;ağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi öyküsünü anlatır erkek:&lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meyhanelere ve camilere unutmak için gider&lt;br /&gt;neyi unutacağını bilmeden&lt;br /&gt;yalnızca unutmak &lt;br /&gt;hatırlamak istemez &lt;br /&gt;yediğini içtiğini giydiğini&lt;br /&gt;hatırladığında teslimiyetidir o&lt;br /&gt;teslim olduğu için unutur&lt;br /&gt;neye teslim olduğunu bilmeden&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi öyküsünü anlatır erkek: &lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahvelerde bunalır&lt;br /&gt;boğulur odalarda&lt;br /&gt;yığılır parklarda&lt;br /&gt;meyhanelerde ayılır&lt;br /&gt;vurdukça sayılır&lt;br /&gt;için için kırılır&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi öyküsünü anlatır erkek: &lt;br /&gt;ağlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi dramını oynar sokak: &lt;br /&gt;göz yaşları toplar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suratına tahta kapılar kapanır&lt;br /&gt;sesler yuvarlanır kaldırımlarda&lt;br /&gt;akşam üstleri güneş kızıllığında &lt;br /&gt;sararır parke taşları&lt;br /&gt;vurulup çıkılır kapılar&lt;br /&gt;elektrik direklerinde afişler&lt;br /&gt;telefon tellerine takılmış uçurtmaların kuyrukları &lt;br /&gt;rüzgarlarla salınır&lt;br /&gt;akşamları yemek sonrası parklara gidilir&lt;br /&gt;girilen kollar&lt;br /&gt;tutuşulan eller&lt;br /&gt;bir ağlayışın susturulmasıdır&lt;br /&gt;geri dönülmezliğin zehri&lt;br /&gt;deniz martılarının seslerinin hatırlanmasıdır varyanttan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi sesinde kendi dramını oynar sokak: &lt;br /&gt;göz yaşları toplar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4824757548510387272?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4824757548510387272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4824757548510387272' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4824757548510387272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4824757548510387272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/kendi-sesinde-kendi-siirini-okur-cocuk.html' title='kendi sesinde'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7883583953542623404</id><published>2009-12-07T07:31:00.001+02:00</published><updated>2009-12-15T11:09:12.618+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>limanlar</title><content type='html'>dağlar insanların limansızlıklarından eritilmiş kopuşlardır&lt;br /&gt;ıpıssız limanları gülümseyen ışıklar noktalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1991&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7883583953542623404?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7883583953542623404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7883583953542623404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7883583953542623404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7883583953542623404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/limanlar.html' title='limanlar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1075282348814359651</id><published>2009-12-07T07:19:00.003+02:00</published><updated>2009-12-07T07:22:48.072+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>yürüyor su</title><content type='html'>yürüyor su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belli ki kaçmış uykusu&lt;br /&gt;uyuyup da uyanmamak en büyük korkusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamanlar gece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vazgeçilmez şarkılar şöleni&lt;br /&gt;uygunsuz düşleriyle&lt;br /&gt;hüznün serüveniydi&lt;br /&gt;saçlar darmadağınık gözler deli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamanlar gece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irkilip kalkılmayan uyku sınırları&lt;br /&gt;yürek ağrısız sevişmelerle&lt;br /&gt;ışık göçümsüz(*)  sabahlara uzanırdı &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bir zamanlar gece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuş öyküleri dolu nefeslerle&lt;br /&gt;kendi sıcaklığına sığınmış ellerin&lt;br /&gt;kalemlere keremler gibi delilenip&lt;br /&gt;kağıtlarla söyleştiği inlerdi&lt;br /&gt;uzun kış gecelerinin çay misafirleriyle&lt;br /&gt;kitap sayfalarının kutsanıp&lt;br /&gt;zaman ırmaklarının taştığı ovalardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamanlar gece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anıların yüküyle batmanın boşluğunda&lt;br /&gt;yudumlanan biranın&lt;br /&gt;içe çekilen martı seslerinin özlemiydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamanlar gece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceydi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessiz sakin uykulu&lt;br /&gt;bir volkanın altı gibi harlı&lt;br /&gt;bir dağın doruğu gibi karlı&lt;br /&gt;bir kervan yolu gibi ıssız&lt;br /&gt;bir kovanın içi gibi canlıydı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiç söndürülmeyen mumum ak ışığı&lt;br /&gt;yıldırımın gümüş yalımı&lt;br /&gt;sayılamaz kumuydu karanlık denizlerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitmez sevişmelerin&lt;br /&gt;tükenmez heyecanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yürüyor su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceden sabaha kalan tortu ölüm&lt;br /&gt;düşler boyu cebelleşip durduğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yürüyor su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belli ki kaçmış uykusu&lt;br /&gt;uyuyup da uyanmamak en büyük korkusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) İsmail Uyaroğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1075282348814359651?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1075282348814359651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1075282348814359651' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1075282348814359651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1075282348814359651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/yuruyor-su-belli-ki-kacms-uykusu-uyuyup.html' title='yürüyor su'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2538941118105458983</id><published>2009-12-07T06:56:00.002+02:00</published><updated>2009-12-07T06:58:53.409+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>coşku suları</title><content type='html'>merhaba iklimler &lt;br /&gt;merhaba gökte yıldız ekinleri&lt;br /&gt;merhaba beşikler &lt;br /&gt;merhaba uzak yurtların gemileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözün merceğinde günler&lt;br /&gt;nice insandan insana kurar köprüler&lt;br /&gt;derlenmiş tohumlarla beşikler&lt;br /&gt;güllendirir Bedrettin güneşini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kan akar deniz köpük&lt;br /&gt;kırık ipiyle cambazhane göçük&lt;br /&gt;sallandırır çocuklarına beşikler&lt;br /&gt;canlara ululandırırken cemini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eteklerine sırlanmış çimen&lt;br /&gt;göç çadırlarıysa medde kalkıp cezirde inen&lt;br /&gt;çocukları insanlaştıran beşikler&lt;br /&gt;kırıverir coşku sularına dümenlerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2538941118105458983?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2538941118105458983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2538941118105458983' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2538941118105458983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2538941118105458983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/merhaba-iklimler-merhaba-gokte-yldz.html' title='coşku suları'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3092851296316979327</id><published>2009-12-07T06:55:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:56:13.097+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>son sandal</title><content type='html'>son sandalımdı gül&lt;br /&gt;ulaşılacak karşı kıyılara&lt;br /&gt;suya düştü gülüm&lt;br /&gt;kaldım bu kıyılarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son sandalımdı gül&lt;br /&gt;kanat çırpılacak bulutlara&lt;br /&gt;toprağa düştü gülüm &lt;br /&gt;kıran döşendi bulutlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son sandalımdı gül&lt;br /&gt;diz çökülecek çocuklara&lt;br /&gt;sokaklara düştü gülüm&lt;br /&gt;yüzüm kalmadı çocuklara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son sandalımdı gül&lt;br /&gt;çizgileri belirsiz avuçlar&lt;br /&gt;yataklara düştü gülüm&lt;br /&gt;sahte öpüşlere kandı avuçlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3092851296316979327?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3092851296316979327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3092851296316979327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3092851296316979327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3092851296316979327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/son-sandal.html' title='son sandal'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8708727177868607052</id><published>2009-12-07T06:54:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:55:03.005+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>ter</title><content type='html'>güneşin cüce ağırlığının izi&lt;br /&gt;ağırlığında ateşin ezici sesi var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çorak topraklarla harmanla geçmişi&lt;br /&gt;serinliğin akşamlarını hissederek kar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayın yorgunluğundaki ölümü &lt;br /&gt;çölleri vahalandıran damlalarla sar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8708727177868607052?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8708727177868607052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8708727177868607052' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8708727177868607052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8708727177868607052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/ter.html' title='ter'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2158107736559887204</id><published>2009-12-07T06:53:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:54:12.471+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>kollarımız</title><content type='html'>nasıl olsa derim&lt;br /&gt;yoksan da yanımda&lt;br /&gt;bir bakır ay seli taşar &lt;br /&gt;gecenin koynundan&lt;br /&gt;demir ve toprak sıcağında&lt;br /&gt;kollarımızdan isyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2158107736559887204?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2158107736559887204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2158107736559887204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2158107736559887204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2158107736559887204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/kollarmz.html' title='kollarımız'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1262101824670004437</id><published>2009-12-07T06:52:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:52:50.577+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>gözlerin</title><content type='html'>bütün bir günümde varsan&lt;br /&gt;her nefesimde bir iç çekişsen&lt;br /&gt;yoksunluğun yoksulluğumsa&lt;br /&gt;gecelerimde yalnızlığın&lt;br /&gt;ellerim gözlerinde gölgeyse&lt;br /&gt;düşlerine ne dünyalar çizerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1262101824670004437?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1262101824670004437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1262101824670004437' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1262101824670004437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1262101824670004437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/gozlerin.html' title='gözlerin'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-9131512031301398800</id><published>2009-12-07T06:51:00.002+02:00</published><updated>2009-12-07T06:52:11.523+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>gece</title><content type='html'>zaman harmanında gölge gece&lt;br /&gt;saçlarını savur sevgiline&lt;br /&gt;yolu savur düşlerini izle&lt;br /&gt;puslu kıyılarda sarıl sevgiline&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-9131512031301398800?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/9131512031301398800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=9131512031301398800' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/9131512031301398800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/9131512031301398800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/gece.html' title='gece'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8606887108805841263</id><published>2009-12-07T06:51:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:51:37.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>mektuplar</title><content type='html'>garip yolculuklardır mektuplar&lt;br /&gt;sayfalarında eleledir anılar&lt;br /&gt;savruk acılar&lt;br /&gt;doyumsuz kahkahalarla eleledir&lt;br /&gt;zaman bağlarından koparılmış satırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8606887108805841263?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8606887108805841263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8606887108805841263' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8606887108805841263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8606887108805841263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/mektuplar.html' title='mektuplar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4144648108978204124</id><published>2009-12-07T06:50:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:51:05.505+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>matem</title><content type='html'>seher soğukluklarında&lt;br /&gt;ipe eş devşirdiği acı tortulardan kalan&lt;br /&gt; matemi er geç bitecek gecelerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4144648108978204124?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4144648108978204124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4144648108978204124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4144648108978204124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4144648108978204124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/matem.html' title='matem'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8549373310349686819</id><published>2009-12-07T06:49:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T07:09:07.866+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>şarkılar söylemeye varmıyor dilim</title><content type='html'>şarkılar söylemeye varmıyor dilim&lt;br /&gt;yüreğimin dilimlenmiş acısıyla doldu&lt;br /&gt;kilimde siyah olan her rengim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halim mecalim yok&lt;br /&gt;dermansızım seslere&lt;br /&gt;vakti değil şarkılar söylemenin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman ırmağının girdabı &lt;br /&gt;yılların sarkıntılıklarıyla dolu&lt;br /&gt;ölüm yollarındayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tükürülmüş bir zamanda &lt;br /&gt;aşk tükürülmüş gözyaşlarına &lt;br /&gt;tükürülmüş zamanlar arasına sıkışmışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isyanlarım geceler boyu büyüyor&lt;br /&gt;sönüyor sabahlar&lt;br /&gt;şarkılar söylemeye varmıyor dilim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8549373310349686819?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8549373310349686819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8549373310349686819' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8549373310349686819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8549373310349686819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/sarklar-soylemeye-varmyor-dilim.html' title='şarkılar söylemeye varmıyor dilim'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7842299879119860494</id><published>2009-12-07T06:47:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:48:16.363+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>sözler</title><content type='html'>1&lt;br /&gt;iklimler günlerin günlere dönmesinde gizlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;bir kadının gözlerinde&lt;br /&gt;göç eder turnalar&lt;br /&gt;gölgeleri düşer bulutlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;sözler boşanır  bağından&lt;br /&gt;anlam suyu çekilmeyen bir kuyudur  &lt;br /&gt;su vardır&lt;br /&gt;damlasına muhtaçtır dudakların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;bir çocuğun gözlerinde&lt;br /&gt;uçurtmalar yaslanır&lt;br /&gt;koynuna maviliklerin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;her nefes terk olunmaz sınırlardadır&lt;br /&gt;hükmünü yitirir söz&lt;br /&gt;ölüme yakarışlar iç çekişlere karışır  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;uyku&lt;br /&gt;saatlere dargın gözlerden süzülür gelir&lt;br /&gt;her gece yeni bir aynadır geçen güne &lt;br /&gt;suretleri sıvalı sözler düşlere girer gelir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1986&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7842299879119860494?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7842299879119860494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7842299879119860494' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7842299879119860494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7842299879119860494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/sozler.html' title='sözler'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7209464077387495693</id><published>2009-12-07T06:45:00.002+02:00</published><updated>2009-12-07T06:46:07.137+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>ustalık</title><content type='html'>olmasın pişmanlıkların&lt;br /&gt;belkiler üzerine düşler kurma&lt;br /&gt;acıyı yaşarken gül &lt;br /&gt;desteksiz olsan da dur ayakta &lt;br /&gt;sularını sakın yakma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7209464077387495693?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7209464077387495693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7209464077387495693' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7209464077387495693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7209464077387495693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/ustalk.html' title='ustalık'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-705053071111817642</id><published>2009-12-07T06:45:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:45:30.291+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>ağıt</title><content type='html'>yeni yetme çocuksu ağızlar&lt;br /&gt;dudak kenarlarına iliştirdikleri akşamları&lt;br /&gt;gül dallı bulvarlarda hallaç gibi atmaktadırlar&lt;br /&gt;öfkenin güz boşluğunda dikenleşmiş saçlar&lt;br /&gt;yosma tarak dişlerinde salınmaktadırlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düş bozumu umutlar &lt;br /&gt;çağırmaya durmuş intiharları&lt;br /&gt;bitik yazgılara konulacak nokta&lt;br /&gt;yakınlaşmış sır menzilinde çocuklara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırılsıklam batan sıcağın&lt;br /&gt;yeni sütten kesilmiş çocuğun ağız kokusu&lt;br /&gt;tutkuların tendeki diş izleri&lt;br /&gt;dursuz duraksız kavgalara çağırır insanları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terin kana kantar tuttuğu yılan demlerin,&lt;br /&gt;güzelliğin göz göz budaklandığı günlere düştüğü tarih&lt;br /&gt;yalı meşeleri ile kurulan darağaçlarının &lt;br /&gt;zindan duvarlarının üzerine yıkılmasıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-705053071111817642?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/705053071111817642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=705053071111817642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/705053071111817642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/705053071111817642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/agt.html' title='ağıt'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1346267829852409243</id><published>2009-12-07T06:43:00.002+02:00</published><updated>2009-12-07T06:44:17.730+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>insanlar</title><content type='html'>insanlar, ah insanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzlerini&lt;br /&gt;maskelerle bir yerlere&lt;br /&gt;yıkık, adı yitik şehirlerden&lt;br /&gt;yeni bir yıldızın doğum sancısı ile&lt;br /&gt;ölüler vadisinin artık bir güneş eskisinde&lt;br /&gt;taşırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dupduru kalabalıkların hırsız yaprakları&lt;br /&gt;seren direklerini fırtınaya kaptırmış gemi bordasını&lt;br /&gt;çocuk süt dişleriyle kanatırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örsleşmiş kinleri pelteleşirken kınsız bir utançla&lt;br /&gt;para vebası temizler&lt;br /&gt;kan kusmuklarını&lt;br /&gt;tükürük yağmurlarıyla paylaşılan mezarlarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlar ah insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1346267829852409243?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1346267829852409243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1346267829852409243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1346267829852409243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1346267829852409243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/insanlar.html' title='insanlar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2943706281050100860</id><published>2009-12-07T06:43:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:43:28.012+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>sen varsın ya</title><content type='html'>bakmaktan kamaşınca gözlerim yüzüne&lt;br /&gt;yüzünü sıkıca tembihledim zihnime&lt;br /&gt;seni senden habersiz&lt;br /&gt;mimli bir iyimserlikle iliştirdim kimliğime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2943706281050100860?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2943706281050100860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2943706281050100860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2943706281050100860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2943706281050100860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/sen-varsn-ya.html' title='sen varsın ya'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3746661272929841192</id><published>2009-12-07T06:42:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:42:48.495+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>yas</title><content type='html'>yanlışı yaşıyoruz&lt;br /&gt;son yarının hiçliğine sığınmışlıkla&lt;br /&gt;amaçsız savrulanı&lt;br /&gt;yanlış tohumlanmış hasattan biçilen günleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kara geceyi sarınıyoruz&lt;br /&gt;kara oyukların gölgelerinden &lt;br /&gt;gözlerimize cehennemi yüklüyoruz&lt;br /&gt;yanlışa soyunmuş ölümün tadı  &lt;br /&gt;heyhat hayat. &lt;br /&gt;yasla arınıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3746661272929841192?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3746661272929841192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3746661272929841192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3746661272929841192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3746661272929841192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/yas.html' title='yas'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7611940951252340488</id><published>2009-12-07T06:41:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T06:41:46.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>sesler</title><content type='html'>yalnızlık çuluna sarılan sesler&lt;br /&gt;mevsimlerin mevsimlere akmasına benzer&lt;br /&gt;kimileyin aşk sözleri doğuran bahara can&lt;br /&gt;ölümün yaprak dökümünde güz kimi zaman &lt;br /&gt;güneş emziren bir ezgi&lt;br /&gt;buz tozan kimi ağıtta&lt;br /&gt;kimileyin ilmeğin her boğumunda kimliğinin bir izi&lt;br /&gt;buruşturup atılan bir kağıtta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7611940951252340488?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7611940951252340488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7611940951252340488' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7611940951252340488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7611940951252340488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/sesler.html' title='sesler'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6090804471569942895</id><published>2009-12-07T06:39:00.002+02:00</published><updated>2009-12-07T07:13:24.668+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>korku</title><content type='html'>ne yalnız&lt;br /&gt;ne uzaklardayım&lt;br /&gt;tek başına anılara &lt;br /&gt;dalmanın kadehinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yalnız&lt;br /&gt;ne yokluktayım&lt;br /&gt;kalabalıkların içinde &lt;br /&gt;göz göze gelmekten  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalabalıklardan korkmaktayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6090804471569942895?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6090804471569942895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6090804471569942895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6090804471569942895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6090804471569942895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/korku.html' title='korku'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8688214284171720140</id><published>2009-12-07T06:36:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T07:14:22.864+02:00</updated><title type='text'>Aşk</title><content type='html'>Sarılmış sarmaşıkta dalgalanan suda&lt;br /&gt;Aşk görünür yüzümde &lt;br /&gt;sen gülleşince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldız ışır gözlerde yanar merhabalar&lt;br /&gt;Şavkı yansır gecem &lt;br /&gt;seninle aylanınca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akan kanda isyanı taşır kırık sırça&lt;br /&gt;Duvarlaşır hallerim kalemimle &lt;br /&gt;sen yazılınca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarım dostlarım aşklaşır &lt;br /&gt;Dağlarımın dar patikaları &lt;br /&gt;seni yüklenince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı kavrulur bebeğin süt kokusunda&lt;br /&gt;Ağıtlarım “su”sar zehirle &lt;br /&gt;sen demlenince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 1988&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8688214284171720140?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8688214284171720140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8688214284171720140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8688214284171720140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8688214284171720140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/ask.html' title='Aşk'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3074359513703356868</id><published>2009-12-07T06:34:00.000+02:00</published><updated>2009-12-07T06:36:35.554+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>bahçe</title><content type='html'>bahçede nar&lt;br /&gt;alnım soğuk&lt;br /&gt;başımda kar var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahçede yar&lt;br /&gt;ellerim dağ&lt;br /&gt;ayaklarım yara basar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahçede har&lt;br /&gt;kolum kement&lt;br /&gt;yürekte zebaniler azar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahçede dar&lt;br /&gt;boynum ince ipek&lt;br /&gt;gözlerim su asar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3074359513703356868?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3074359513703356868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3074359513703356868' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3074359513703356868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3074359513703356868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/bahce.html' title='bahçe'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-383623307482744426</id><published>2009-12-04T10:00:00.009+02:00</published><updated>2009-12-18T12:36:59.234+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olmayan - Öyküler'/><title type='text'>Nisan</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Nisan Anlatıyor &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki katlı bir sofa. Alt katta büyük bir masa, akşamları, sabahları toplanılan ve yemek yenilen. Sofa duvarlarının üzerinde çıkma bir kat. Kenarlarında odalar, banyo. Çıkıntının önü ağaçtan korkuluklarla çevrilmiş. Yuvarlatılmış ve biçimlendirilmiş ahşabın üzerine boydan boya bir kuşak atılmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masanın başında saçları yer yer beyazlamış sarışın bir adam. Bir kadına sarılmış, uzun kıvırcık saçlı  başını kadının omzuna gömmüş. Ara sıra kaldırıyor başını ve kadının boynunu öpüyor, yanaklarına dokunduruyor dudaklarını ve dudaklarına yapıştırıyor usulca. Elleri sırtında kenetlenmiş kadının. Kadın adamın başını elleriyle bastırıyor. Ayaktalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam onu gördü yukarıda. Ayrıldı kadından ve merdivenlere yöneldi. O içeri doğru geri geri yürüdü. Bir kapıya yaslandı. Kapı aralandı yavaşça. İçeri girdi ve kapadı kapıyı. Adam. Onun girdiği yan odanın kapısını çaldı. Hafifçe bağırdı. Yarı uykulu bir çocuk başı belirdi kapı arasından.  Sonra onun odasının kapısı tıklattı. Kapı açılmadı. Adam bir şeyler fısıldadı kapı önünde. Aşağı indi. Ceketini alıp dışarı çıktı. Diğeri sandalyeye oturmuştu. Adamın gidişinden sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&gt;&gt;Nisan Anlatıyor: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gitti ve akşam tekrar dönecek geriye. Tekrar gidecek ve gelecek tekrar. Ne kadar uzak o günler. Artık kıpırdamıyor yüreğim onu görünce. Çarpmıyor sanki. Her şey anlamını yitirmiş. Anılar irin topluyor yıllardan. Zonkluyor şakaklarım”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Doğduktan sonra kucağımdayken kızım, alnımdan öpmüştü bir kez. Bıyıklarının uçları batmıştı. Sonra kucağına almıştı çocuğu. Yüzünü kundağa yaklaştırmış, onun süt kokusunu derin derin içine çekmişti. Sonra tekrar bırakmıştı kucağıma. O kokuyu hatırlıyor mudur hala? Hastanenin anti-septik kokularından ayırıp bilincinin derinliklerine taşıyabilmiş midir o kokuyu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sonra oğlan, sonra kız ve sonra… Düşükler, aldırmalar, vurmalar, vurmalar… Sadece bir pıhtıydım sevişmeler sonu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Kaçış veya Geliş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık bir kış günü atlamıştı otobüse ve gelmişti. Her şeyi bırakmıştı. Küçük kızını, evi, eşyayı. Kalacak yer sorun değildi. Tanıdıkları, arkadaşları, ablası, abisi vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitede okuyan çocuklarının yanına indi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok katlı büyük bloklarda oturuyorlardı çocuklar. Apartman boşluklarını istila eden kokuları özlemişti. Asansörler durmuyordu hiç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuştular. O anlattı, diğerleri dinledi.Sorular sordular, başlarını yana salladılar. Olumladılar, olumsuzladılar. Onların yanında kalacaktı bir süre. Ona bir oda verdiler. Küçük bir oda. Bir çekyatı vardı bir komidin ve kapı arkasına takılmış askı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalarını çekyatın içine yerleştirdi. Küçük el radyosunu komidinin üzerine koydu. Hırkasını, mantosunu kapının arkasına astı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekip gittiği günleri hatırlıyordu. Kaç kez kaçmıştı, kaç kez bir dönmemecesine evden çıkmış sonra süklüm püklüm tekrar o eşikten içeri atlamıştı, unutmuştu sayısını. Am bu son gelişinden sonra bir tebligat geldi ablasının evine. Yavuz boşanma davası açmıştı. Köprüler atılmıştı ve yoktu geri dönüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlıyordu. Telefonlar etmiş, ağlamıştı çocuklara. Neyi anlatabilirdi ki? Nasıl anlatabilirdi ki? Hastaneleri onlar da biliyorlardı. Doktorlar, psikayatristler, psikologlar. Günlerce evin işlerine el sürmezdi. Otururdu sabahtan akşama dek. Çay ve sigara içerdi. Dalar giderdi. Kayınvalide gelmişti bir ara. Çocukları okula o hazırlıyordu. Kahvaltıyı, yemekleri, bulaşık ve çamaşırları. O çıkıp gidiyordu dışarılara. Dolaşıyordu. Nereye gittiğini bilmeden. Geliyordu nereden geldiğini bilmeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablası geliyordu kayınvalide gittikten sonra. O gidince yine aynı günler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hissettiğini bile bilmiyordu. Bastırılamayan bir kırıp geçme duygusu ile doluyordu. Zarar vermemek için çocuklara, -öyle diyordu kendi kendine, öyle avutuyordu kendisini- çıkıp gidiyordu dışarılara. Sesler yıpratıyordu onu. Radyonun, musluğun, kapının, buzdolabının sesleri yığılıyordu üzerine sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeyi anlatamıyordu çocuklara. Hele en küçüğüne, küçük kızına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ölmek istiyordum. Ölemiyordum bir türlü. Ölümden it gibi korkuyordum üstelik. Belki beni anlasınlar diye kolay bulunacak yerlerde intihara teşebbüs ediyordum. Beni kolayca buluyorlardı da. Herkesin evde olduğu saatlerde kestim bileklerimi. Ablamın bize ziyarete geldiği gün içtim bir kutu ilacı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hastane çıkışı yine aynı karabasan çöküyordu üstüme. Çocukları alıp götürmüşlerdi yanlarında. Başka okullara nakletmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&gt;&gt;Acı mutluluk veriyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın bir tahta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ve geniş. Meşe ağacından. Sert ve acımasız bir tahta. Düzeltilmiş, kenarları eğelenmiş. Kupkuru ve eğilmez bir tahta. Tozdan, nemden, sıcaktan kararmış, pişmiş bir tahta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri kapalı. Elinde o tahta. Kıpırtısız yatıyor yatakta. Odanın içi toz kokuyor. Sırt üstü. Hareketsiz. Soluklarını bile duymuyor. Aşağıya sarkmış kolu yataktan. Elinde o tahta. Okşuyor tahtayı. Tahtanın diğer ucu yere dayanmış kaymıyor okşamalarından. Direniyor. Başını seviyor tahtanın. Üstünde gezdiriyor parmak uçlarını. Bir çıkıntı arıyor. Bir çıkıntı. Ah bir çıkıntı. Tırnakları yokluyor üstünü tahtanın. Havada küf kokusu. Dışarıda park yapan arabanın sesi. Gözleri kapalı. Işıklar kapalı. Elleri oynuyor tahtayla. Tahtayı dayıyor yatağın kenarına. Parmaklarını burnuna götürüyor, talaş kokusunu sürüyor deliklerine. Sonra el yordamı ile buluyor tahtayı. Başlıyor okşamaya. Bir pürüz, ah pürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tırnaklarıyla kazıyor üstünü tahtanın ürperiyor bedeni birden. Kazınmayan sert bir çıkıntı. Soğuk bir yüzey direniyor, sinir uçlarına. Parmağının en hassas yerleriyle metal ile tahtanın sınırını çiziyor. Yuvarlak bir sınır. Metal bir yuvarlak. Tahtaya gömülmüş, ona saplanmış bir çivi. Çakılmış demir. Başı iyice ezilmiş bir sertlik. Gömülmüş saklanmış bir dal. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkelerini duyuyor çiviyi çakanın. Hırsla verdiği soluğu, elini kaldırışını, indirişini çekici, vuruşunu, metallerin çarpışmasını. Tahtanın içine alışını sessizce kabullenişini demiri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pas kokusu geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda karanlık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağa uzanmış yatıyor kadın. Zayıf bacaKlarını çekmiş karnına. Soluk alışlarını bile duymuyor. Elinde tahta. Tahtaya çakılmış çivinin başı ile oynuyor.  Çivinin başını boşaltmış. Yuvarlak bir çıkıntı. Tırnaklar çalışıyor. Kıymıkları koparıyorlar, kesiyorlar. Ortaya çıkıyor çivi. Kaydıkça kıymık tırnak dipleri çarpıyor çivinin başına. Keskin demir kanatıyor tırnak diplerini. Çarptıkça çiviye acıyı yatıştıran başka bir ferahlık çöküyor içine. Kazıyor tahtayı kadın. Çiviyi döndükçe dönüyor parmaklar. Kanadıkça kanıyor tırnaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ranza. Yukarıdan bir el sarkıyor. Kadın sırt üstü yatıyor. Elinde tahta, tırnaklarından akan kan, sarkan ele bakıyor. Tırnak dibine acı çöktükçe başını demirin soğukluğunda dinlendiriyor, vurarak. Demire vuruyor, parmağı çiviye batıyor, ıslanıyor tahta, kan sızıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dışarısı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda beyaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perdeler kapalı karanlık. Kadın sırt üstü yatakta yatıyor. Elinde tahta. Göğsü inip kalkıyor. Parmakları o bitmez sökümünde çivinin. Duvara vuruyor başını sonra demir başlığa, batıyor kıymıklar tırnak dibine. Kaşınıyor dipler, acıyor, metalin soğukluğunda tahtayla demirin tadını alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalktı kadın. Çıplak. Üstünde bir şey yok. Elinde tahta. Kaslı bacakları esmer, memeleri sarkık. Elinde tahta, kafasını dayıyor çivinin ucuna. Kafasıyla çakıyor çiviyi, kan sızıyor alnından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıldı kapı. Işık doldu içeriye. Ranzadaki çocuk irkilerek uyandı. Kadın çeneleri kasılmış tutmuş hıçkırığını, alnı kanıyor. Kısa boylu başka bir kadın girdi içeri. Kollarından yakalayıp çıplak kadını, bağırıp sarsmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendine gel”.“Sen ne yapıyorsun, uyumuşsun, neden dikkat etmiyorsun.” Bağırıyor kadın çocuğa ve elinden almaya çalışıyor tahtayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nereden buldun bunu? Nereden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıplak kadın yerde zıplıyor, tepiniyor, tahtayı vermemek için direniyor. Diğeri bağırıyor, çocuk ranzadan iniyor çıplak olanı durdurmaya, zaptetmeye çalışıyor.  Yerinde koşuyor çıplak olanı, tepiniyor, savuruyor tahtayı. Kollarını sallıyor, başını arkaya atıp tepiniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açıp etrafına baktı. Işık. Işıktan üşüyordu, soğuk kamaştırıyordu gözlerini, çıplaktı, elinde tahta, kadın, genç çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakinleşti, duruldu, farkına vardı ne olduğunun veya ne yaptığının, uysal bir kedi gibi ıslak ve terli, ranzanın altına çekildi usulca. Sırtını duvara verip inip kalkan göğsünü bacaklarına dayadı, başını dizlerine, saçlarında kan. Yavaşça ve utanarak çekti pikeyi bacaklarına, göğsüne. Gözleri açık ve şaşkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ranzanın demirine başını dayıyor. Saçları terden ve kandan ıslanmış, arkaya atıyor başını, duvara vuruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk ve kadın kımıldamıyorlar. Yalnızca bakıyorlar. Fısıldayarak konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu tahta ne kadar güzel. Uzun ve düzgün. Kıymıklar da elime batmıyor. Nedir ki? Masa, sehpa, sandalye ayağı. Felaket abi geldi mi? Birlikte gezmeye gidecektik. Bana söz vermişti.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa boylu kadın içeri gitti. Elinde bir tas su ve bezle geldi. Oturdu yere. Kadının başını dayadı dizine, yatırdı yavaşça. Usul usul konuşarak alnını temizledi ıslak bezle, sonra saçlarındaki kanı. Derin derin soluk alıyordu Nisan. Kendinde değildi. Uyumuştu. Onu yatağa çekti. Üstünü örttü deriyi dalayan bir battaniye ile.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Boşanma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onca yıldan sonra, üç çocuktan sonra, onca şehirden sonra, boşanmışlardı. Adam başka bir kadınla evlenmişti. Onun oturduğu evde şimdi başka bir kadın vardı. Kapıları başka biri açıyordu, perdeleri başka biri çekiyordu, yemeği başka biri yapıyordu, telefonu başka biri açıyordu. O yalnızca kendisinin yaptıklarını yapan başka birini görüyordu. Onun yerine koyuyordu kendini. Gömlekleri "o" ütülüyordu, çamaşırları katlıyordu "o". Sonra onun yattığı yere "o" yatıyordu, onun sarıldığı vücuda şimdi "o" sarılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları duymasın diye tuttuğu solukları belki şimdi "o" tutuyordu. Belki şimdi "o"na vuruyordu, "O"nun kolunu sıkıyordu. Kendisi buralarda, sanki tekrar dönecekmiş gibi geldiği bu şehirde, sürgününün ölümüne kadar olacağının farkına varıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler geçtikçe geri dönme düşleri kararmaya, ölmeye başlamıştı. Buradaydı. Burada kalacaktı. Bir daha "o"nun odası yoktu, bir daha "o"nun sofrasında oturup yemek yiyemeyecekti, bir daha "o"nun bardağına çay doldurmayacaktı. Bir daha "o"nun rakı bardağına buz koymayacaktı. Bir daha sigara kokan nefesi ile "o"nu öpmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların oturduğu evi temizledi, geldiği günün akşamı. Mutfağı elden geçirdi. Yemek yaptı. Kızı okuldan gelince hazır olacaktı çorba. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam geç saatlerde geldi kızı. Doğrudan odasına çekildi. "Kızım size yemek yaptım, çorba yaptım." "Sağol anne. Ben gelmeden önce yedim yemek, arkadaşlarla." "Hasan ne zaman gelir?" "Şimdi o Nijeryalı arkadaşlarıyla birliktedir. Geç gelir." "Özgen?" "O da Nuray'ladır. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep böyle midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce Yavuz'la birlikte olduğu "o" yetmişlerin başında farklı yaşamıyorlardı. Aynı şekilde, kendilerine göre, kuralsızca yaşıyorlardı. Evde yemek varmış, büyükler beklermiş, önemli değildi. Onların amaçları vardı, onların idealleri vardı, devrimler yapacaklardı, dünyaları kurtacaklardı, özgürleşeceklerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi devrimler bitmişti, dünyalar kurtarılamamıştı. Devrimi yapacak, dünyayı kurtaracak Yavuz'un nasıl acz içinde kaldığını gördükçe, büyük ideallerin küçük adamlarla paçavralaştığını anlamıştı. Büyük olmak demek birisine büyüklenmek demek değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam kimse gelmeyecek anlaşılan. Yemekleri dolaba kaldırmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Zehra'nın konuşması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nefret ediyordum ondan ve hala nefret ediyorum." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her intihar girişiminden sonra ölmesini istedim onun. Uyanamasını istemedim. Hasan doğduğunda da, Ezgi doğduğunda da, ölmesi ve tekrar ayağa kalkmamasını istedim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Babannem gelirdi bazen yanımıza. Hiç gitmesini istemezdim. Kırımdan gelişlerini anlatırdı. Dedemi nasıl sevdiğini, nasıl yürüdüklerini uzun yolları, Kırım'daki gölleri, nehirleri anlatırdı. Ölünceye dek gitmek istedi geldiği dağlara, ovalara. Oraları görmek istedi son nefesine kadar. Ah bir gücüm olsaydı da götürebilseydim onu. Ben gidebilsem. Ama nereye, unuttum köyünün adını, şehrini unuttum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Annemin yerine keşke o kalsaydı sürekli. Hep ağlardı, durmadan. Babam gelince akşam, kavga çıkaracak bahaneleri yaratırdı ve babam her seferinde döverdi onu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nefret ediyorum ondan, beni düşünmeden, bizleri düşünmeden, yalnızca kendisi için yaşardı. Ah, keşke ölseydi. Ah keşke midesini yıkamasalardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Yeni bir ev&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ablamın yanına gitmeliyim. Çocuklar benim yanımda rahat etmiyorlar. Ablam da rahatsız ama. Abimlere geçerim bir kaç günlüğüne. Ama ne kadar böyle devam edecek, ne kadar şurada burada yaşamayı sürdüreceğim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çocukların yanı, ne ablanın, ne abinin yanına sığamıyordu. Dönüş yolları kapanmıştı. Ablası ve abisi bir gün oturup onunla ve çocuklarla konuştular. Gelen nafaka yeterdş, kendileri de katkı sağlayacaklardı, çocukların bursları da vardı, ablaya yakın bir yerde ev tutup yerleşmesini söylediler. "Olur," dedi içinden sevinerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir ev bulundu. Bir kaç sokak altındaydı ablanın evinden. Giriş katıydı. Kuzeye bakıyordu. Yalnızca bir kaç saatliğine öğleden sonra salon güneşi görüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şurdan burdan eşyalar, malzemeler toparlandı. Çocuklar kendileri için birer odayı seçtiler. Ona banyonun yanındaki büyük ama karanlık oda düşmüştü. Konuklar geldiğinde salonda kalacaklardı. Ezgi gelirse Zehra'nın yanında yatacaktı. Zehra'nın odasına bir fazla yatak koydular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neşeyle yerleştiler. Mutfağı, salonu yerleştirdiler. Ablası eski bir piyanoyu getirdi. Kendisinde iki tane vardı ve koyacak yeri yoktu. Abisi bir televizyon. Masalar, kitaplıklar, somyalar, çekyatlar, halılarla evi derip çatmışlardı bir hafta içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün yemek yapıyordu, bulaşıkları yıkıyordu, evi temizliyordu. Sigarayı azaltmıştı ama yüksek seslerle şarkılar söylemekten geri kalmıyordu. Sanat müziğini severdi. Kendisinin yaptığı besteleri vardı. Yavuz'a yazdığı şiirleri şarkı yapardı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Anlatıcının öyküsü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;Bir kadın başımda, o kadın, Nisan. Bir gözlüklü çocuk bakıyor bana, Özgen. Haluk ve Galip, aynı evi paylaştığımız ve siyasi polis ekiplerinin geceyarısı gelip benimle birlikte apar topar sorguya götürdükleri. Bir hafta sonra salıverildiğimiz ve aralık ayının o son günü, ne yapacağımızı bilmeden, DGM savcılığının kapısında kaldığımız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gittik birlikte. Ev sahibi eşyalarımızı apartman boşluğuna çıkartmış. Bakkal Hasan amca çalınmasınlar diye üzerine çuvallar örtmüş. Saim'in yanına gittik üçümüz. Sabah gidip eşyalarımızı taşıyacak bir yer buluncaya kadar kalacak yerimiz yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah Haluk okula gitti. Öğlen buluştuğumuzda bir arkadaşının üstünde kiralık bir daire varmış, "ne yapalım," dedi. Yapacak bir şey yoktu ilk ayın kirasını borç harç denkleştirip hemen orayı tutması için Haluk'u yolladık. Akşam da Saim'in bir arkadaşının küçük kamyoneti ile eşyalarımızı oraya taşıdık. Özgen'in kaldığı bloğun en üst katına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereler kapanmıyordu. Kapı altlarından rüzgar sesleri doluyordu içeriye. Olsundu. Açıkta veya bir yerlerde sığıntı olarak kalmaktansa bu yeğdir her türlü mihnete. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Galip ablasının yanına gitti. Sonra Haluk babasının evine, Bursa'ya. Ben kalmıştım. Yalnızdım. Gidecek bir yerim yoktu. O akşam yılbaşıydı, birlikte yemek yedik Özgen, Nuray, Hasan ve Zehra. Sonra, gece olunca o soğuk eve çıktım. Soğuğa sarınıp uyudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara Zehra ile Hasan'ın annesi gelmişti çocuklarının yanına. Nisan, Özgen'in teyzesiydi. Bir kaç gün kalıp dönmüştü. Ben görmemiştim Nisan'ı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odamda oturuyordum. Ara sıra aşağıya çocukların yanlarına iniyordum. Sesler uzaklardan geliyordu. Asansörler çalışıyordu. Ben kalandım, hem kedimin arkasından hem göze aldıklarımın arkasından kalandım. Beni terkediyordu, içimden bir şeyler sıyrılıp çıkıyordu. Bir enkaz kalıyordu geride, yığılmış bir kum tepesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün beni polislerin aradıklarını söylediler yan dairede oturan çocuklar. Korkum depreşti. Tekrar o karanlık hücrelere, o soğuk duvarlara gitmek istemiyordum, tekrar o soruları, sesleri duymak istemiyordum. Günlerce gecenin ve gündüzün birbirine karıştığı kendi soluğumdan başka bir soluk duyamayacağım dehlizlere dönmek istemiyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgen'e gittim, ertesi akşam. "Eğer sizin için sıkıntı olmayacaksa, en azından akşamları kalayım sizde." Hasan ve Zehra'yla da konuştuk. Hasan'ın odasında kalabilecektim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı çalındığında yüreğim ağzıma gelerek açmaya gitmeyecektim artık. Geceyarısı aşağıda duran arabaların benim için geldiklerini düşünerek diken üzerinde yatmayacaktım artık. Pencere önlerinde ışıkları kapatıp dışarılara bakmayacaktım artık. Beni görmesinler diye pervazlara geri çekilmeyecektim artık.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eve, o evin içindeki ilişkilere dahil oldum o günden sonra. Kopuşa dek, ayrılış dediğimiz ve nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bulanıklaşan zaman geçişleriyle yaşanan kopuşa kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&gt;&gt;Son&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar sonra, Zehra çıkıp geldi Ankara'ya. Hasan denizlerde büyük yük gemilerinde tayfalık yapıyordu. Ara sıra gelirse bir telefonla halini hatırını soruyordu. Teyze her zaman ne yapıyorsa onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan bir sahil kasabasına yerleşmişti, tanımadığı bir adamın yanına. Ne haber alıyordu ne de haber almak istiyordu. Kafasında öldürmüştü Nisan'ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan hepimiz için yalnızca bir isim ve görüntü olarak kalmıştı. Zaten o kadardı ve o kadar kalacaktı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-383623307482744426?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/383623307482744426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=383623307482744426' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/383623307482744426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/383623307482744426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/12/nisan.html' title='Nisan'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-226602352228030888</id><published>2009-11-13T07:53:00.013+02:00</published><updated>2009-11-13T12:50:41.382+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Talaş</title><content type='html'>Tanışmışsınızdır bir şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Memnun oldum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Memnun oldum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şurada ya da burada, şöyle ya da böyle görüşürsünüz, konuşursunuz. Isınırsınız ilkin birbirinize. Biriniz ya da ikiniz sevdiğinizi sanırsınız diğerini, belki diğeri sevildiğini bile bilmemektedir. Dost olursunuz. Geceleri aşar konuşmalar, sabahlara dayanırsınız. Artık evden, işyerinden ya da şehirden ayrılırken birbirinizi tekrar görmemek gibi bir derdiniz yoktur. Göreceğinizden eminsinizdir. Nasıl olursa olsun görüşeceksinizdir kendinizce. Çay içmeye gidersin. Çay içmeye gelir gecelere tünediğin gündüz işyeri olan büroya. Han kapanırken gider usulca, asansörün tekrar yukarı çıkacağını beklerken kapıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma arasında İstanbul’a kardeşinin yanına gideceğini söylemiştir bir gün. Henüz gitmemiştir, belki bir tasarıdır. Önemsemezsin. Nasılsa tekrar gelecektir, gitse de.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir kitaplarını taşırsın evine. Oturur gecenin üçlerine kadar okursunuz birbirinize. Zeytinyağlı kereviz salatasının yanında beyaz şarap, sonra kahve, likör belki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıyönetim dönemidir. Gece sokağa çıkma yasağı kalkmıştır, ama saat dörtlerde kimseleri hoş karşılamazlar caddelerde. Haki yeşili ve üzerinde son olimpiyatın ambleminin yer aldığı -76 Montreal- spor çantasının içinde beş on kadar kitap. Polis veya jandarmaya yakalansan başına gelecekleri düşünmeyecek kadar gözünü karartmışsındır. Ona söz gelmesin diye, oturduğu apartmandan, sabah dörtte kaldığın yere yürüyerek gidersin. Şansın vardır. Seni yolda çevirmemişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ilkin şehri sen terk etmek zorunda kalmışsındır. Her şey arkanda kalıyordur. Yol, günleri aylara savuruyordur fırtına gibi, seni de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sıra bir kıvılcım çakar da anarsın o günleri. Döneceğinden kuşkun yoktur hiç. Bir işleri yoluna koymak yetecektir. Konuşmak yetecektir. Ama ne zaman yapılacaktır o konuşma ve ne zaman yoluna koyulacaktır işler? Düşündükçe gözlerin dolar. Onu, dostlarını, sarılışlarınızı, bekleyişlerini, özleyişlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman içinde tekrar dönersin bıraktığın şehre. Evine uğrarsın. Kapıyı çalarsın çatı katının. Yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenleri sakin ve telaşsız inersin teker teker koşmadan. Geliyor olabileceğini kurarak. Kapıdan çıkarsın. Karanlığa dalarsın. Her yan is, duman ve sis. Köşedeki kebapçıya gidersin. “Dicle Kebap”. Kiremitte köfte söylersin. Bir gün onunla orada kiremitte köfte yemişsindir. Tekrar hatırlamak için onu, aynı tada yelken açmak istersin. Bu defa karşında sağır bir boşluktur. Tad da gitmiştir onunla. Yarım bırakır çıkarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun su kervanlarıyla yolculuklar geriye akar yine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz ruhsal kasılmalarla, içten içe köpürmelerle el ele, kan köpüklerinin anaforunda gözlerinin feri biraz daha söner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Televizyon seyrediyorsundur kahvede bir pazar akşamı. Yerli dizi yeni bitmiştir.  Jenerik yazılarını okuyorsunuzdur. Birden irkilirsin. Onun ismi de geçiyordur.  Televizyoncu olmuştur. Yönetmendir, yardımcısıdır... Bir şey olmuştur işte ve senin onu hatırladığın gibi veya senin onu düşündüğün gibi, onun da seni hatırladığını veya düşündüğünü bilmeden çıkarsın dışarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sigara yakarsın. Ayrılırsın arkadaşlarından, dörtlüyü bozmuşsundur. İnersin karanlığın çöktüğü ışıksız caddelere, ara sokaklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi toplayan, gizleyen ve açtığı çukurlara gömen zaman; bir hızar, bir elektrikli testere, bıçkı makinesi. İçindeki ufalayıcı, toz edici, yok edici, talan edici. Sende tek bir an bile bırakmamaktadır. Hepsini savuruyordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talaş nasıl havada uçuşursa, nasıl kimi zerrecikleri asılı kalırsa, yavaş yavaş çökerse yere ve birikirse üst üste, işte öyle dağılırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tersinmeyen bir hayatın talaş zerreciklerinin adı: anılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler geçmiştir. ”Görürüm” denilen iki üç yıldır görülmemiştir ve hala görülmemiştir, belki hiç görülmeyecektir. Dağıtmıştır rüzgar talaşları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezara yaklaştığını hissettiğin zaman sende, telaştan ve talaştan başka bir şey kalmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yontulmuşsundur. Beğenilmemiş, bozulmuş, tekrar biçimlendirilmişsindir. Tekrar tekrar tutulmuşsundur tornaya, kısaltılmışsındır hızarda. Kimi zaman latalık ayrılmışsındır, kimi zaman bibloluk. Sonunda işte çuvala doldurulmuş bir talaş yığını kalmışsındır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman arzulamaktadır seni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapak açılır ve içine bir kürek daldırılır. Sıcak birdenbire artar, alevler sarar talaşı telaşlı telaşlı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-226602352228030888?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/226602352228030888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=226602352228030888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/226602352228030888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/226602352228030888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/11/tansmssnzdr-bir-sekilde.html' title='Talaş'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5822997184289610314</id><published>2009-10-17T21:30:00.008+03:00</published><updated>2009-11-22T23:50:13.465+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Rüyalar</title><content type='html'>Kıra çıkmışsın. Rüzgar esiyor. Otlar bir o yana bir bu yana yatıyor. Polenler savruluyor her yönden. Gelincikler uzun ince boyunlarına düşürmüş kırmızı başlarını. Dalların arasından türkü söyler gibi uğuldarken rüzgar, ufak öpücükler getiriyor bulutlardan yanaklarına. Çiğdemler sarı çiçeklerini açıvermişler. Sen ise uzanmışsın bir ağacın gölgesine, gözlerini dikmişsin gökyüzüne. Biçimden biçime giren bulutları seyrediyorsun. Ara sıra güneş alıveriyor gözlerini. Yine de takılı kalmışsın bulutların koşturmalarına. Kimi bir hırçın köpek, kimi kanatlanmış bir peri kızı oyuncağı, kimi pamuk yığınları, kimi sen. İçin için titriyorsun. Yelden midir, bilinmez nedendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yaprak düştü burnunun üstüne. Kollarını kaldıramıyorsun onu atmak için. Kurşun gibi ağır her iki kol. Başını sallayabiliyorsun. Düşüyor kulak dibine hışırdayarak. Sen de o yaprakla düşüyorsun. Karışıyor otların arasına, sen de karışıyorsun. Sonra uçuveriyor, salınarak, sen yerinde bir kaya kütlesi gibi ağır ve kımıltısız duruyorsun. Bedenin direniyor rüzgarın savurmalarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odandaymışsın. Tekrar kapatıyorsun gözlerini, dönebilmek için rüyana, dönemiyorsun. Ne uykuya ne uykudaki o aydınlık kıra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört yanın duvar. Boğuluyorsun. Duvarlar yaklaşıyorlar sana doğru. Soluk alamıyorsun. Kesik kesik ciğerlerin inip kalkıyor. Gözlerin kararıyor. Karardıkça görmeye çalışıyorsun ışığı. Oysa senden uzaklaşmakta ışığın kaynağı. Batıyor güneş gibi, saklanıyor köşelerin arkasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir el uzanıyor can hıraş yakalıyorsun. Bir dudak uzanıyor soluksuz bırakırcasına öpüyorsun. Bir bardak su başucunda. Dirseğine dayanıp yarım yamalak doğruluyorsun ve içiyorsun suyu. Suyu kafana dikerken gözün bir şeye takılıyor: Ona. O karşında duruyormuş da şimdi farketmiş gibi şaşkınsın. ona sarılmak istiyorsun Kollarının kavuştuğu kendi bedenin oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandın mı? Uyan artık. Yaşadıkların düştü. Yaşadıklarını unut artık. Yaşadıkların düştü. Uyan artık. Unut artık. Sus artık. Kıra dönemeyeceksin. Otlara sırt üstü uzanamayacaksın. Bulutlarla oynayamayacaksın. Ağaçlardan ovalara uçamayacaksın. Polenler doldurmayacak burun deliklerini. Uyan ve unut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizin ortasındasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birdenbire herşey duruveriyor. Rüzgar kesiliyor. Bulutlar hareketsiz kalıyor. Güneş mavinin ortasına çakılıyor. Dalgalar çırpınmıyor, balıklar oynaşmıyor, bulutların gölgeleri suları yeşillendirmiyor. Küreklerin seni götürmüyor bir yere. Çektiğin her kürek boşluğu dövüyor. Sesin mahsur kalmış boğazında, ses tellerin titremiyor. Güneş yaktıkça yakıyor, sapsarı, her şeyi. Dudaklarını değdiriyorsun suya. kavruluyorlar tuzdan. Tuz. Islanmıyor dudakların beyaz deriler kalkıyor kenarlarından. Bırak kendini. Hafifleyeceksin. kollarını çırpma su seni kaldıracak. Döndükçe suyun içinde ağırlaşıyorsun, durdukça hafifleşiyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sandalın küpeştelerine tutundun. Çektin kendini sandalın içine tahtaların kıymıkları battı parmaklarına. Baş parmağını ağzına aldın. Kanını emdin. Uzandın tahtaya. Islaklığın geçti yere. Bir odun kokusu. Buharlaşıyorsun bulutlara doğru. Bulutların arasındasın. Yeryüzüne, denize, içinde yattığın sandala, sandaldaki sana bakıyorsun. Her yer lacivert. Gündüze dönüşmeye hazır bir gece her yer. Yağmaya başlıyorsun. Damla damla düşüyor ve karışıyorsun denize, göle, ırmağa, toprağa, dağa. Her damlan diğer damlalarınla bağlantı içinde. Burada buz oldum derken biri diğeri daha kuma dokunmadan buharlaştım, diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanıyorsun, Yatağında tekrar bütünleniyorsun. Yine hareket yok. Herşey durmuş, kımıltısız. Kaymış başının altından yastığın. Doğrulup düzeltiyorsun. Yeniden uyumaya o kımıltısız denize dönmeye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 mayıs 1983 - 22 kasım 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;murat güneş'e teşekkürlerimle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaybettiğimi sandığım günlüğümün bir fasikülü onun ders notları ile izmir, konya, manisa ve izmir dolaşmış. murat ders notları arasında bunu bulunca bana haber verdi ve yolladı. 16 ekim 2009'da günlüğün sonuna şu notu eklemiş:&lt;br /&gt;"günlüklerin bende kalan bölümünü tamı tamına yirmialtı (26) yıl sonra yollamanın sevinci, hüznü, "çocuklarını kaybetmiş bir babagibi sevinirim ..." dileğini yerine getirmenin derin huzuru içinde..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5822997184289610314?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5822997184289610314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5822997184289610314' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5822997184289610314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5822997184289610314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/ruyalar.html' title='Rüyalar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7384629041361855238</id><published>2009-10-16T13:31:00.005+03:00</published><updated>2009-10-16T14:29:44.124+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Yağmurcu</title><content type='html'>Yağmurcu geldi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurcu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurak topraklarınıza yağmur yağdırırım. Yüreklerinizin ateşlerini alırım. Ağaçlarınızın köklerine damlaları tattırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yağmurcuyum. Yağmur yağdırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle yolun ortasına kırmızı bir çizgi çekeceğim. O çizginin bir ucuna işaret koyacağım, yıldırımları çağırmak için. Diğer ucu karanlık. Şimşekler aydınlatacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurcuyum, yağmurları taşırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dündeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapacak bir şey yok. Yetişemez hırçın bir yel... Sakince başlar esmeye... Yetişmek ne mümkün savrulan yapraklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başa çıkarım”,  bir iç ses. Bakar ki başka diyarlarda. Kan kusar. Beyni mıhlanmış. Gücünün yetmeyeceğini düşünürken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sert bir kahve kendine getirdi. Bir çırpıda çıktı neredeyse. Biliyordu gideceği adresi. Ertelese olmazdı.  Yazdı ve öldü bütün gün. Gelirken yarınki ölümünü arıyordu yollarda. Soğuktan elleri üşümüştü. Bütün gün ölüydü o beyin. İnmişti dün ona. Gelemedi bugüne. Elden gelmez hiçbir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıraktım yakasını. Kuralları iptal ettim. Kategorileri akılcı olan herşeyi. Ama önceki hayatlarımın izleri duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sonra geleceğini öğrenmiş kelimeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağılmış, parçalanmış kendi içinde cümleler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancılaşmak isteyen metinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden çıksın artık... Anlamların içindeyim. Başkalarının önünü kesiyor kelimeler. Kaya gibi. Ağır ve kımıldatılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski defterlere dönüp yeniden harman olmalıyım bugüne. İlk önce rüzgârlığını yap ekin yerlerinin. Kumullar hareket eder… Ama yeterli değil. Sabahlar ve geceler boyu beynimi kemirmeliyim. Bu öyle bir yol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geliyor ve saplanıyor kelimeler. O kadar. Sarhoş oluyor anlamlar; ket vurmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüylerim diken diken olsun rüzgârdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesler, sözler, şarkılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovalar, bozkırlar, güneşin batışı, ayın doğuşu. Ayın kaçışı, güneşin saldırısı. İlk yağmuruydu sonbaharın iki damla gözyaşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı becerememiş bir adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı beceremeyen insanlar aşkı yazarlar. Yalnızlığı, hayatı, hayatın herkesin görmediği yanlarını… Es geçtiği, yok saydığı... İçlerindeki umut aşk olur artık. Hayat aşk olur. Yaşanacak bir şey yoktur ki.  Aşk yaşanacak tek gerçektir. Öyle bakarlar. Yüksek sesle. Duvara karşı yazılanlar duvara karşı okunurlar başkaldırır gibi, öfke ve acıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinden okunmaz. Haykırış sessiz olmaz. Sessizliğin gücüdür o güç, ama söze yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hayali, bir resmi, bir sözü, duymadığı bir sesi, dokunmadığı bir eli gözlerine dalmadığı bir kirpiği sever; uzaktaki dudağı, gözyaşının ısladığı yanağı, tuzu dilinde, akan ve çoğalan gözyaşlarının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlar bitinceye dek yağsınlar.  Yağmuru getireceğim. Alın benim yağmurlarımı. Yağmur istemiyor muydunuz alın yağmurlarımı. Başka hangi yağmur ferahlatır ki sizleri? Hangi yağmur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurcu geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurcu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurak topraklarınıza yağmur yağdırırım. Yüreklerinizin ateşlerini alırım. Ağaçlarınızın köklerine damlaları tattırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yağmurcuyum. Yağmur yağdırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle yolun ortasına kırmızı bir çizgi çekeceğim. O çizginin bir ucuna işaret koyacağım, yıldırımları tutuşturmak için. Diğer ucunu karanlık bırakacağım, şimşekler aydınlatacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurcuyum, yağmurları taşırım sizlere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7384629041361855238?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7384629041361855238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7384629041361855238' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7384629041361855238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7384629041361855238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/yagmurcu.html' title='Yağmurcu'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-598030601824768079</id><published>2009-10-15T09:52:00.002+03:00</published><updated>2009-10-15T10:01:51.862+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>Kuyular</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular var &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;sesi vermez geriye&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;düşen ışığı yansıtmaz&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;gözbebeklerine&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular ki &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;susuz yazların en beter yazgısı&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kurumuş in dişsiz ağız&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular ki &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;yataksız oda &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;düşsüz uyku&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular ki&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;taşınır her yere&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;hiçliğin iz sürücüsü &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;soğuk iklimlerin &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;buzul yalnızlıklarını &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;yüklenmiş&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;cırcırböceğinin estirdiği &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;ışımadan mahrum&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;mahkumlarca çizilmiş &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;zehrin tendüründen süzülmüş&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;ışıksız cehennemin &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;ateşinde damıtılmış&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;taşlarla kirletilmiş&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular &lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;mum aleviyle körletilmiş&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;efsanelerin lanetleri üflenmiş&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;masalların kötülüklerine&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;acımış suyu&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;hayat vermez&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;kuyular&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;yüreğim bir kuyudur&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;her kertilmiş &lt;/p&gt;çizgisinde alnım acır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-598030601824768079?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/598030601824768079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=598030601824768079' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/598030601824768079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/598030601824768079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/kuyular.html' title='Kuyular'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-766061744205286232</id><published>2009-10-15T09:42:00.006+03:00</published><updated>2009-10-16T11:32:33.443+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Dünya, Ay, Kum, Fırtına</title><content type='html'>Aya en çok yakışan şey su, sis ve bulut. Ayrılmaz üçlü. Yıkıcı üçlü. Yok edici üçlü. Dertlerini unutursun onlara baktıkça, Erimek istersin aralarında; "beni de alsanıza yanınıza," dersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sen zayıfsındır. Onlar binlerce yıl birliktedirler. Sen bir anlıksın, onların kadim dostluğunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çocuk”, “sen kendi yerinde dur, yalnızca bize bak,” der ay, sis ve bulut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizler neler çektik bu an için, birlikteliğimiz için” derler, “çöllerde, kar fırtınalarında musonlarda. Hadi bizden ilham al da şiir oku, şarkı söyle, sevgiline bizi göster, ama aramızda olmak isteme dayanamazsın.”  “Bize dayanan kimse çıkmadı”, “güneş bile dayanamaz da ve öfkelenir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hadi çocuk” derler bir ağızdan, “bulut yağar göz yaşı olur, rüzgar eser kumları savurur, ay aydınlık olur, çakılları ışıldatır.” Kumullar ve ay. Çakallara yol gösteren çakıl bir ay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuma ayın ışığı düşer. Aya kumun sıcağı ulaşır. Arada, boşlukta, yani arafta dolaşır dokunmadan birbirine ay ve kum. Ne aylığını ve kumdan aldıklarını kaybeder ay; ne kum aydan ışığını kaybeder, soğuk ve uzak sıcağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kumdan kalelerimi yıkma," dersin, "rüzgar"."O bir ayırma, kale değil aslında, kaleye benzeyen bir farklılaştırma", der rüzgar.  Kum "tanelerim anlam kazanıyor, kaleyim ben," dedikçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri piramitleri taşıyor sırtında, yıkılıyor bir dağ, kumlara karışıyor. Kumlar fırtınada savruluyor, biri dağa dönüyo,r ayak izleri yok oluyor üstümden; ne kadar derin  bırakmış olsan da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizgiler, yüzyılların geçmediği bir dünya, yalnızca kum, su ve ay. Vahalarımda kuyular yalnızca ayı yansıtır sularından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bu olacak ve sadece senle ben kalacağız. İstedikleri kadar çabalasınlar yokediciler tapınağının müridleri. Yazgılarından kurtulamayacaklar, kumun öfkesi akacak... Ay gülecek. Bir gün o kıl gibi denge kalktığı anda ya savrulup kopacaksın benden ya bir meteor gibi çarpıp yok edeceksin gezegenler içinde beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana doğru gelip derinliklerine girmek. Beni içine almanla birlikte yok olmak. Seni sarıp içime almak tek isteğim. Beni sar yalnızca. Savrulup gitmek istemem. İçinde olmak, içinde sonsuza kadar kalmak. İlk ve sonsuz birleşmenin hazzı ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kum tüm boşlukları dolduracak. Ben ise seni ışıtacağım. Sen ise ışıklarınla yakacaksın. Sen beni ısıtacaksın karanlığın içinde deniz feneri yanar sönerliğinle. Sen beni ısıtacaksın boşluklarıma dolacaksın ben sana sisleri getireceğim ışığımla, sonra birlikte yok olacağız. Ama sonsuza dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa zamanda. Şimdi veya sonsuz. Dün geçti yarınsa erken. Bugün: Yarının dünden öfkesi. Herşey erken. Geç, bittikten sonra... Geç yok. Bittikten sonra "geç oldu" derler. O zaman bitiş geciksin, başlangıç geciksin. Her an erkeni yaşayalım ay... Geç oldu mu iş işten geçmiş demek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin geç saati mi, sabahın erkeni mi şu an... Sabahın erkeni... Gecenin geç’i yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin -den öncen, -den sonran yok. Miladın boşluğunda değilsin  ve parçalamadığın sürece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkelenme, esme, dağılma, dağıtma, savurma, savrulma... Rüzgarlar esmeye başladı.... Yapraklar bırakın kendinizi onun anaforlarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı göreceksin, sabahın buğusunu, farklı duyacaksın sabahın ninnisini, patlamalarımızın içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susmak anlam kazanacak, susmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırtınalarda dondum, tipilerde gömüldüm, ateşlerde çözüldüm ve eridim... Hem donmak hem erimek ne güzel yazgı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donarken  sevdim, erirken  nefret ettim ama ben oldum. Gölgeydim önce. Sonra dünyaydım, aydım, kum veya fırtınaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi senden geri aldım, sana seni verdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-766061744205286232?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/766061744205286232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=766061744205286232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/766061744205286232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/766061744205286232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/dunya-ay-kumul-frtna.html' title='Dünya, Ay, Kum, Fırtına'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5526025844471054824</id><published>2009-10-14T19:52:00.006+03:00</published><updated>2009-10-17T10:57:06.757+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Hayat Yirmi Dört Saat Yollarda</title><content type='html'>Hayat yirmi dört saat devam ediyor yollarda. Uyuyanlar için uyudukları saatler yok. Gündüzleri tüketenler için geceler yok. Geceleri tüketenler için gündüzler yok. Araları tüketenler için sonuçlar yok. Tükenen benler için, yaşayan senler için yaşatan küvezler için yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi dört saat yollarda. Benzin istasyonlarında yirmi dört saat. Kamyoncu lokantalarında, çay ocaklarında taksi duraklarında yirmi dört saat. Uyanıp uyuyanlar için dalıp gidenler ve irkilip gelenler için yirmi dört saat. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanelerde, otogarlarda, tren istasyonlarında yirmi dört saat. Karakollar. Polis otomobilleri, jandarma minibüsleri, askeri devriyeleri yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece başlıyor, yollar başlıyor bitmiyor yirmi dört saat. Çocuklar doğuyor, başlıyor yirmi dört saat. Bir adam gözlerini yumuyor, soluğu sönüyor, bitmiyor yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişlerim sıkılmış, dönüyorum koltukta, birinin soluğu yalayıp geçiyor ensemi. Cama dayanmışım. Gözlerim açık gökyüzüne takılı, aya çakılı. Ay, yarı dolunay. Sapsarı. Sağ tarafımdan tırmanıyor geceye. Sol tarafında ben sığınıyorum gölgesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölgeler bırakıp gidiyorlar bakışlarımı. Ay aydınlatmış taşları, ağaçları. Uğulduyorlar. Sesleri değil hareketleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işliyor içime. Ben de öyle eğilsem, ben de öyle salınsam bir o yana bir bu yana. Senlerin önünde dans olsam hırçın, cemi, soyunuk. Bir geyik gibi seksem, bir horoz gibi ötsem, bir kanarya gibi şakısam, bir kedi gibi kabarsam, bir köpek gibi dilimi sarkıtsam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağaçlar sallanıyorlar, gözümün ucuna takılıyor bir dal, esnemesi yirmi dört saat. Taşlar büyüyorlar geride kaldıkça, bir çeşme miydi o, kervansaraylara sakalık etmiş, akıyor yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklarımı uzattım öndeki koltuklara doğru. Bir ayak çarptı ayağıma, orada kalmış bir ayak. Başımı yaslıyorum koltuğa geri çekiliyorum, yatacak gibi. Camlara aşina olmuş gölgem, izliyor kararlı karanlıkları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kasabaları geçiyoruz. Sarı ışıklar meydanlara dökülüyorlar. Şehir merkezlerini gösteren oklar, hastane işaretleri, durulmaz işaretleri. Saatler durmuyor hiçbir işarette. Gittikleri çemberler yelkovanın ve akrebin kol açılışlarının çaplaşmasında. Akşam mı başladı, gece mi indi, güneş mi kaçtı? Sabah mı oldu, gündüz mü işgal etti, ay mı talan edildi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerin peşindeyim. Güneşler ısıtıyor gözlerimi. Demek gündüzlerdeyim. Bir duman. Çok uzak dağlardan çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarında beyaz sisler. Bir rampa daha indik ve bir rampa daha çıktık, dumanlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıştık ufuklarda. Mavileşti dağlar, grileşti topraklar, sarardı yeşil, kızardı direkler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri yırtıp, toprakları yarıp geçiyorum. Yılana özeniyorum, kıvrılıyorum, kıvranıyorum. Acı bir fren. Bir çizgi canına kıydı. Tekerleklere sarıldı sarı sarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyleri bırakıyorum yaşlılar alıp sarmalıyorlar onları. Kasabaları terk ediyorum, çocuklar alıp sarmalıyorlar onları. Şehirleri ateşe veriyorum. Kadınlar alıp sarmalıyorlar onu. Hep bekleyenlerin kuşatmasındayım. Bekleyenlerin gözyaşlarında ateşlerin yanma saatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayın büyümesindeyim, ayın en tepeye çıkmasındayım sırtıma basarak. Güneşin çözülmesindeyim. Sanki bir balonun ipini açmış da havasını kaçırıyorum sarı topun. Virajların kırılmasındayım, şeritlerin kapatmasındayım. Dakikaların zincirindeyim. Zincirler yirmi dört halka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mola yerleri, sigara araları, yemek araları. Bir çocuğu annesi götürüyor. Sıkışmış işeyecek. Yaşlı bir adam koltuk değneğine dayanmış. Ayağını sallayacak. Bir yaşlı kadın. Başını açmış, saçlarını toplayacak. Bir kız, telefonda, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlayacak. Bir adam. Saçlarını ıslatmış, yüreğini satacak. Bir şoför yolu indirecek gözlerine, direksiyon yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturdum koltuklara. Uyudum koltuklarda. Uyandım koltuklarda. Üzüldüm koltuklarda. Üşüdüm koltuklarda, yandım koltuklarda. Sözleri istif ettim koltuklarda, hayalleri istif ettim koltuklarda. Taşı, ağacı, çorak ovayı, boz kırı, dumanı, su birikintisini, otel odalarını, odalardaki yataklara kendimi bırakışımı, sızmalarımı ve kalkışlarımı, yüzümü yıkayışımı, içtiğim çayları, kahvenin kokusunu titrerken burun deliklerim dumanı içime çekişimi, lahana sarmasını, Akçaabat köftesini, Görele pidesini, cevizli kabak tatlısını, etli şehriye pilavını, naneli sakızı, önde gazete okuyan çocuğun gazetelerine bakışımı gizlice, dün akşamki maçın sonuçlarını okuyuşumu, senin ismini oluşturan heceleri arayışımı, keskin bir kolayı, yumuşak bir ayranı yığdım üst üste.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolmadı yirmi dört saat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servis yapan çocuk geldi. Su istedim. Kahve istedim. Havalandırmayı açar mısın dedim. Ne zaman geleceğiz dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İndim otobüslerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahların dördü. Köpek havlamaları. Tek bir taksi yok. Bekliyorum. Benzin istasyonu. Kapalı. Kimseler yok. Bir delikanlı geçiyor. Sordum taksiyi. Bulunmaz dedi. Oteli sordum. Seni götüreyim dedi. Tuttu çantamı hadi dedi, gidelim. Yürüdük birlikte. Başka büyük şehirlerden gelmiş bu küçük kasabaya. Garsonluk yapıyormuş. Kapatmışlar dükkanı. Eve gidiyormuş. Yolunu çevirme dedim. Yok dedi buradan da giderim eve dedi. Hiç umarsız birlikte gittik. Çıktık otele. El sıkıştık. Adını bilmiyordum. Sormadım. Adımı söylemedim. Biliyordum yarın unutacaktı. İndi gitti otelden. Kapıdan çıktı karanlığa bir köşeden kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Attım kendimi yatağa. Işıkların gözlerimde oyunuyla uyandım. Kalktım. Yıkandım. Yüzümü inceledim aynada. Biraz daha çökmüş. Yorgunluk mu? Saçlarımı parmaklarımla taradım. Giyindim. Kravatımı bağladım. Kolonya sürdüm yüzüme. Sonra geçip aynada tekrar baktım kendime. Yolların adamı, yollara hazır dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlerimi yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar geldim otogara. Bir otobüse sığındım. Bir koltuğa yığıldım. Verdim elimi yola…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollar yirmi dört saat.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5526025844471054824?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5526025844471054824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5526025844471054824' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5526025844471054824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5526025844471054824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/hayat-yirmi-dort-saat-yollarda.html' title='Hayat Yirmi Dört Saat Yollarda'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8137699864922343494</id><published>2009-10-14T19:06:00.004+03:00</published><updated>2009-10-14T19:20:36.679+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>yaşamın boşluklarını ciddiye alıyorum</title><content type='html'>Yaşamın boşluğunu ciddiye alıyorum. Yaşamı değil de onun içindeki boşlukları. Günlerimizi dolduran dertleri, sıkıntıları. Tasaları değil de boşlukları, otobüste, metroda geçen, durakta beklerken, karşıdan karşıya geçerken, vitrinlere boş boş bakarken yaşadığımız boşlukları. Bir kahvede sigara dumanı altında oyun masalarında geçirilen zamanı ciddiye alıyorum. Aşk sözlerini değil, birini beklerken geçmeyen zamanı, uykuyu değil de uyuyamadan dönüp durulan anları.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Başlayan yeni haftayı, biten ayı, gelecek yılı, telefonları, banka hesaplarını, taksitleri, borçları, alacakları ciddiye almıyorum. Yaşamı bunlarmış gibi gören kimseleri ciddiye almıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın olacağını düşünmeden geceleri duvar diplerinde şişelerine sarılmış olanları ciddiye alıyorum.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Aslında yaşadığımızın farkına vardığımız yegane anlar o boşluklar sanki. Eskiden kulaklıklarını takmış bir şeyler dinleyenlere içimden kızardım, dünya ile bağlarını kopardıklarını düşünerek. Belki onlarca yıl önce o ilk çıktığında iptidai walkman kulaklıkları ile sokaklarda ben yürümemişim gibi. Beynimin içinde birbirine geçen seslerle yürümemişim gibi. O kulaklıklarla sarsılan otobüslerin, minibüslerin içinde dünyadan kopuşun, uzaklaşmanın verdiği huzuru unutmuş gibi. Parklarda, yağmur yağarken ıslak yollardan geçen araçların lastik seslerine karışan ritmlerin dünyayı, sokağı, yolu, parkı durdurduğunu yaşamamış gibi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Hayatın boşluğunu ciddiye aldığım gibi, o boşluğu da seviyorum aynı zamanda. Hayatın mutlaka bir anlamının olmasının zorunlu olmadığını, insanın mutlaka bir amaçla yaşamak zorunda kalmadığını hissettirdiği için. Yaşamın bir amaçlılıktan çok bir süreç olduğunu göstermeye çalıştığı için belki. O boşluklar belki mutlaklıktan çıkarıp izafi olmanın yüzünü gösterdiği için bu kadar çok kendine çekiyor beni.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Hayatın o boşluklarında nefes alıyoruz dünyaya rağmen. O nefesler bizi dirençli kılıyor, olanlara karşı. Ölüme, yıkıma, yokluğa karşı. Duvar dibinde plastik bardağı ile ucuz şarabını içen o, sokağın kirli sakallı, yağlı saçlı yaşlısı, işte sırf o boşluk anlarının sürekliliği ve uzunluğu ile sürdürüyor sabahında ve gecesinde yaşamını. O içtiği şarap, onun boşluklar içinde boşvermişliğinin iksiri oluyor. O iksir onu keskin, açık ve sade yapıyor. Karmaşık uzun cümlelerin altına gizlenerek söylenmek istenen, üstü örtülü duyurulmak istenen korkaklıkları paramparça ediyor. Saklambaç oyununun oyunbozanı oluveriyor o duvar dibindeki plastik bardaklı şarapçı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmakaralarında ucuz sigaranın nikotin sarılığı, nemli kibritin is kokusu.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Oturup bir kahvenin önündeki alçak iskemlelere, çay içenlerin, masa üstüne bıraktıkları sigara paketlerinin, ucuz gazetelerin, üçüncü sayfa güzellerinin, cep telefonları ile oynanan oyunların, atılan mesajların boşluğuna sığınıyor yaşamın kendisi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Sistemlerin, kuralların, çalışmanın erdemlilik olduğunu va'z eden ahlaklar ile yıkanmış dindarlığın ters yüz olduğu yerler, o boşluklar işte.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Yaşamı bir yük olarak taşırız bilmeden. Sorumluluklar alırız. İşler yaparız. Bedeller öderiz. Umutlar besleriz, ufuklara bakarak. Hayaller kurarız olacakmışçasına heyecanlanarak. Daha bir sarılırız sonra uzatılan dallara, çengellere, umut adını taktığımız bir hırsla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı çıkılmayan, boyun eğilen, korkulan, çekinilen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamlı, sistemli, boşluksuz, tekdüze, rutinleşmiş günler, ritüelleşmiş davranışlar, sanki yaşamın ritmiymiş gibi soluksuz kalırcasına koşturmaya başlarız.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Bu yüzden belki, beynimizdeki kurtları temizlemek için yazmaya başlarız. Arınmak, temizlenmenin tek yolu gibi gelir yazmak artık yazan için. Kalemi bırakıp tekrar, yaşamın boşluklarından çıkıp "dolu" denilen bölümlerine geçtiğimiz zaman hafiflemiş hissederiz kendimizi. Sonra yavaş yavaş yeniden dolarız farketmeden. Bir volkan sessizliğine takılmış buluruz kendimizi. Patlamaya hazır. Tekrar patlarız, ses vermeden, karalanmış sayfalarda, suskun ve ölmüş olarak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Sonra, kalmak mı, kaçmak mı, terketmek mi, ne ad takarsak takalım, gitmenin, uzaklaşmanın erdemlerini saymaya başlarız kendi kendimize. Kaçış yaşamdır, yarılıp giden, kanayan, deşilen bir yaradan.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Fırtına öncesi suskunlukların kuytusu. İşte asıl boşluk burası, ciddiye alınması gereken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlere, kimselerin haberi olmadan bırakıp gidivermek kendimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük acılar sızacak o boşluklara, yine kağıtlar kirlenecek, sözcükler lekelenecek yüklenen anlamlarla. Yine öksüzleşecek içimizin dehlizleri. İğdiş olacağız. Şehvetimizin sızıntısı kara bir mürekkep balığı gibi kıvrılıp boşalacak. Bir dal, sürgün vermeyecek, kuruyup kırılırken bir yaprakcığın ağırlığı altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anaforuna kapılacağız ciddiye almadığımız yaşamın yüklerinin çevriminde: Mallar, eşyalar, mülkler, sözler, sözleşmeler, emeklilik planları derken.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Çalışmak, ölümün diğer adı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gömülmenin ve an be an yokolmanın. Ertelemelerin gerekçesi, yoksaymaların kanıtı, unutmaların sığınağı, geri çekilmelerin bahanesi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Özneyle ilişkisinde yatıyor çelişki. Çelişkimiz "ben"in dünya ile kurmak zorunda kaldığı  ilişkide. "Ego"mun toplumla kurmaya çalıştığı ilişki, çelişkimi belirliyor. Amaçlarla birlikte doyumun çelişkisi açığa çıkıyor. Amaçlar boşluklarımızı dinamitliyor, tırmanışlar, inişler ve çöküşlerle.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Yaşama dair deneyimimizin ilk çıkış yeri düşünce olduğu sürece, karmaşamız sürecek, boşluklarımızın karartmasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgün bir çıkış noktası olmadan, tekrarlara, modellere, örneklere, taklitlere dayalı "düşünmek" dediğimiz eylem, "düşük" olma ihtimali yüksek zayıf bir döllenme gibidir, yaşlanmış, hareketsiz ve ölü.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Boşluklarımız işte burada anlam kazanıyor. Ciddiye alıyorum o boşlukları, yaşamın boşluklarını. Sıradanlığı, kendi özgücüyle aşan, sınırlarını yeniden çizme iradesini gösteren özgür ruh, boşluklardan kökleniyor.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Bu köklenme, öznesiyle, dolayımsızca, içkin bir bağa sahipse çizgidışılığı bağrında taşıyor.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Hayatımın boşluklarını ciddiye alıyorum. Vaazlar vermiyorum. Öğütler, yol göstermeler, açıklamalar, yorumlar yapmıyorum. Yalnızca o boşlukları yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigaramı içiyorum, kahvemi yudumluyorum, nargilemi fokurdatıyorum, biramı dikiyorum, sevişiyorum, yürüyorum, okuyorum, seyrediyorum, dinliyorum, yazıyorum ve susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlar yapmıyorum, hayaller kurmuyorum. Elimi gözüme siper edip geleceğe -belirsizliklere, karanlıklara, bilinemezliklere, olasılıklara- bakmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkama dönüp geçmişime uzanıyorum yalnızca. Orası apaçık, herşeyi ile. Ne varsa, yalansız ve dolansız, değiştitilemez ve düzenlenemez olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşluklarım işte orada. Ölenler, yitip gidenler, terkettiklerim, beni terkedenler, arkasından ağladıklarım, arkamdan ağlattıklarım, çocuklarım, çocuğu olduklarım, oradalar, boşluklarımdalar ve ben yaşamın o boşluklarını ciddiye alıyorum, yaşamın kendisi için, yani kendim için.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Yaşam, benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;===============================&lt;br /&gt;www.mevsimsiz.com yayınına gelen tepkiler.&lt;br /&gt;===============================&lt;br /&gt;&lt;div id="yorum_liste"&gt;her kelimesinde, her cümlesinde kendimi buldum sanki... yüreğinize sağlık ne güzel bir anlatı bu... ışığınız hiç eksilmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="yorum_yazar"&gt;mevsimsizdus&lt;br /&gt;-----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="yorum_liste"&gt;Yüreğinize sağlık; modern çağ insanının yaşama bakışını yerle bir etmişsiniz...Keşke hepimiz kendi hikayelerimizi gerçekten görebilecek kadar göz biriktirebilseydik içimizde. Keşke kendi hikayelerimize bambaşka gözlerle bakabilseydik...Farkında bile olmadan içinde yaşadığımız yavanlığı, düşünsel eylemsizliği, bambaşka fiyatlarda bambaşka markalı elbiselerin içinde aslında tıpa tıp birbirimize benzeyişimizi, bu yüzden tarih karşısındaki değersizliğimizi bizi birbirimizden ayıran tek şeyin o boşluklar, kendimize dönüşlerimiz olduğunu anlayabilsek de, biraz olsun kendimiz olabilsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="yorum_yazar"&gt;pasazade&lt;br /&gt;-----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Franz KAFKA'nın , sabah uyandığında devcileyin böceğe dönüşen kahramanı Gregor Samsa'yı hatırlattı bana yazınızdaki "hayatın boşluğunu ciddiye alan" insan. Tedirgin düşlerden uyanan kaç insan hayatı böyle sorgulayabiliyor ki... "Bana ne oldu böyle" diyor herkes, gizemini yakalamışken hayatın. Bu bağlamda yazının içeriği günümüz bunalmışlığından bir kaçışı özetliyor. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman EJDEROĞLU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8137699864922343494?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8137699864922343494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8137699864922343494' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8137699864922343494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8137699864922343494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/yasamn-boslugunu-ciddiye-alyorum.html' title='yaşamın boşluklarını ciddiye alıyorum'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-6793623469897581012</id><published>2009-10-12T12:48:00.003+03:00</published><updated>2009-10-18T00:51:12.692+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olmayan - Öyküler'/><title type='text'>Ufuk</title><content type='html'>O günlerden bugünlere, geçenleri şöyle bir gözden geçirdim. Beni oturtmaya çalıştıkları temellere aykırı düşmüşüm. Onları reddetmişim. Yaptıklarım veya bana yapılanlar geçmişin çocukluklarına karışmış gitmiş. Beklentileri ters yüz etmişim. Umulmayan mecralara yönelmiş yollarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulu bitir diye gelmişler üzerime, okulu boşlamışım, çalış demişler, işi boşlamışım, sokağa çık demişler eve kapanmışım, akşam yemeğe gel demişler meyhanelerde kepenk indirmişim, komşunun kızı, doktorun kızı demişler, soluğu başka şehirlerde başka kadınların kollarında almışım. Siyaset, politika demişler, fabrikalara inmişim, gizli buluşmalardan toplamışlar beni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademi benim için soğuk, bulanık, zorlama ve dayatmacı bir süreçti. Üniversiteye girmek güzeldir. Uğraşmak, araştırmak, ispat etmek, çözmek, bulmak güzeldir. Ama hep anonim, soğuk bir uç vardır ya o beni çekmiyordu yanına.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi içime kaydım, dehlizlerde ışık aramak cazip geldi bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borges’in körlüğüne demir attım, kitaplara dadandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafka’nın gecelerine imrendim, kalemleri olta yaptım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lautrémount’a öykündüm, kimliğimin bileklerini kestim denizlerin uğultularında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkçı’nın coşkusuna ortak oldum, dağlara, taşlara, göllere, sulara kanat açtım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana rağmen atılan temelleri çökerttim tek tek.Yeniden ama daha dayanıksız –olsun-, daha ince ve kırılgan –olsun-, daha çocuk, daha vurdumduymaz, daha bireysel –olsun- temeller çıkacağım dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala temelsizim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne denirse densin, ben yoktum oralarda. Statu quo her şey değildir. Ters ve aykırı düşen her çaba, eylem veya düşünce, rafine edilmiş ve sınırları çizilmiş her totaliterleştirilmiş düşünceye göre kendi değerini üretir ve kendi boşluğunu doldurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Nur ile karşılaştık. Fizik bölümünü bitirmiş. Bir dershanede “özel” öğretmenlik yapıyormuş. “Ziyarete gel” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu görünce üniversitenin muhasebesini bir kez daha yapmak geçti aklımdan. Akşama dek dükkanda çalıştım. Oraya buraya gittim, geldim. Bankalar, borçlar, ödemeler, muhasebeci derken uçup gitmişti okul aklımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam eve geldim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaçıştaydım büyük kentlerden. Eve sığınmıştım. Soğuk ve hiç kullanılmayan odayı vermişlerdi bana. Işığı bile neredeyse karanlıktı. Kocaman dolaplar, kocaman yatak, dikiş makinesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada küçük bir boşluk. Bir sehpayı yazı masası yapmıştım. Sırtımı yatağa dayıyordum. Ayaklarımı sehpanın altından uzatıyordum. Küçük radyoyu da açıp kitaplarıma, yazılarıma dönüyordum akşamları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yedim ve odaya geçtim. Herkes televizyon seyrediyordu. “İcraatın İçinden – Turgut Özal”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem bir çay getirdi. Ben sigarayı yaktım. Yatağa ayaklarım yerde uzandım biraz sırtüstü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada salonda bir şey düştü birden. İçeri gittim. Kafes düşmüştü. Sabahleyin “beni açın” diyen, akşam dokuz olduğunda “Beni örtün. Uyuyacağım” diyen sarı kanaryamız, Ufuk’un kafesi düşmüş yere. Kafesin asılı durduğu çivi çıkmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk öldü. Babamın ellerindeydi. Mutfağa geçtim. Biraz sonra annem ve Özgür geldiler mutfağa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür ağlıyordu. İçim içime sığmıyordu. Şu kadarcık kuştu. Bu kadar mı girer insanın içine, ruhuna. Bu kadar mı kök salar yüreğine. Soğuk sobanın soğuk mozaiğinin üzerine koydu annem Ufuk’u. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakları yana açık. Sırtı hafif yeşil, kuyruğu beyaz, karnı sapsarı, göğsünde koyu gri bir leke. Tepesinde kızıl bir iz var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk yatıyor sobanın dibinde. Bir varmış, bir yokmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşler sardı geceyi. Her gece uzun bir öykü görüyorum ve anlatıyorum. Sabahları kalkınca hepsi aklımda. Maceralar, kaybolmalar, kazalar, yürümeyen araçlar, koştukça yavaşlamalar, durdukça uçmalar, boyunu geçmeyen sularda boğulmalar. Defineler. Ana dili gibi İngilizce konuşmalar, kırk yıllık şoförmüş gibi araba kullanmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün çok yoruldum ve yeni bir düş göreceğimi hiç sanmıyorum. Gece yarısı yattım ama uyuyamadım. Ufuk gelip çakılmıştı kafama. Oturdum onun resmini çizdim. Kafesinin kapısını açtım. Yazdım. Kargacık burgacık düşüncelere benziyordu kargacık burgacık yazılarım. Kargacık burgacık bir hayatı yazıyordum. Kocaman bir Ufuk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-6793623469897581012?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/6793623469897581012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=6793623469897581012' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6793623469897581012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/6793623469897581012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/ufuk.html' title='Ufuk'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-4608087839238261446</id><published>2009-10-12T10:35:00.003+03:00</published><updated>2009-10-12T10:46:00.581+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olmayan - Öyküler'/><title type='text'>anımsamak yorar mı?</title><content type='html'>Unutmak mümkün müydü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçyoktan bir çağrışımla anımsayıverirdi. Anımsanan geçmişin uzak veya yakın olması önemsizdi ve hatta düşününce, o geçmiş anıların uzak veya yakın zamana ait olduklarını sonradan kendisinin bu ayrıma tabi tuttuğunu görüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayı demlerken dökülen iri kuru yaprakların tezgaha, ocağa savruluşu gelirdi bazen aklına. Bazen tavada unutulmuş ekmeğin yanık kömür kokusu. Bazen otobüste kullandığı biletin bittiğini hatırlamadan otobüse binmesi ve inmek zorunda kalması. Kimseden bilet istemediğini, çünkü ödeyecek parasının olmadığını. Bazen otobüste bileti olmayan birine bilet bastığını ve uzattığı parayı almadığını. Beklediğini anımsardı. Birisinin biletini uzatmasını ve para istememesini. Ama hiç karşılaşmadığını da hatırlardı sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakika içinde gelip geçiveren o anılar, yürürken, bir otobüste veya dolmuşta ayakta dururken, aracın sarsıntıları arasında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metroda oturduğu sırada bazen aynı sarı boyalı yerin aynı beyaz ışığına odaklanmışken düşündükleri geliverirdi aklına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak mümkün müydü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzaklardaydı, ama daha dündü yanından ayrıldığı. Onlarca yıl önce olsa bile. Uzaklık veya yakınlık yoktu geçmişte. Anıların içinden gelivermesiydi o anda. Gerisi tekrar dönüp hissetmeye başlamaktı o gecenin o soğuk veya boğucu sıcağını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir terminalden yolcu ederken veya karşılarken, beklemenin o bitmez dakikalarında yaşadıklarına tekrar geri dönmek yoruyordu. “Yaşlanmak demek ki buymuş” diyordu. Bitmek bilmeyen geri dönüşler. Geri dönüşler ki nereye dönüleceği yalnızca çağrışımların rastlantısallığına kalmış. Hatırlamak istemediği bir kavga, bir tartışma, suçluluk duygusunun öne çıktığı yakalanmalar, açıklamak zorunda kaldığı ama açıklayamadığı sorular, bir sevişmenin ardından içilen sigaranın dumanının genzini yakması, coşkunun ve ardından yaşanan boşalmanın sonucu ortaya çıkan bitkinlik ve uyku uyuma isteği, gözaltında karanlık bir hücrede uykusuz geçen, gündüzün ve gecenin karıştığı günler. Birden fazla birbirinin içine girmiş, zaman bağlarından kopmuş neyin önce neyin sonra olduğu bulanıklaşmış anıların her seferinde tekrar yaşanması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsamak yorar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni yorduğu kadar başkalarını da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleyin o barda akordeon eşliğinde dinlenen balkan türkülerine eşlik eden biranın yudumlarını anımsamak ne güzeldi oysa. Ama çok az anımsamanın içinden geçerdi o bira yudumları, gecenin üçünde el ele yürünülen caddeler ve geri dönüşler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsamak yorar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane odası. İlaç kokuları, kırılmış tüplerin içinden sızan damlaların keskin yakıcı uçuculukları, yıkanmış ama sert çarşaflar, alkol, gazlı bez. Floresans ışığının ölgünlüğünde kapıların pervaz gölgelerine gizlenmiş ışık sızıntıları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsıyordu. Unutmak için, tekrar çıkıp gelmemesi için anımsıyordu. Tekdüzeleşinceye dek, önemini yitirinceye dek ve tekrar hatırlamasına gerek olmayacağını düşünene dek anımsayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanındaki kıza anlatıyordu. Bilinmeyen Numaralar servisinde gece yarılarında yaşadıklarını. Sigara molalarını, elbiselerini koydukları metal dolapları, dolapların kapaklarını açıp içerisine oturmalarını, çaylarını kahvelerini sigaralarını buralarda içtiklerini anlatıyordu. Gündüz yaşadıklarını, yaptıkları alışverişlerini, çocuklarını, kocalarını ve ne ise kendileri için önemli olan, onları önemsizmişçesine anlattıklarını anımsıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneyi anımsıyordu, bilinmeyen numaralar servisini anımsarken. Hastane çıkıp geliveriyordu konuşmasının uygunsuz bir yerine, sonra kelimeler azalmaya başlıyordu anlattığı. Kovamıyordu bir sineği kovar gibi anıları. Yapabileceği kelimeleri azaltmak azaltmak ve bir son duman çekip molayı bitirmekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneyi anımsıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikoloji kliniği. İntihar girişimlerini, manik ataklar, depresif kapanmalar. Nasıl tanımlamıştı hekim? Hiç umurunda değildi. Tanımın ne olduğunun önemi yoktu. Oradaydı ve yatıyordu bir somyada. İlaçlar, ilaçlar. Değişik amaçları olan farklı zamanlarda verilen kapsüller, tabletler, iğneler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bayatlamış çayı yudumlarken, ortağı olsun diye anılarının genç kıza anlatıyordu hastaneyi. Ama eksik anlatıyordu, boşluk bırakarak, bulanıklaştırarak anlatıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane temizlikçisi uzun boylu adamın o ilaç yüklü günlerde elinden tutup röntgen odasına götürmesini anlatmıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesinin, kardeşlerinin, nişanlısının ziyaretlerini anlatıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama röntgen odasında, kapının kapanmasından sonra yaşananları yalnızca anımsıyordu. Kelimeleri giymiyordu o anımsananlar. Kelimesizce hatırlanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmalı ve unutmalıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O uzun adam röntgen odasına götürmüştü, karanlık yarı loş koridorlardan geçirerek. Ya da kendisi mi peşinden gitmişti, uysal bir kedi gibi mi takip etmişti, önemli değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın elleri kasıklarındaydı hala. Ama o elin okşayışlarını anlatmıyordu. Dağa çıkışlarını, teleferikleri, denizi anlatıyordu. Gecenin sabaha dönmüş saatlerinde çatlamış sesler, dumanlar, floresans starterlerinin uğultusu, bilinmeyen numaralar servisini arayanlara cevap verenlerin birbirlerine karışmış seslerine karışıyordu nefret ettiği şehrini anlattığı kelimeler, ama o karanlık odayı anlatmıyordu. Bir boşlukla kaplıyordu usulca. Ah bir anlatabilse. Anlatıp unutabilse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil kazağının üstüne batikten yaptığı yeleği ısıtmıyordu sırtını, bir titreme geçerken içinden, o karanlık gecenin o karanlık odası onu karanlığın içine yuvarlıyordu, kelimesiz bir karanlığın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Kıvırcıktı saçları. Boynunu örtüyordu. Kabarıktı. Ara sıra koridorda, bahçede dolaşırken görürdüm. Yanında bazen akrabaları, arkadaşları bazen erkek arkadaşı. Bazen bahçede bir banka oturmuş sigara içerken rastlardım ona. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zar zor buldum bu işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röntgen bölümünün temizliğini yapıyordum. Mavi lacivert bir tulum, tekerlekli temizlik arabası ile koridorlardan röntgen bölümüne giderken takılırdı gözüme. Beyaz yüzü, basık burnu. Sürekli gülümseyen dudaklar. Ama donmuştu sanki gülümseme dudaklarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O beni tanımaz. Tanımasın da. Nice insanının tanıklığı içinde en azından biri tarafından tanınmamak en güzeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu hastanenin işlerine akıl sır ermiyor. Ne zaman nöbete çağrılacağımı bilmiyorum. Her iş günü biterken diğer günün mesaisi bildiriliyor. Bir türlü kendimle, yapmak istediklerimle baş başa kalamıyorum bu işe başlayalı beri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli ilaç kullanıyor. Bakışları bir acayip. İki gözü var ama ikisi de farklı bakıyor sanki. Bir gözü acımasız. Kıpırtısızca, buz gibi bakıyor. Donuk, ürkütücü, acıtan bir bakışı var. Diğer gözü gülüyor. El ediyor, çağırıyor, şen şakrak, neşeli, eğlenceli, çapkın, hınzır, sevişmek istiyor. O donuk gözle hiç karşılaşmak istemiyorum. İçimi okuduğunu hissediyorum kimi zaman. Ruhumu söken bir el gibi dalıveriyor bakışları içime. O nedenle ele avuca sığmayan gözün tarafından yaklaşıyorum ona. Bak yine kırptı gözünü. Beni mi çağırıyor ne? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gelip gitmelere devam etmeliyim. Hala haber gelmedi. Gelse de bu delikten kurtulsam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam onu göreceğim yine. Telefon etse, ama etmiyor. Garsonluk yaptığım son lokantada olanların unutulması bakalım ne kadar sürecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç zamandır bir kadına dokunmadım. Öpmedim, öpemedim. Canım sıkılıyor, hiçbir şey yapacak gücüm yok. Yalnızca sevişmeye gücüm var. Bunu biliyorum yalnızca. Paspasa devam, temizliğe devam, sabahlamalara devam, haber beklemeye devam, çöpleri atmaya devam. Tıbbi atık çöplerini ayrı, diğer çöpleri ayrı yerlere dökmeye devam. Gülen gözüne bakmaya, donuk içimi okuyan gözünden kaçmaya devam. Devam. Devam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Arkasından gitmişti adamın. Koridorları geçmişti. Yavaşça kapanmış, aralık bırakılmış kapıyı iteledi ve içeri girdi. Kapıyı kapattı. Tam kapandığından emin olmak için kapı kolunu kendine çekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam arkasındaydı şimdi. Elleri kasıklarında. Ensesinde nemli bir nefes dolaşıyor. Dilin temasını duydu saçlarının dibinde. Adamın parmakları meme uçlarını sıkmakta, ezmekte, haz veren bir acı ile titremekte bedeni. Sarsılmalar ve derin bir çöküş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık, karanlık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-4608087839238261446?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/4608087839238261446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=4608087839238261446' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4608087839238261446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/4608087839238261446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/10/anmsamak-yorar-m.html' title='anımsamak yorar mı?'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7458896269794063288</id><published>2009-09-28T16:47:00.004+03:00</published><updated>2009-09-29T09:59:09.434+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>son topraklar</title><content type='html'>geceleri kaldirimlardan kazimaya cikmislardi&lt;br /&gt;ust gecitlerde izmaritleri toplayan cocuklarin&lt;br /&gt;gölgelerinden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bos bira kutularinin tıngırtılarında &lt;br /&gt;dans ediyorlardı&lt;br /&gt;son mohikanlar &lt;br /&gt;son yerliler &lt;br /&gt;son insanlar &lt;br /&gt;terkettikleri &lt;br /&gt;son topraklarıydı&lt;br /&gt;anılar yığınından&lt;br /&gt;dağılıp giden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar gecti ustlerinden&lt;br /&gt;çiğnedi zaman en ağır yıldızıyla&lt;br /&gt;çocuk yüreklerini&lt;br /&gt;ateşe attılar düşlerini&lt;br /&gt;yaktılar umutlarını&lt;br /&gt;yürekleri nasır bağladı&lt;br /&gt;sevdaları kurudu&lt;br /&gt;kütük oldular hayatın kenarlarında&lt;br /&gt;kilometre taşları kırıldı&lt;br /&gt;patikalaştı günleri &lt;br /&gt;taşlı yollara döndu yüzleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izler karıştı &lt;br /&gt;tozlar karıştı &lt;br /&gt;yuzler kırıştı&lt;br /&gt;feri gitti göz bebeklerinin&lt;br /&gt;hala bir sarkı &lt;br /&gt;kırık plak donuyor  &lt;br /&gt;gecelerin peşinde&lt;br /&gt;sabahları temizliyorlardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki buklum surunup cikiyorlardı&lt;br /&gt;parmaklarını geçirmişti yüreklerine&lt;br /&gt;düş yıkıntıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşamların olmasını engelleyemiyorlardı &lt;br /&gt;yaşayacaklardı her gece yine o geceyi&lt;br /&gt;yine kaldırımlardan kazıyacaklardı geceleri&lt;br /&gt;sabahları temizleyecek&lt;br /&gt;izmarit toplayan çocukların gölgelerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son insanlar &lt;br /&gt;son mohikanlar&lt;br /&gt;son topraklardan suruluyorduk&lt;br /&gt;anıların ihanetindeydi &lt;br /&gt;tabanlarımızı aşındıracağımız&lt;br /&gt;belleklerimiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cesetlerimizi soğutacağımız son&lt;br /&gt;mor ayazlarda mıydık?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7458896269794063288?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7458896269794063288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7458896269794063288' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7458896269794063288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7458896269794063288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/son-topraklar.html' title='son topraklar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8949829347796186622</id><published>2009-09-28T02:23:00.004+03:00</published><updated>2009-12-18T12:38:37.424+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olmayan - Öyküler'/><title type='text'>kum ve çakıl</title><content type='html'>üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyordu. belki dündü belki onlarca yıl önceydi. ama sıcaktı, belki baharın yaza öykündüğü günlerdendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaz ve kış, baharlarda ne zaman olursa olsun kendini hep rahat hissederdi, fitilli ve gri kadife pantolonu, üzerinde öylesine bir triko tişörtü ve sırtında çantası dolanıyordu sokak aralarında. atölyelere girip çıkıyordu. her yandan metal, artık kağıt kokuları. bir leşin kokusu. tozlu asfaltlarda geziniyordu. öylesineydi günler. indiği olmazdı şehrin cangılına. yolunu düşürmezdi kalabalıkların içine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir oradan çağırırlardı bir buradan. hep de yaptığı işler değildi yaptıkları. akıllarına ne gelirse… dolaşırdı sokak aralarında ve atölyelerde. alabildiğini almış, alamadığını unutmuş olurdu. isteyebildiğini istemiş, isteyemediğini bağışlamış olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzerinden geçen zamanı bilmiyorum.  bir gün bitirdiği okula gitti. arkadaşları bölüm başkanları olmuşlar, akademik kariyerlerinin en üstlerine tırmanmışlar. onları ziyaret etti. ona uzak şeylerden konuştular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;dedi ki, “senin adın çakıl olsun. ben sana çakıl diyeceğim. bana da sen kum de.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“olmaz” dedi, “bir çakılın büyüklüğüne bir kum tanesi çok.” &lt;br /&gt;“sana kumul diyeceğim ben.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“evet” dedi. “sen büyük çakıllar olarak kal ve ben senin boşluklarını kumul olarak doldurayım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ama” dedi, “sen benim boşluklarımı dolduramazsın. ben de büyük kaçaklar var.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ben dolduracağım” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllardan sonra kesişmişti yolları. onun kapattığı kapısının sokağından geçerken, o henüz karanlığına girmişti, aynı kaldırımlardan karşılıklı olarak karşılara geçmişlerdi. mekanları kesişmişti onlar kesişmemişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o güne kadar. kesiştikleri güne kadar. Eski okulunun bahçe kapısında karşılaşıncaya kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyordu ki “tek dileğim var. beni aşktan koru ey hayat”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“aşka yükleme suçu, aşka yükleme günahlarını. bırak o temiz kalsın. kirlilikler, pislikler bizim içimizde. aşkını kucakla. beni kucakla.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“sen benim beynim ol, yüreğim ol, benim sokaklarım, anarşim ol, kapanışım ol” , “ben senin boşluklarını doldurayım, kum saati misali, bir o taraftan bir bu taraftan” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neler yaşamışlardı, neler geçmişti üstlerinden, hangi zırhlıların altında kalmışlardı, bir açılma vardı, dolaysızca, teklifsizce ve sonuna dek gidilecek bir açılmaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarıldılar birbirine. yılların hasretiyle, onu göğsünde eritti, o içine çekti tüm soğukluğu ile adamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona dedi ki “dayanamayacaksan ateşime, dokunma bana. sıcağımın soğuğu eritecekse seni üfleme külümü. çoğulluğuma katlanamayacaksan yalnızlığını yalnızlığıma ekleme. kendini yolcunum diyerek çıkarma yoluma.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ben hem seni hem beni yaşayacağım” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlarca yıl sonra gelmişti sarılmalar. nelerin üstüne bilinmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ruhum ve bedenimsin benim” demişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“benim çöllerim ve denizlerimsin” demişti. “ama ben acemisiyim insanların.”  “kırarsam seni, seni sıçratırsam ayaklara, isyanları dayarsan karşıma?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“yalnızca bana karşı biriktirme hiçbir şeyi. ne olursa olsun. benin atma içine, kafanın arkasına. yeter.” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarıldılar tekrar birbirlerine… kenetlendiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlarca yıldan sonraydı. günlerce sürdü ancak. adam vuruyordu  kelimelerle. o yaralanıyordu. o vuruyordu adama. adam ölüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün vurdu adam yine. o öldü bu kez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;o günden beri kendi boşluklarını kendi kumları ile dolduruyor. kadının  açtığı o büyük boşlukları da. nereden bulacağı meçhul tüm kumlarla dolduruyordu kendisini. hem çakıl şimdi hem kumul. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kumula göre çakıl büyüktür, çakıla göre kumul sonsuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidip gelmelerde adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar mıdır, günler midir, an’lar mıdır saymadı. unuttu. dolaşmalarda hala adam sırtında çantası, kadife pantolonu ve gömleği ile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8949829347796186622?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8949829347796186622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8949829347796186622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8949829347796186622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8949829347796186622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/kum-ve-cakl.html' title='kum ve çakıl'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1275914582420696979</id><published>2009-09-28T01:56:00.001+03:00</published><updated>2009-10-01T09:10:09.561+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>yaktı sesin</title><content type='html'>nasıl bir parçalanmış &lt;br /&gt;nasıl bir dağılış&lt;br /&gt;nasıl bir özlem &lt;br /&gt;nasıl bir bekleyiş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece yolculuklarımda &lt;br /&gt;uyku yarılarımda&lt;br /&gt;sızmalarımda&lt;br /&gt;sarsılmalarımda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşündüm&lt;br /&gt;yalnızlıklarımızı&lt;br /&gt;uzak kalışlarımızı&lt;br /&gt;ayrılıklarımızı&lt;br /&gt;gidişlerimizi &lt;br /&gt;dönüşlerimizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl da aralanırdı mesafeler &lt;br /&gt;sarsıntılarda &lt;br /&gt;silkinişlerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşündüm &lt;br /&gt;nasıl zamanı teskin edeceğiz&lt;br /&gt;zaman nasıl yatıştıracak bizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kelimelerin serinletiyordu &lt;br /&gt;bir adım uzakta olduğunda&lt;br /&gt;bile sarılamadım sana&lt;br /&gt;o an yaktı sesin beni&lt;br /&gt;ulaşamadın &lt;br /&gt;dokunamadın bana &lt;br /&gt;yaktı sesin beni&lt;br /&gt;başımda davullar çalınıyordu&lt;br /&gt;uğuldayan boşluklarımda&lt;br /&gt;eriyen bir mum gibi&lt;br /&gt;yaktı sesin beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tökezlesem &lt;br /&gt;düşsem&lt;br /&gt;sürünsem yerlerde&lt;br /&gt;sönsem&lt;br /&gt;yok etmek istesem kendimi&lt;br /&gt;kendimde seni &lt;br /&gt;kendimi sende &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bırakma beni&lt;br /&gt;yakmasın sesin beni&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1275914582420696979?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1275914582420696979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1275914582420696979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1275914582420696979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1275914582420696979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/yakt-sesin.html' title='yaktı sesin'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3702485453567825619</id><published>2009-09-27T20:03:00.004+03:00</published><updated>2009-10-04T23:48:49.853+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>yolcu</title><content type='html'>ben bir yolcuyum&lt;br /&gt;kelimelerle doluyum&lt;br /&gt;her biri yaşanmış &lt;br /&gt;tek tek arındırılmış kelimelerle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatın içinden gelen bir yolu adımlıyorum&lt;br /&gt;nefesim nefeslere karışmış&lt;br /&gt;zamanın kazısındayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- duyguların kazısına çıktım&lt;br /&gt;  görüntülerin kazısına&lt;br /&gt;  kelimelerle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yolcuyum&lt;br /&gt;uzaklarından geliyorum &lt;br /&gt;ötene geçip gideceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şiirlerle, anlatılarla&lt;br /&gt;öykü dolu soluklarla &lt;br /&gt;konup göçeceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlarının değerini duyuracağım isteyene&lt;br /&gt;yürek taşıyan  yolun yolcusuyum&lt;br /&gt;kararların sorumlulukları ile yüklenmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ölümün coşkusunda&lt;br /&gt;  hayatın bilinemezliğine müptelayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;planlanmış geleceklerden nefretim&lt;br /&gt;ateşliyor kol açışımı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolların yönü bilinmez yolcusuyum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ben oyum &lt;br /&gt;  o kadarım&lt;br /&gt;  oralardaydım&lt;br /&gt;  oralarım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3702485453567825619?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3702485453567825619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3702485453567825619' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3702485453567825619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3702485453567825619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/yolcu.html' title='yolcu'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-2235206626468608752</id><published>2009-09-27T19:53:00.000+03:00</published><updated>2009-09-27T19:54:09.622+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>yıldızlar</title><content type='html'>sessiz gecelerde doğdu yıldızlar&lt;br /&gt;bir boşluk vardı içimde&lt;br /&gt;boşluğu değil beni boğdu yıldızlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cırcır böceğinin sesinde &lt;br /&gt;önce güneş battı&lt;br /&gt;sonra geceye doğdu yıldızlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahreden düşler öncesi ruhum&lt;br /&gt;sevişmenin günahından arındı&lt;br /&gt;sabaha dek seninle yıkandı yıldızlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haberim gitmedi aşk kapısına&lt;br /&gt;durakları bekleyen lambalara sarıldı &lt;br /&gt;deniz küskünlüğünde yıldızlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tomurcuklarını kuş yuvalarına &lt;br /&gt;emanet eden ağaçların&lt;br /&gt;göz yaşlarına döküldü yıldızlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suyun akışını dizginleyen dağların&lt;br /&gt;binlerce yıl yalnızlıklarını beklediler&lt;br /&gt;sonra benim sabahlarıma söndü yıldızlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-2235206626468608752?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/2235206626468608752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=2235206626468608752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2235206626468608752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/2235206626468608752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/yldzlar.html' title='yıldızlar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5694916903657286909</id><published>2009-09-25T08:27:00.005+03:00</published><updated>2009-12-27T20:52:03.309+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menekşeleri Sökülmüş Dağ - Şiirler'/><title type='text'>ay'la</title><content type='html'>uzun bir uykunun bölünmüş soğukluğu ısınmaz ay’la&lt;br /&gt;kuşatılmış bulanık bakışlı gözlerin örülmüş hıncıyla hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nice zamandır nazarlara kapalı&lt;br /&gt;gizlenmiş kuytulara&lt;br /&gt;çamurlarda bataklık çiçeğinin kokusu&lt;br /&gt;bir gecede durulmaz ay’la&lt;br /&gt;ilmeğin boğduğu solukların talanıyla hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;limanları lanetlenmiş korsanlar&lt;br /&gt;çürümüş solukları&lt;br /&gt;sağırlara ıslık çaldırmaz ay’la&lt;br /&gt;nedenlerin kafeslerine&lt;br /&gt;kıstırılmamak hüneri bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorgunluklarını yüklenmiş dallar&lt;br /&gt;tohumlarını patlatan kış sıcağına aldanmışlar&lt;br /&gt;güneşten beslenen ay’la&lt;br /&gt;paçavralaşmış boranların önünde&lt;br /&gt;terlere bulanmış şarkılar bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi zamanların yağmurlarısınız&lt;br /&gt;özlüyorlar kapanışlarını&lt;br /&gt;avuçlara doldurulan ay’la&lt;br /&gt;birikintilerde seken serçenin&lt;br /&gt;yaprağa hasreti bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi zamanların rüzgarlarısınız&lt;br /&gt;gümüş iplikçiklere sarınmış&lt;br /&gt;bulutları süründürüyorsunuz&lt;br /&gt;esiri oluyorsunuz engebelerin&lt;br /&gt;üflüyoruz kurtuluşunuzu&lt;br /&gt;bedenlerinize ay’la&lt;br /&gt;sönüyor mum alevinde bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kovuklarımıza dönüyoruz&lt;br /&gt;acele ve acil sokaklarımızdan&lt;br /&gt;pencerelerimiz kapalı rüzgara&lt;br /&gt;perdelerimiz zincirlenmiş ay’la&lt;br /&gt;intiharımıza çektiğimiz tetik bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi zamanların yıldız aşığısınız&lt;br /&gt;ışıklarınız kaç ışık yılı yolda yaşlandı&lt;br /&gt;da gözlerimizdesiniz&lt;br /&gt;öldüğünü bilmeyen&lt;br /&gt;yıldız ölüsünden gelen huzme&lt;br /&gt;nefesin kefenime döndü&lt;br /&gt;söndü aynaların aksinde titreyen ay’la&lt;br /&gt;keşmekeş şehrin yangını bir hiç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;berfin bahar aralık 2009 sayısında yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5694916903657286909?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5694916903657286909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5694916903657286909' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5694916903657286909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5694916903657286909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/ayla.html' title='ay&apos;la'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-5073861771082272206</id><published>2009-09-15T00:59:00.002+03:00</published><updated>2009-09-15T01:06:12.585+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>parçalanmış bir çöl</title><content type='html'>durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okumadan yazmadan&lt;br /&gt;sanki bir an &lt;br /&gt;binlerce saat&lt;br /&gt;gözleri kısıp&lt;br /&gt;boşluğa bakmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okumak yazmak&lt;br /&gt;iş yapmak&lt;br /&gt;gibi yaparken &lt;br /&gt;başka dünyalara sarkmak&lt;br /&gt;kendinden kaçmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çakal oluyor taş&lt;br /&gt;kumsalları eşiyor&lt;br /&gt;kum gevşektir sanma&lt;br /&gt;yıkar koşanı &lt;br /&gt;kum yumuşaktır sanma &lt;br /&gt;sıkar batanı &lt;br /&gt;kum esirdir sanma &lt;br /&gt;aşındırır taşı&lt;br /&gt;kum savrulur sanma &lt;br /&gt;doldurur boşluğu&lt;br /&gt;kum zerredir sanma&lt;br /&gt;hapseder rüzgarı&lt;br /&gt;kum fırtınadır sanma &lt;br /&gt;öper dorukları&lt;br /&gt;kum talandır sanma&lt;br /&gt;yok eder pislikleri&lt;br /&gt;kum yığılmadır sanma&lt;br /&gt;kırar zincirleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yatmak kalkmak&lt;br /&gt;uyur gibi yapmak&lt;br /&gt;sabahı öğlene uzatırken&lt;br /&gt;derinlerde vurgun yemek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kumsalda çöl&lt;br /&gt;çölde kum&lt;br /&gt;kumda taş&lt;br /&gt;taşta kum&lt;br /&gt;silis sırça &lt;br /&gt;soğuk ateş &lt;br /&gt;üşüyor taş&lt;br /&gt;akıyor kum &lt;br /&gt;doluyor umman &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmeden terk etmeden dönmek &lt;br /&gt;elleri kaldırmak&lt;br /&gt;savaşmadan indirmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedir aşk yanığı&lt;br /&gt;bir morarma mı&lt;br /&gt;bir kızarma mı&lt;br /&gt;aşk yanığı&lt;br /&gt;o bir karartma&lt;br /&gt;geceleri ışıkla&lt;br /&gt;gündüzleri ayla &lt;br /&gt;söküp çıkarsan yüreğini yerinden&lt;br /&gt;yer titrer aşkının ürpertisinden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğmak ölmek&lt;br /&gt;arada olmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;andan ana yamanır zaman &lt;br /&gt;aynadan canı almak&lt;br /&gt;sudan kanı&lt;br /&gt;kumsaldan taşı&lt;br /&gt;çölden kumu&lt;br /&gt;kumdan seni&lt;br /&gt;senden beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şehir gibi karmaşa&lt;br /&gt;ölmek gibi yığılış yıkılış&lt;br /&gt;ahşap yanmış &lt;br /&gt;kerpiç parçalanmış&lt;br /&gt;deniz depreşmiş &lt;br /&gt;çıkmaz sokaklar&lt;br /&gt;taşlı yollar&lt;br /&gt;dereler çağları bölüyor &lt;br /&gt;alt üst oluyor&lt;br /&gt;üst yok oluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağırmak susmak&lt;br /&gt;ısırmak dilini&lt;br /&gt;sözcükler kanarken &lt;br /&gt;yutmak heceleri &lt;br /&gt;ne-re-dey-din &lt;br /&gt;bun-ca &lt;br /&gt;za-man&lt;br /&gt;ö-lüm&lt;br /&gt;ve &lt;br /&gt;ha-la &lt;br /&gt;ne-re-de-sin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaybedenler &lt;br /&gt;seyredenler &lt;br /&gt;yitirenler &lt;br /&gt;yüreklerinde gülleri yakmamışlar &lt;br /&gt;beyinlerinde ifritleri kovalamamışlar&lt;br /&gt;kırmızı balıklı nilüferlerin denizinde&lt;br /&gt;ölmemişler&lt;br /&gt;çırılçıplak &lt;br /&gt;uçurumların ateşlerine &lt;br /&gt;ateşlerini uçurumlara&lt;br /&gt;fırlatmamışlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kumun imzasına benziyor imzalar&lt;br /&gt;başlangıcı karmaşık&lt;br /&gt;yarılmış vadiler&lt;br /&gt;çift güneşler&lt;br /&gt;buzul çağları&lt;br /&gt;süslü büyük&lt;br /&gt;acısı derin&lt;br /&gt;yüz yıllar &lt;br /&gt;dalını kıvırmış&lt;br /&gt;toprağa daldırmış&lt;br /&gt;bir kök &lt;br /&gt;uzamış azmış kazmış&lt;br /&gt;diplerini kağıtların&lt;br /&gt;ıslak kumlarında &lt;br /&gt;kaybolmuş ağıtların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakarken kumsala vahalar&lt;br /&gt;derin koyaklar &lt;br /&gt;konyağı, rakıyı taşımış kıvrımlar &lt;br /&gt;neleri saklıyorlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gömülmüş sevdalar &lt;br /&gt;saydam kumlardan yansıyor ateş &lt;br /&gt;kumsallara bakarken &lt;br /&gt;iki delici göz oyuyor &lt;br /&gt;her göz kırpması bir burgu &lt;br /&gt;delik deşik oluyor &lt;br /&gt;durmadan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aramak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nerede denge terazi&lt;br /&gt;ölçü mizan&lt;br /&gt;meçhul kargaşanın&lt;br /&gt;karantina sınırları &lt;br /&gt;nerede&lt;br /&gt;nerede&lt;br /&gt;rastlantıların ırmağı&lt;br /&gt;hercümerci hayatın &lt;br /&gt;nerede kesişmenin&lt;br /&gt;nerede karışmanın&lt;br /&gt;arınma kurbanları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yontulmuş &lt;br /&gt;keskinleşmiş kumlar&lt;br /&gt;saplanmış &lt;br /&gt;can çekişen bir taşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeniden başlamak olmadan yıkmak&lt;br /&gt;varmadan dönmek yakmadan sönmek&lt;br /&gt;ölmeden gömmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı nefesleri alabilmenin ilmi&lt;br /&gt;aynı suskuları yutkunmanın sırrı&lt;br /&gt;aynı yollara düşmenin korkusu&lt;br /&gt;aynı düşlere uyanmanın imkanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmadan&lt;br /&gt;durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmak&lt;br /&gt;durmadan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-5073861771082272206?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/5073861771082272206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=5073861771082272206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5073861771082272206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/5073861771082272206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/parcalanms-bir-col.html' title='parçalanmış bir çöl'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8866589342877937554</id><published>2009-09-08T22:06:00.001+03:00</published><updated>2009-09-08T22:21:12.867+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Bach'sız Olmuyor...</title><content type='html'>Artık yaşanılan öyle bir dünya var ki, çemberleri belirleyen merkezle; merkezlere göre yerleşen yarıçaplar; yarıçaplarca konumlanan çeperler anlamlarını yitirmişler. Nerede olduğun, nasıl olduğun, yalnızca ne olduğuna dönüşmüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde milyonlarca noktanın değeri kalmamış. Ona değeri, ona değer veren yükler olmuş. Tam bir merkezsizleşme yayılıyor ve her birimizin doldurduğu nokta, onu anlamlı kılan herkes için merkez olmaya başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikrokozmozumuz bağlamında artık doldurduğumuz uzaylar ölçeksizleşiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaos teorisinde denizle kumsal arasındaki sınır problemi tartışılır. Bir tepeden baktığında bir yanda deniz vardır ve onun geldiği bir sınır çizgi vardır ve ondan sonrası da kıyıdır veya kumsaldır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kumsala inersin. Denize yaklaşırsın. Uzaktan sınır olarak gördüğün çizgiye inersin ve elinde bir büyüteçle o sınırı incelersin. Ancak görürsün ki, orada sınır kalmamıştır. Hangi kum tanesinin denize hangi kum tanesinin kumsala ait olduğunu bilemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizle kumsal arasında devingen bir belirsizlik sürekliliği görürsün. Uzaktan sınır olarak gördüğün çizgi içinde bir devinime sahip değişmelerdir. Orada bir boyutsuzluğu tespit edersin. Ölçülemediği için, belirli ve kesinleştirilmediği için bir boyutsuzluk vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu boyutsuzluk ve belirsizlik duygusuna; bu nedenselliklerin hayatımızdan çıkarıldığı, “ya o ya bu” ikilemi yerine “hem o hem bu” kuantum ilkesine bağlı örgütlenen hayatların nasıl bir oluşu öngördüğünü tanımlamanın mümkün olmaktan çıkması, olgusu eşlik ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hayatın bugüne dek çıkardığı en büyük depreşim dalgası. Bu tam bir yarılmayı, hayatın şifofren durumunu üretiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel yaşantımızdaki şizofrenlik artık bir örgütlenme biçimi olarak her yere damgasını vuruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki beklediğim devrim buydu benim. Bir zihinde yaşamayı kurabildiğim tüm zihinleri yaşayabilme tutkusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalıplanmış, dayatılmış hayatlar yerine, başka hücrelerimde başka hayatlarımı yaşayabilme tutkusu. Coşkun bir şarkı eşliğinde akarken uçurumlardan aşağı bir yanda, yılanın zehrinde kıvranırken ateşlerin karabasanlarını damıtabilmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda bilimin, aklın hükümranlığını en dik inanç zirvelerine dikmek ve onu işgal edebilirken, “bir hülyanın gönlü yakışı”na teslim olabilmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maraziliklerimiz boşanacak belki zincirlerinden ve maraz olmaktan çıkacaklar. Onları maraz yapan tek boyutlu zihniyet ve onun sistemi değil miydi ki? Yıkım buna karşı, balyoz buna karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendim için bir merkezim, sen kendin için bir merkezsin. O merkez bu merkez. Bir papağan kendisince bir merkez, bir maymun kendisince bir merkez. Destek noktası verebildiğin andan itibaren dünyayı herhangi bir yerden oynatabilirsin. Artık öyle bütün, total, her şeyi kucaklayan ve denetleyen ve yöneten merkezler ortadan kalkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taş dünyanın merkezi oluveriyor. Uranyum, altın, elmas. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sıvı dünyanın merkezi oluveriyor: Su, petrol… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için; artık olguların, olayların aralarındaki ilişkiler anlamı yitiriyorlar. O ilişkiler hep vardı ve hep olacaklar. Onlar için fazla yormaya gerek yok zihinlerimizi. Bu nedenle ne haber izliyorum, ne gazete okuyorum. Metroda iki kişinin konuşması, gazetenin bir manşeti benim için yeterli oluyor artık. Radyo dinlemiyorum. Yalnızca TRT3’ ayarlanmış bir web sayfasından müzik dinliyorum. Mesajları olan şiirler okumuyorum. Mesajları olan şarkılar dinlemiyorum. Sırf bu nedenle Türkçe bile dinlemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne o saçma sözlere, ne o peygamberliğe soyunmuş sözlere, ne söylediği gibi yaşamayan şaklabanlara tahammülüm var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için artık olguların, olayların aralarındaki ilişkiler anlamı yitiriyorlar. Her şey o kadar açık ki. O kadar aşikar ki. Sonuçlara da bakmıyorum. Çünkü hiçbir zaman ne benim veya ne bizim sonuçlarımız olacak onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaskatı ve ağır bir granit gibi tüm esnekliğimi yitirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündelik hayatın içindeki, genel resim içinde yeri olmayan nüktelere gülüyorum, o genel resmi tiye alanları seviyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarhoşlarla dostluklar kuruyorum. Tek başına sinemalara gidiyorum ve hiçbir anlam vermeden veya yorum yapmadan seyrediyorum. Birisi olsa yanında konuşacak. Derdim konuşması. Suskunluğu kendine ilke edinmiş yalnız koltuklar en iyi dost bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece yarıları sabahlara kadar dünyanın farklı kapılarını açan seslere dadanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ki, bir yerinden tutmaya kalksam, o yer elimde kalacak. Tutulacak hiçbir yer yok. Yok olmak ve yıkılmaktan başka. Savaş bir arınma. Yangınlar, ateşler, depremler, seller hepsi birer arınma… hepsi çözülüş. Nesneler çözülmeden, parçalanmadan ve karışmadan toprağa, havaya ve suya yeniden birleşemezler. Onları pişirecek ateşin çöplüğü, oralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi çok önemsiyoruz, çok abartıyoruz, çok büyütüyoruz. Aslında toz zerreleriyiz eninde ve sonunda. Yalnızca biraz bilincimiz var, o kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser hastaları tanıdım. Yakınlarım öldü kanserden. Arkadaşlarım öldü. Kimi askerde eğitim alanında zayi oldu, kimi bakımsız binaların altında başına düşen taşlarla öldü. Kimi kafasına çekti kurşunu beynini dağıttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kolayı saat dörtlerde gelen ölümdü. Sabah gelen ölümdü. Gündüzün güneşin altındaki ölümler ne zorbalıktı bilemezsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharlarda öldüler, en sıcaklarda, en soğuklarda öldüler. Ilıman, dengeli iklimlerde ölüm yoktu bana, yoldaşlarıma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte doğa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle inip çıkarıyor ki sınırlarını, direnemeyenleri alıp götürüyor. Temizliyor kendini. Boşuna değil kuraklar, çöller. Kuraklarda ölen büyük hayvanlar, küçük ekosistemin canlanmasına neden oluyor. Büyük ekosistem için zincire yeni bir döngü bağlıyor. Büyük ekosistem o döngüyü tüketiyor ve kendisini küçük ekosistem için döngü haline getiriyor. İşte bu samsaranın, bu nirvananın tetiklediği şey doğa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuraklıklar, seller, depremler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız dünyanın da, sosyal dünyanın da böyle arınmasına ihtiyaç var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kirlendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda yürürken bir kurşun gelse beynime mutlu olacağım belki, dünyanın temizlenmesine katkıda bulunuyorum diye; ölümden o denli korkmam bir yana, ondan it gibi kaçmam bir yana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibilerin belki tek hazzı kendi dervişliklerine soyunmuş olmaları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuz Gölüne fotoğraf çekmeye giderdik ve ayın altında parlayan tuz kristallerinden yansıyan ışık oyunlarını yakalamaya çalışırdık. Gece yarıları köprüler üzerinde siyah beyaz fotoğraflar çekerdik. Mezarlıklara gider mezar fotoğrafları çekerdik. Gündüz Kara Elmas Treni ile Zonguldak’a gider yolun fotoğraflarını çekerdik. Dalmaya giderlerdi, deniz altını sabitleştirirlerdi arkadaşlar. Sesleri çekerdik içimize. Aşık Veysel’in şiirlerini satır satır okurduk ve ordaki o ipince duyarlılıkları damıtırdık rakımızın yanına… Daha bir vururdu o sözler sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dervişlikler yalnızca yollarda olmuyor. Kendi içimize yaptığımız yolculuklarda dayandığımız asamız da kalemimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalem arkadaşlarımızla buluşurduk satırlarımızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç yüzünü görmediğimiz. İçeridekilere açık mektuplar yardık. Astsubay okuluna giden bir arkadaşıma bir kart atmıştım ve şöyle bir dize ile noktalamıştım: “Yarin yanağından gayrı her şeyde hep beraber demek için”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman lisedeydim ve çocuk okuldan atılmıştı. Ne ben bu sözün bilincindeydim o kadar, daha yeni terlemiş heyecanlarıyla bir çocuktum ve paylaşmayı, birliği ve beraberliği umut ediyordum geleceğimde. Ama birden budayıverdiler bu sözü omzu kalabalıklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha o çocuk benimle konuşmadı, yüzüme bakmadı. Hiç sorun değil benim için. Çünkü biz onunla bu umutları paylaşıyorduk ve onun buna rağmen, evet bu umutlarımız için yaşamaya devam edelim demesi gerekirdi. Ama onun umudunun sözde bir umut olduğunu, yalnız lafta kaldığını gösterdi bana, tutumu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık hiç kimsenin hayatının mecrasında olmamaya karar verdim o zamandan itibaren. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırf bu nedenle başkasından istemeyeyim diye çalışacağım her işin tekniğini öğrendim. 30 yaşında programlama öğrendim. Çok geçtir oysa 30 yaş. İşim düştü bir muhasebeci kadar muhasebe öğrendim. Nerede bir açığımı gördüm bana karşı kullanılabilecek onu öğrendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter ki, benim odama girmesin hiç kimse. Bana yapacağım işi söyleyen yeri terk ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu süreç öyle yorucu ki, bazen şantiyedeki gece bekçisinin yerinde olmayı istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde fenerin, ağzında düdüğün, yanında köpeğin, uyuz bir köpek, belinden sarkan saat, üfle dur… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bir kamyon şoförü, bazen bir hızarda odun istifçisi, bazen bir marangoz, odunları, ağaçları rendeleyen, biçimlendiren. Bazen bir bakır dövücüsü. Bazen bir ağaç veya taş oymacısı. Kafama koydum. Durumumu düzelttiğim ilk andan itibaren akerdeon çalmasını öğreneceğim. Sonra İzmir’e, Kaş’a, Datça’ya ne bileyim bir yerlere gideceğim. Akerdeon çalacağım. Yaşayacağım ve öleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları düşünüyorum ve o kadar da zor gelmiyor hani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8866589342877937554?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8866589342877937554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8866589342877937554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8866589342877937554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8866589342877937554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/bachsz-olmuyor.html' title='Bach&apos;sız Olmuyor...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7624051560083309596</id><published>2009-09-08T22:02:00.002+03:00</published><updated>2009-09-08T22:06:26.191+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Bach'ı Dinlerken...</title><content type='html'>Johann Sebastian Bach’ın “Org için Füg”lerini dinliyorum Bir matematik düzen içinde sesler ardı ardına yükseliyor ve bir dalga gibi vurup kıyılara, geri dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Nerelerden geldim, nerelere gidiyorum? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Neden yazıyorum, neden çoğaltmıyorum yazdıklarımı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Bazılarının tek gerçek gördükleri kazanmak duygusu ve özellikle insanlar arasındaki elde etme dürtüsü neden bende yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsini sığdırabilecek miyim, bu sayfalara bilmiyorum. Yalnızca deneyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bach içimde akıyor notaların… 400 yıl öncesinden …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toy zamanlarımda henüz orta okul yıllarında Engels’in “Alman İdeolojisi ve Feurbach Üzerine Tezleri”ni okumuştum. J. Paul Sartre’nin “Varoluşçuluk Nedir?”, Albert Camus’un “Başkaldıran İnsan”ını okumuştum. Ama hiçbir şey anlamıştım. Ama sonuna kadar okumuştum. Kimi sözcükler Türkçeydi. Hepsi Türkçeydi. Dil kurallarına uygundu. Ama hiçbir şey anlamamıştım. Bir sürü kavram vardı, romanlardan, öykülerden, şiirlerden alıntılar vardı. Okumadığım halde adını duyduğum yazarlar vardı. Nietzche, Dostoyevski, Kiegeard, Hegel, Spinoza… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Lise. Fen bölümündeydim ama edebiyatta, felsefede, mantıkta ve sosyolojide hocalarla tartışmalarımız hiç eksik olmuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükselen bir mücadele vardı. Emek cephesi kazanmalıydı ve emek cephesi kazanacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raslantılara yer yoktu. Tarihsel materyalizm yönü çizmişti ve tarihte geri dönüş olmazdı. Anti Duhring’de Engels, “Tarihte Zorun Rolü’nü sorguluyordu. Sermaye kaybetmeye mahkumdu. Devrim kaçınılmaz bir utkuydu. 1 Mayıs 1978’de bir milyon kişi Taksim Meydanı’ndaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan şiir yazıyordum. Nazım Hikmet gibi, Ahmet Arif gibi. Şiirlerimin yüksek seslerle okunmasını istiyordum meydanlarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimin öncüleriydik bizler kendi içimizde ve bir arada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedensellikler belirliyordu her şeyi. Hiçbir şey raslantısal olmazdı. Bizler rastlantıları denetleyebilirdik. O gücü görüyorduk kendimizde. İyi bir tahlille kazalardan kurtulabilir, başkalarının hatalarını en aza indirgeyebilirdik. Bir nevi demirguos’tuk, yarı tanrıydık. İdeolojimiz bizi güçlü kılıyordu. Her derdin, her sorunun üstesinden gelebilirdik. Yalnızca bir konuşma ile insanları bizim yanımıza çevirebilirdik. Çünkü tek doğru ve tek gerçek bizdik. Bizim yolumuzun dışı cehennemdi, mutluluk yoktu o yolda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra darbeler, yıkımlar, gözaltılar, kayıplar, ölümler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oluyorduk? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar güçlüydük de neden dağılıyorduk? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eren’in evine gidiyor, gelen son parti duyurularını okuyordum. İstesinler yeter ki, dağa çıkabilirdim. Mitka Gribçeva okuyorduk, Julios Fucik, Ann Duk… Bulgaristan’daydık, Vietnam’da, Çekoslavakya’da. Tek başucu kitabımız Pulitzer’in Felsefe’nin Temel İlkeleri’ydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama dağılıyorduk. Bir bir. Grupla gelen adamlar Özal’ı övüyorlardı. Arabesk dinlemeye başlamışlardı. Liseli çocuklar gibi saçlarını sakallarını kesiyorlardı. Yabancı sigaralar içiyorlardı ve okulun karşısındaki briç salonlarından çıkmıyorlardı. Tan gazetesi okuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oluyordu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim irademiz vardı, çelik disiplinimiz vardı, gücümüz vardı. Devrime inancımız vardı. Eğitecektik herkesi. Üretecektik. Köylerde tarımı iyileştirecektik. Fabrikalar durmadan çalışacaktı. Birlikte tatiller yapacaktık, hep bir ağızdan türküler söyleyecektik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yoktu. Olmuyordu. Eskisi gibi olmuyordu. Gönen anılarımız yoktu diğerleri gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyordum durmadan. Ne bulursam. Dipnotlarda kimler referans gösterilmişse. Sayfalarca notlar… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkan tüm dergiler gazeteler okunuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluyorduk, değiş tokuş yapıyor ve okuyorduk. Yazıyorduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışıyorduk. Bizim irademiz vardı. Biz yönetebilirdik süreçleri, çelişkileri. İnsanları ikna edebilirdik. Çünkü biz doğruyduk. Çünkü emek ve üretmek tek hakikatti; emek ve üretmek insanları mutlu edebilirdi yalnızca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama insanlar paradan mutlu oluyordu, evden, arabadan, gösterişten mutlu oluyordu. Çalışmak zor geliyordu. Sürekli sızlanmalar, yakarılar. İnsanları süründürmekten zevk alıyorlardı sanki. İşe yokuşa sürmeler, kaçmalar, yapmamalar. O iş içinse yalvarmalar, araya birilerini sokmalar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş sönüyordu iradeci bakışım. Belirleyici olamıyoruz diyordum. Anneni ikna edemiyorsan, kardeşini safına çekemiyorsan, kimler gelir ki ardından senin. Sevgililerin yoldaşın olmuyorsa başkalarını nasıl yoldaş yapabilirsin ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyh, bir aşiret reisi işaret ediyordu, tüm cemaat oraya gidiyordu. Bense tek başıma düşüncelerimle kardeşime anlatıyordum, arkadaşıma, babama, anneme, iş arkadaşıma, sıra arkadaşıma. Onlara göstermek için kendimce doğruları durmadan okuyordum, araştırıyordum. Kesiyor, yazıyor, saklıyordum. Ama hep işaret edenler kazanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlenmek lazım diyorduk. Örgütler parçalanıyordu. Emek diyorduk, mehzepler, kabileler, etnisiteler çıkıyordu karşımıza. Emek kaybediyordu, paylaşmak, hep bir ağızdan türküler söylemek kaybediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir perde kalkıyordu gözlerimin önünden. Okulu bırakmıştım. Çalışıyordum ve çalıştığım yerde yatıyordum. Kalacak bir yerim yoktu. Koparmıştım tüm bağlarımı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon sesleri düşmanım oldu ilkin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş… iş… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer hayattan başlamalıydım.ama hangi hayattan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanlara düştüm. “Bulantı”, “Karamazov Kardeşler”, “Suç ve Ceza”, Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sokaklardaydı. Sokaklara çıktım. İradem kendimi arabanın altına kalmaktan kurtaramamıştı. Bana ışık yanmıştı, ama taksi durmamıştı. İki metre fırlamıştım havaya ve sol kaburgamın üstüne çakılmıştım. Çatlamıştı kaburgalarım. Ayağımda doku yırtılması. Hala dizimde o bölge hiç ısınmaz ve serinlemez…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İradelere zincir kelepçe vuramıyormuşsun. Onu anlattı o arabanın vuruşu. Kaç kıza yüreğim sizin olsun, birlikte var mısınız demiştim. Hiç biri gelmemişti. Yüreğim benimle kalmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oluyordu? Sevgiler bile yol açmıyordu kavgaya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözülmeye başladı buzlarım yavaşça. Hayat ve sokak çözüyordu beni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlak kutsal dişi yok oluyordu sokakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu biz uydurmuşuz. Öpüşmek karşı devrim değilmiş. Sevişmek karşı devrimcilik değilmiş. Bir bir öğreniyordum sokaktan hayatı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Genelevine gittim bir akşam. Kadınlara baktım. Yüzlerce erkek camların kapıların önüne yığılmışlar. İşçiler... Şantiyelerden gelmişler. Ter kokuyorlardı. Sakallıydılar… Memurlar… Aldıkları haftalıklarını 10 dakikaya bırakıp çıkan çıraklar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerce kaldım orada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınları gözlüyordum. Yüzlerine bakıyordum. Gülüşleri sahte miydi? Küfürleri sahte miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değildi. Hepsi gerçekti ve içtendi. Düzen nasıl düşürmüştü o zaman onları oraya? Nasıl kabulleniyorlardı satmalarını bedenlerini anlamıyordum. Konuşmak istiyordum ama cesaretim yoktu. Yalnızca gözlüyordum. Belki birisi beni fark eder ve benimle konuşmak ister diyordum. Olmadı. Ben oraların kokusunu hala hatırlarım. Hiç birisi ile konuşmadım. Hiç birisine dokunmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat öğretiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeydi sorun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Şubat 1985. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarma gemisi tatbikatta batıyordu ve onlarca asker ölüyordu. Armutlu’da grizu patlaması ve yüzlerce işçi göçük altında ölüyordu. Erzurum’da deprem ve yüzlerce kişi ölüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrade neredeydi? Niçin yönetemiyorduk çelişkileri? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeydik biz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaşlar ölüyordu. Kanserden, kazadan, veremden, kalpten. Ben mutlaka devrimi göreceğim diyordum. Ne olursa olsun devrim için yaşıyorum diyordum. O yoldaşlar da öyle düşünüyorlardı ve devrimi yaşamadan ölüyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldırabiliyorlar mıydı ölümlerini? Dün birini, geçen yıl onlarcasını gömdük tek tek. Şükrü yoldaşı, Ekmekçi Orhan’ı, Hidayet Ustayı, Terzi Selahattin’i ve nicelerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutları, amaçları o devrimdi, o değişimdi, yeniden üretebilmekti hayatı ve bambaşka paylaşabilmekti emeğin yarattığı değerleri. Ölüyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşumuzun oğlu ölüyordu. Nasıl ölüyordu Rahmi? Mutlu muydu ölürken? Neyi başarmıştı, neyi aşmıştı, ne iz bırakmıştı dünyadan giderken? Muhasebemiz ile mi ölüyorduk yoksa? Yoksa defterimiz bile açılmamış mıydı henüz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler oluyordu ve hep kaybediyorduk. Daha fazla, daha fazla. Bir şeyh işaret ediyordu on binlerce kişi tek bir kişiymişçesine oy veriyordu. Bir ağa işaret ediyordu, on binler tek kişiymişçesine oy veriyordu. Ben daha kardeşimi, annemi, karımı, babamı ikna edemezken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bire karşı nasıl on binlerin sırtını yere getirebilirdim ki? Çözülüyordum. Bağlarım kopuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyordum yine sokaktan eve girdiğimde. Kavgalarım başlamıştı içimde. Savruluyordum bir bayrak gibi bir o yana bir bu yana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözülürken kapanıyordum. Sokaktayken insanlara sırtımı dönüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Homoseksüelleri aşağılan bu toplum aynı zamanda onları baş tacı ediyordu. Bu ne idi? Anlamakta zorlanıyordum. Hem o insanlarla alay ediyorduk, aşağılıyor ve bir şekilde yokediyorduk, hayat haklarını ellerinden alıyorduk, ama bir yandan onları baştacı yapıyorduk, “Sanat Güneşi”, “Diva” diyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her seçimde yeni bir anlayışı iktidara taşıyorduk. Durmadan fikirlerimiz değişiyordu, liderlerimiz değişiyordu, ama yokoluşumuz değişmiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kemiksiz bir toplummuşuz diyordum. Amipler gibi, her şekle girebiliyormuşuz diyordum, tarihsiz, bilinçsiz, hafızasızmışız diyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler bir kandırmacaydı, bir oyundu benim için artık. Gittim oyun oynadım ben de. Hep yüzbaşı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidar yalnızca meşruiyeti için seçim yapıyordu. İktidar emeğin iktidarı değildi ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözülüyordum ve arınıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey başka yerlerde kotarılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk yoktu ki zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra birden bitiverdi benim için her şey. Her şey bir gölge oyunuydu. İrade yoktu. Karar yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temsiliyet benim için küfür oldu çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sildim attım bu oyunu kafamdan. Önemsemek kaale almaktır. Ona anlam yüklemektir. Dini, siyaseti, sildim attım içimden. Yalnızca insanlar kaldı, acı çeken, kıvranan, çabalayan, tırnaklarıyla bir gün sonrasını yaratmaya çalışanlar, direnenler kaldı. İradelerini teslim etmiş olanları, kemiksizleşmiş omurgasızları, kaba göre biçim alan akışkanları önemsemiyorum. Çünkü onlar benim için nesne bile değiller. Nesnenin köşesi vardır en azından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rastlantılar evreninde zorunluluk yalnızca olasılık fonksiyonunun özel bir durumu. O kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun açıklaması yalnızca bu ve ben bu kadar ilgiliyim fikirlerle, siyasete ve toplumsallığa ilişkin ne varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek çıkışım yazmak. Belki bir gün bir şekilde bir zihne sızıverir kelimelerim arasına sıkışmış düşünce kırıntılarım. Ama çoğaltmak değil. Milyonlarca belgenin dönüp dolaştığı siber uzayda ha olmuşum ha olmamışım hiç önemli değil. “Köpeğin diliyle deniz kirlenmez” (Mevlana). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ockham’lının usturası” diye bir ilke vardır felsefede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey gereksiz yere çoğaltılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilginin anonimleştiği, kendi üst dilini oluşturduğu bir ortama girmenin bir anlamı yok. Trendler belirlenmiş. Ben bu ortamda şimdi, şu anda hiçbir şey okumadan, izlemeden, yalnızca birkaç kelime ile neyin ne olduğunu kestiriyorum kendimce ve bu bana yetiyor. Çünkü baktığım bir yer var: Emekten bakıyorum ve o baktığım yer bana herşeyi apaçık ediveriyor. Bunu öğretti ya hayat bana, bundan büyük ne servet, ne diploma, ne ödül yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bu anonimliğin içinde meze etmek veya etmemek bir tercih sorunudur ve etmemenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Sizin, –birkaç kişinin, bir avuç meraklının- okuması bile benim için yeter ve artar bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreklerini bilmediğim insanların kendi çıkarlarına benim bir kelimemi bağlamından koparıp kullanması ve onu bir silaha dönüştürmesini sindiremem içimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle olunca sistemle, düzenle en alt düzeyde kurulan bir ilişki biçimi gelişiyor. Bu ilişki biçimini benimsediğin taktirde düzene göre kazanman mümkün değil. Hırsının olması mümkün değil. Çünkü kazanmak veya başarmak dediğin şey düzen nezdinde onun kurallarına göre kendinin içselleştirilmesine izin vermek demek, en basitinden göz yummak demek. Bunu yaptığın taktirde ise zaten onun içindesin ve gerekleri yapmalısın. Pislikler pislik olmaktan çıkacaktır. Gereken olacaktır. Kendi doğruların doğru olmayacaktır. Doğrun olmayacaktır. Kurallara uymaktır tek doğrun çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginci, sistem seni beklemiyor açmış kollarını. Sana kollarını açabilmesi için senin yalakalık yapman gerekmekte. Ona sadık olacağını ispat etmelisindir. Köpekleşebilme düzeyin yüksek olmalıdır, ve lütfederse seni deneyecektir düzen, sistem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyledim ya, aslında bir başarısızlık, bir kaybedilmişlik durumu değildir benim durumum. Ben onunla en alt düzeyde tutuyorum ilişkimi. Bir yoğun bakım hastasının nefes makinesıyle olan ilişkisi gibi. Tek nefes alma hakkım yetsin diyorum ona. Hayat zaten bunu bana veriyor. Bu da yetiyor hani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7624051560083309596?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7624051560083309596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7624051560083309596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7624051560083309596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7624051560083309596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/bach-dinlerken.html' title='Bach&apos;ı Dinlerken...'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-7965500399414300617</id><published>2009-09-08T07:46:00.004+03:00</published><updated>2009-09-08T08:20:00.206+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Kelimeler İmkansızdır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SqXop2o2f6I/AAAAAAAAAaI/G7qORTqiuzU/s1600-h/478325318_6ca6544ff1_o.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SqXop2o2f6I/AAAAAAAAAaI/G7qORTqiuzU/s200/478325318_6ca6544ff1_o.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378961135703064482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Onların o görülen rahatı nedendi ve ben neden sürekli kuşkuların çatışmaların içindeydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sır var mıydı ve varsa neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra her ne olursa olsun, sonuçta balık kendi suyunda rahat ediyordu. Bir yaşam biçimi olarak benimsenirsen herşey huzura erdilebilirdi insanı... Ama sonradan, üzerinden onca yaşanmışlık geçtikten sonra, delirmelerden çıldırmalara, dalmalardan boğulmalara. Yaşananların sürdüğü çorak ruhların üstünde bir yaşam biçimi, ne denli arzu edilirse edilsin, istenirse istensin, yeniden üretilemiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda onlar adına onlardan daha uçta bulmuştum kendimi ve hem daha fanatikçe tartışırken içimde, o fanatikliğe o kadar daha fazla tepki birikmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün o okumalardan tartışmalardan sonra kendi açıklamamı buldum... Kendi "içsel fırsatçılıkları"na şahit olduğumu anladım. Eleştirmeye başladım yaptıklarını ve söylediklerini. Eleştirmek, ancak ve yalnızca o alanın içinde o bataklığa gömülmekle mümkündü. Bir kuyuya düşmeden, çamura batmadan söyleyecek sözün olamadığı anlayışına ulaştım kerte kerte kendi içimde. İçinde olmayanın eleştirmesi sırıtıyordu kelimelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler imkânsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat adına muhaliflik, ister ideolojik olsun ister olmasın, ister sınırdalık olsun veya olmasın, eğer ruhsal olarak veya ruh olarak bir cendereden geçmiyorsa, söylediklerim hep hep havada kalıyordu. Onun ayırdına vardım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sonra katı disiplinlerin, büyük projelerin, dinlerin, ideolojilerin kapsayıcı, kuşatıcı, tek tipleştirici, bağlayıcı olarak neden büyüdüklerini ve bir kanser gibi nasıl sardıklarını kendimce anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm basitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durmadan o aynı açıklamaları yapıyorduk ama yalnızca açıklamalarmış yaptıklarımız. Yaşamadıkça yapılan açıklamalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamalar imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wittgenstein Altın Dal'ın yazarı Frazer'e kuşku ile yaklaşır. Ona göre doğa bilimlerinin yönteminin açıklayıcı olması, sosyal bilimlerin yönteminin de betimleyici olması gerektiğidir. Frazer bir antropolog olarak betimleme yerine açıklamalar getirmektedir. Frazer yazılarında ritüelleri ve insan düşüncesinin gelişimini açıklama çabası içindedir. "Her açıklama bununla beraber hipotezdir" der Wittgenstein ve bununla yaşamın hipotez olmadığını onun için açıklanamayacağını ancak betimlenebileceğini ima eder. Aşk yüzünden acı çeken birine açıklayıcı hipotezin çok yardımı olmaz, der.(*)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İradelerimizi teslim ediyoruz dedim kendime...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama irademin teslim edilmesi sürecine giden "ben"in içsel yıkıntısı hiçbir şeye benzemiyor. Bir elektroşok bir lobotomi idi o sadece.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani o iradenin devrinden sonra bir kişisel parçalanma ile kişi ne kendi içine dönmek istiyor ne bunu tartışmak ve sorgulamak istiyor. İstediği o iradesizliğinin verdiği ile yetinerek nefes almayı sürdürmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teslim olmanın dinamiği bu imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu teslimiyetten kurtulmanın tek yolu tek yolu göç etmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra farkına vardığım gerçeklik... Kaldığın yerde cendereden kurtulmak mümkün değil. O terkedişten sonra şimdi dönüp baktığımda hep terketmelerimin bu teslimiyete karşı olan özgürlük tutkum  olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte olan bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında belki dışa dönük olmadan içsel parçalanmalar daha derindir.  Hangi olay veya hangi yaşam tarzı insanı o tür bir teslimiyete yönlendirir, sormuyorum bu soruyu. Çünkü cevabını yine biliyorum kendi göçüşüme bakarak. En buyuğu belki yenilgi duygusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresizlik mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri çekilmenin dayanılmaz ağırlığı ya da belki ait olma isteği bütünün parçası olma gerçeğinden kaçıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aidiyet diyorlardı ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yere ait olmama, kendini bir yerde görmeme duygusuna boşlukta sallanma zeminsizlik, kaypaklık diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçgüdüsel birşey bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aidiyet insanı rahatlatır. Ait olma seni beni rahatlatır. Hep içimizin bir yerlerinde bu ait olma içgüdüsü savaşır durur. Bağlamak ister özgür olma tutkusunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ait olmakla birlikte ötekileştirme de başlar. Kişiliğimiz kırılıverir ve ayırıveririz bizden, bizim gibi olmayanları. Kanserleşen bir ruhtur ait olanın ruhu. Şizofrenleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ait olmamak için hayatı bölmek gerekir, hayatını yıllara, evrelere, safhalara, insanlara, geçmişlere. Hayatı bölünmezse, başedilemez olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama dönüp baktığımda,  bazen çok sinirlendiğimde içimden geçenleri yalnızca ben biliyorum ve sonra “boşver” diyorum. “Yanlış bir hayat doğru yaşanmaz(**),” diyerek geçiştiriyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilardo topu deliğe girecektir uygun bir vuruşla yani girmemesi diye bir şey söz konusu değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde bilardo topu veya ıstaka veya zemin veya seyirci ne olacağına gerçekten karar ver ve o ol. Ama bu kolay ve çabuk verilen bir karar değil hep süren sürdürülen bir akıştan başka bir şey değil. Sonra ben ıstaka olmak istemiyorum top olayım, üzerinde topların yuvarlandığı yeşil çuha olayım... Bu işte parçalanmanın zihinsel yansıması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün kalkıp uyanmışlar ki aydınlanıvermişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlanmak imkansızdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde kesinleşmiş bir hayatı yaşamaya gerek yok kesinleşmiş hayatları olanlar benim gözümde mahkûm gibiler. Baktığımda yakınlarıma, çevremdekilere, hemen çoğunda gördüğüm aynı şeyler. kendi raylarında gidip geliyorlar ve yalnızca ray nereye götürürse veya nereden getirirse ve nerde durursa orada iniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense bir serseri mayınım. Kime çarparsam nasıl hasar ortaya çıkaracak belli değil. "Yolları Çatallanan Bahçe(***)"dir dünya ve hangi çatal hangi yola dokunacak belli olmaz diyen bir mayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Felsefe Tartışmaları - Wittgenstein'in Frazer Eleştirileri -Aydan Turanlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(**) Adorno - Minima Moralia&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(***) Borges&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-7965500399414300617?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/7965500399414300617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=7965500399414300617' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7965500399414300617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/7965500399414300617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/kelimeler-imkanszdr.html' title='Kelimeler İmkansızdır'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SqXop2o2f6I/AAAAAAAAAaI/G7qORTqiuzU/s72-c/478325318_6ca6544ff1_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-64001659590834260</id><published>2009-09-07T00:10:00.002+03:00</published><updated>2009-09-08T08:18:28.583+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Susmaya Durmak - Şiirler'/><title type='text'>Dallar</title><content type='html'>dallar&lt;br /&gt;kış güneşine aldanmış&lt;br /&gt;tomurcukların&lt;br /&gt;çığlıklarına &lt;br /&gt;yağmurları çağırsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avuçlarındaki ay&lt;br /&gt;ışık sarınmış bulutlara&lt;br /&gt;serçenin yaprağa&lt;br /&gt;hasretini fısıldasa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;esiri olsa&lt;br /&gt;vaha serabında çölün&lt;br /&gt;ayna tutsa geceye aydan&lt;br /&gt;sönen mum alevi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-64001659590834260?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/64001659590834260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=64001659590834260' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/64001659590834260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/64001659590834260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/dallar.html' title='Dallar'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-3360340468174516466</id><published>2009-09-06T21:11:00.004+03:00</published><updated>2009-09-06T21:27:11.777+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>Bir Şehirden Kaçış Konuşmaları</title><content type='html'>İnsanlar -genelde- dinlenmek eğlenmek için mutlaka uzaklaşmayı anlıyorlar. Ama bana göre veya benim yaptığım bunun dışında. Dinlenmek eğlenmek bir kategorizasyon değil. Biraz önce biraz birşeyler dinledim. Bu arada ayaklarımı sandalyeye uzatıp bir mum, bir tütsü yaktım. On beş dakika penceredeki mum alevine odaklandım. Kendime geldiğimde dinçleşmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu bir yerlere gitmek, içki içmek, oynamak, maç seyretmek güzel de bu belirleyici bir tarz değil... Yani çalışırken kendine dönebilmek, kendinle var oluşunun farkına varabilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri diyor ki, “benim için bu şehirden uzaklaşmak dinlenmek. Yoruyor beni şehir. Sevmiyorum.” O zaman diyorum ki, onlara; "uzaklaşamadığım sürece dinlenmeden mi yaşamak zorundayım?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma şöyle devam ediyor içimden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Değil tabii.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beni de ama... Önyargılıyız...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benimkisi şartlandırma kendini.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaşadığın şehirden başka yerde değişecek olan ne... –belki gideceğin yerde deniz var veya su kıyısında olacaksın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şehirde herşey gri hava, binalar, insan yüzleri herşey bu beni çok sıkıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yağmurun serinliğini damlaların sesini farklı kılan ne? bizim için hayatın her alanı gri aslında... Çünkü içinde yaşadığımız koşullar, insanlar şöyle dışarıdan baktığınızda size nerede yaşam sevgisi veriyor ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim için değil. Ben renkleri severim ve ışığı. O yüzden kaçmak istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Herkes sever... Renkleri ve ışığı... Ama ne kadar kaçacaksınız ve neden kaçacaksınız, sorun bu. Ben o nedenle coşkuyla kapıp koyveremiyorum kendimi. Artık biliyorum ki tekrar döneceğim buraya ve oraya alışmaktan daha zoru aynı yere tekrar dönmek zorunda olduğunu bilmek.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden zorunda olasın ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne yapabilirim. Mesela gittim kasabalara veya deniz kıyısındaki şehirlere. Ne yaparım da yaşarım orada? Buradaki yaptıklarımdan farklı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben ışıkla uyanmak istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hep aklıma Kavafis'in şiiri gelir. Çünkü burada yaptıklarımı orada da yapacaksam sorun değişmeyecek demektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Penceremi açınca denizi görmek istiyorum günün ilk çayını kıyıda içmek istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben yaz kış pencereyi kapatmam. Yatarken pencereler açıktır. Dışarıdaki karga da olsa onun sesiyle uyanırım sabah. Balkona çıkıp güneşin doğunu çayla karşılayabilirim aynını o gittiğim yerde de yapacağım çok açık...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya ne kadar muhalifsin izin ver de hayal kurayım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama dışarı çıktığım andan itibaren cehennem başlayacaktır Başkaları cehennemdir, demiş Sartre".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gidip kuru kahveciden taze çekilmiş kahve alacağım. Sonra nane likörü ve bardakları alacağım. Her akşam bir kahve içeceğim balkonda... Likörle bir de konyak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama baktığın yer beton olacak işte ben bunu istemiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Küçük şeyler bomboş bir arazi olacak. Yeni sürülmüş bir bahçe olacak tam bir sürgün. Küçük şeyler asıl mutluluk anları onların içinde saklı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama bu senin tercihin, senin sürgünün öyle değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir. Alkadraz Kuşçusu da elli yıl içeride kalmıştı ama kuşlarıyla hücresini yeniden bir dünya olarak kurmuştu. sorun neyin sonucunda nerede olduğum veya olduğumuz değil sorun o noktadan sonra ne yapacağımız veya ne yaptığımız bana göre.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben şunu yapacağım. Bir sahil kasabasına gidip bir taş ev bulacağım. Sonra bir kitapçı açacağım. Denize bakacağım. Kedilerimi büyüteceğim. Sence bu hayat kötü mü?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu hayat geç olan bir hayat bence. Bunu içinden ilk geçirdiğinde yapmalıydın, mesela yirmibeş yaşında veya otuz yıl önce.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok acımasızsın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İlk kez herşey kesip gitmek geçtiğinde içinden, acımasızlık değil... Ama otuz yıl sonra o ilk içinden geçen ana dönmek, o anın aslında senin gerçek hayat çizgin olduğunun farkına varmak ve herşeyin artık o ilk günkü, içinden geçen coşkudan, heyecandan uzak olarak, yeni bir kararmış gibi, eskimeden içinde duran yıllara sonradan teslim olmak. Derin bir hüzün... O ilk çıkışa gelmek ve o o yıllar içinde neleri yitirdiğini düşünmek ve kahrolmak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu daha da acımasız şimdi gerçekten kötü hissettim kendimi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendimizi dev aynasında buyuttuk yalnızca. Kendi gucumuzü abarttık olmayan merkezi yaptık herşeyin. Bu benim gerçeğim birçok gerçeklerden bir gerçek de bu. Hakikat yok hakikatlar var... Nesne yok, ilişkiler var. İlişkiler, nesneler arasında özne ne istiyorsa nasıl istiyorsa öyle kuruluyor. o nedenle bir yürüdüğümüz yoldan çok sürüp geçtiğimiz bir zaman uzamında bizler varız, bugünle yarın ve dün karışmış, bugün ne, yarın nerede, dün nasıl, iç içe geçmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulanıklaşmış bir bilinç... Melankoli bu işte ve kara bir melankoli sarkacın en uçtaki negatif yükü. Aslında hep orada asılı diğer en uçtaki yer teslim olduğumuz yer. Kendimizi mutlu hissettiğimizi sandığımız yer, aslında teslim olduğumuz yer. Bunları söylüyorum. Çünkü içimizdeki karmaşanın yansıması sözcükler... Basit... Yaşamamız gereken şey... Yazılamayan yazılamayan, değmeyen ama tadı olan şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Vincent aslında bir köy papazı kardeşi Teo ise Paris'te bir resim galerinde müdür veya sorumlu. Vincent bir maden kasabasına papaz olarak yollanır. Orada kiliseyi temsil edecektir. Başlangıçta temiz giysiler pazar ayinleri yakalıklar düzgün yemekler ama vincentin iktidarı ve kiliseyi ve tanrısal buyruğun bu denli çarpık kullanılmasına sessiz kalacağını düşünmek zordur maden kasabasında maden kazaları oluyordur ve her gün her hafta birileri -erkekler küçük çocuklar ölüyordur buna dayanamaz vincent. Bütün elindeki ne varsa kilise adına seferber eder. Bir gün kilise konseyi teftişe gelirler köyü ve papaz yerine karşılarında üstü başı kömür tozuna bulanmış çocukları göçükten çıkarmaya çalışan kiliseyi herkese açmış bir adamla karşılaşırlar. yatacağı yer yoktur, yiyeceği yoktur giyeceği yoktur. Ve onu kilise görevinden atarlar işte bu koşullarda Teo’ya yazdığı bir mektubunda kısaca; “…artık yiyecek hiçbir şeyim kalmadı. Yine göçük ve... Kişiyi çıkardık madenden. Hergün bugün kimleri çıkaracağız diye düşünmekten başka şey gelmiyor elimden. Sabahleyin kuru bayat ekmek ve hava almış şarapla karnımı doyurdum. Her yan nemli ve üşüyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte beni vuran burasıydı... Sabahleyin kuru ekmek ve o acı havası kaçmış şarapla karnını doyurması. Basitlik budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben de bir yılbaşı sabahında; evde kimseler yokken, -herkes tatile gitmişti ve benim gidecek ne bir yerim ne de yol param vardı- tek başıma bir votkayla –bir hafta önce evdeki çocukların içmeyip bıraktıkları- ve Sezen Aksu’nun “Sen Ağlama" kasedini sabaha kadar dinlemiş olarak geçirdiğim yılbaşının sabahında, kuru ekmekle o votkanın son bardağını içmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evin yanındaki okulun sessiz bahçesine, kararmış kiremitlerine bakarak, akşamdan kalan votka ve kuru ekmekle karnımı doyurmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anlıyordum Vincent'i... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O an ağzımda çiğnediğim lokma ve yutkunduğum votka ile o soğukta o yalnızlık içinde hayatın ne kadar genişleyebileceğini görüyordum. Su birikintilerinde seken serçeden de dışarıda ayakkabısı su alan çocuktan da haberliydim. Hepsi bir şekilde akıyordu içime.... Ayırtetmeden... Tasnif etmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Basitlik buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sorun hep hayata ereksellik açısından yaklaşılmasıydı. Hayatın ereği amacı yok. O yalnıca yaşanır ve olur ve biter erkesellik girince dinler ideolojiler sistemler girer. Matrix gibi olanla oldurulan arasına perde çekilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte böyle düşününce herşeye ne kolay gereksiz anlamlar yüklüyoruz biz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yükleyerek kendimizi değerli kılacağımızı sanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elbette herşey bizim şişik egomuz için bir ayna çünkü onlara ne kadar çok anlam yüklersek onlar da bizi o kadar şişirecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu işte gerçeğin çıplak yüzünü ortaya koyuyor... Bir yönüyle de olsa korkmak duygusu... Korkudan arınmak korkmamak için... Korkuyu yenmek için onu katmanlarla örtüyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şehirden kaçmak bu, intihar bu korkunun bir türevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçmayı bırak bakmışsın ki o şhirde hiç yokken var oluvermişsin. Öylesine...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-3360340468174516466?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/3360340468174516466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=3360340468174516466' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3360340468174516466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/3360340468174516466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/b-ir-sehirden-kacs-konusmalar.html' title='Bir Şehirden Kaçış Konuşmaları'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1863903444191156924</id><published>2009-09-04T08:41:00.001+03:00</published><updated>2009-09-04T08:42:45.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>senin dünündü</title><content type='html'>senin dünündü şimdi yazdığım yazı. dün yaşamıştın şimdi söyleyeceğim sözleri. dün görmüştün şimdi elimle işaret edeceğim ufukları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi yazacaklarım senin dünündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen dün ıslanmıştın ben bugün dile getiriyordum yağmurları, dün gökkuşağının altından geçmeye çalışmıştın, ben bugün ancak şahidin olabiliyordum. dün bir çocuğun ağlamasına kalkmıştı yüreğin, ben bugün dinliyordum sakinleşmeni. dün bir ölüm haberine iki damla akıtmıştın içine, yüreğinin potasına, ben bugün cızırdıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünündü senin şimdi söyleyeceklerim. yolun başını anlattığımda sen bitimindeydin, son dalga dediğimde sen kıyılardan geri çekilmelerdeydin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne anlatsam dünündeydi herşey. yaşamıştın, yaşıyordun. güneş doğuyor desem öğlesindeydin sonun. şehirler kurulurken yeni yeni, sen onun karmaşasını ekiyordun. şehirlerin sokaklarının hasatına çıktığımda, sen fırtınaları üflüyordun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünündeydi anlatacağım herşey ve anlattığım herşey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerinde yıldızlar dolaşıyor diyordum, sabahları karşılıyordun habersizce. onca ışık yılı yolu katedip gelen ışığı tutmuş gözbebeğin, evrenin tarihine bakıyordu. senin dünündeydi geceler ben akşamları demlerken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl bir dündü yaşadığın, nasıl bir dünden damıtıyordun kendini. bir muamma çözsem bugün, dün o yeniden düğümlemiş oluyordu yeni bir muammayı. dün yaşadıkların bugün beni dağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pamuk ve pirinç tarlalarında kara derili kölelerin şarkılarını ilk sen duymuştun. ben bugün ona isimler buluyordum henüz. köle gemilerindeki isyan sendin. ölümü yudumlamak sendin. ölümü yutkunmak sendin. seni yazıyordum bulutlara, bakmışım dün izlerin düşmüş yerlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne anlatsam bugün, dün senden geçmişti o yıllar. yüzyılların göç yollarına kervansaraylar olmuştun dün, ben henüz bir otel odasının kirli penceresinde cam değildim. gelip geçenleri anlatsam, sen gülümsüyordun. benim dünümdü o camlar diyordun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ıslandım bugün. kurudum ardından ve tekrar ıslandım. şarkılar dinliyorum. sen sözlerini dün fısıldamıştın kulaklarıma usulca, ben yeni duyuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin dünündü şimdi yazdıklarım. ne kadar uğraşsam uzak senin bugünün bana. sen hep dünün defterini benden önce kapatıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kabullendim. ne yazarsam senin dünün olacak, razıyım. kabullendim. ne dersem senin dününden sözcükler olacak, razıyım. kabullendim. bugünümü senin dününde yaşamayı kabullendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi yazdım ya bunu. senin dünündü bu yazı. sen bu yazıyı dün yaşadın ben şimdi yazdım. sonunu oku bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-1863903444191156924?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/1863903444191156924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=1863903444191156924' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1863903444191156924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/1863903444191156924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/senin-dunundu.html' title='senin dünündü'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-8337276212619102357</id><published>2009-09-02T01:44:00.002+03:00</published><updated>2009-09-02T01:52:43.843+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>paslı sac</title><content type='html'>paslı sac özlüyordu yağmuru. pul pul kalkmıştı güneşten derisi. kaşınıyordu için için. ateşi, kaynağın o yakıcı sıcaklığını özlemişti. parçalanmayı ve dilim dilim dilimlenmeyi özlemişti giyotin makaslarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;paslı sac levhanın biri özlüyordu, puntolanmayı ve delinmeyi, deliklerinden akıtmayı damlaları. ah bir yağmur yağsa ve üzerindeki o pul pul derilerinden kurtulsa, o tozlar çamurlaşsa ve o çamur kokusunu, demir pası kokusunu duysaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atomları ile oynanmayı özlemişti. yıkanıp arınıp bir kat daha oksitlenmiş parçasını savurmayı özlemişti. boz renklerinin kaynakla yaralanmasını ve kaynakla dikişlenmesini bekler olmuştu. sonra gireceği bir kumlama odasından tertemiz çıkacaktı. kumlar çarptıkça yüzeyine, her bir dirençsiz parçası sökülüp gidecekti. çarptıkça kumlar, arınacaktı, paslarından soyunacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmuru özlemişti paslı sac. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaç zamandır en üsteydi. kaç zamandır altındaki kuru yapraklar çürümüştü, kaç zamandır eski dostunun üstünde gerinerek yatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şekillenmeyi özlemişti paslı sac. dövülmeyi, daha da yassıtılmayı, dilim dilim dilimlenmeyi ve yeniden başka saçlarla birleşmeyi. yeniden bir şey "olma"yı özlemişti. bir elektrik direği, bir kule, bir benzin tankeri, bir çimento mikseri olmayı özlemişti paslı sac. ah yağsa şu yağmur bir, ah bir yağsa şu yağmur da yazın bittiği, kışın kapıyı çaldığı duyulsa. insanlar ısınmak isteseler, insanlar beton isteseler, ev isteseler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;paslı sac yıkanmak istiyordu, bata çıka yıkanmak. üstübeçlerin ıslanmış kokularına kendi tozlarını yoldaş etmeyi istiyordu. kıvrılıp yatmış köpeğin patisininin ıslaklığını duymak istiyordu, yüreğinin atışını duymak istiyordu tir tir titrerken köpeğin. dilinin dokunuşunu duymak istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dokunmadan geçip gitti güneş ışınları ve gebe bulutlar ağlayamadan geçip gittiler atölyelerin üstünden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asfaltlar özlüyordu suyu, topraklar, kuru direkler, çürümek isteyen yaprak, ıslanmak isteyen savrulmuş gazete parçası, bir köşesinde maç sonuçları unutmak istiyordu hoyratça ıslıkları, bir köşesinde üstü çıplak bir kızın resmi, kapanıyordu ayakların altına. yağmur yağmadı. güneş ışınları batarken, kaçarken kızıl ufuklardan, sığınmaya giderlerken o uzak diyarlara, dokunmadılar yağmur yüklü bulutlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne oluyordu. bir damla su. neden kaçıyordu onlardan? köşelerden neleri korkutuyordu akşamlar, sabahların öfkesi neydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlüyordu suyu paslı sac. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun "yokoluş"unun çözücüsüydü su. o suyu arzu ediyordu. derilerini kaldırmak ve kanatmak istiyordu. pul pul dökülmek istiyordu, dilim dilim dilimlenmek istiyordu, plazmalarla kesilmek ve dağlanmak istiyordu. parçalanmak ve yeniden olmak istiyordu, başka bir şey olmak istiyordu, başka yerlerde, başka ayakların altında olmak istiyordu. kahverengiden griye dönmek istiyordu. kalından incelmek, genişten daralmak. geri çekilmek istiyordu. küçülmek ve büzülmek, azalmak ve yoğunlaşmak istiyordu, kıvrılmak ve yuvarlanmak istiyordu. oyunlar olmak, raylar, merdivenler, kapılar olmak istiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah bir ıslanabilse ve ah bir arınabilse...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3304380797507969009-8337276212619102357?l=zhtkyl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zhtkyl.blogspot.com/feeds/8337276212619102357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3304380797507969009&amp;postID=8337276212619102357' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8337276212619102357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3304380797507969009/posts/default/8337276212619102357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zhtkyl.blogspot.com/2009/09/pasl-sac.html' title='paslı sac'/><author><name>zühtü kayalı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13735478910772988767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xeek86CUTfg/SnKHy_1PanI/AAAAAAAAAZo/JhuKMk1qeiI/S220/Photo-0014.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3304380797507969009.post-1541445090119299274</id><published>2009-08-30T23:29:00.002+03:00</published><updated>2009-08-30T23:34:05.137+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boşluğa Yol Açmak - Anlatı'/><title type='text'>sonbaharın ilk yağmuru</title><content type='html'>sonbaharın ilk yağmuru başladı. camlardan süzülüyor kirlerimizin izleri. yapraklar ıslanıyor. asfaltta bir ferahlama duygusu. duvarlar ıslanıyor, bir yıkım duygusunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben düşünmüştüm çıkarken evden. yağmur yağacak demiştim. şapkamı almıştım. yün kasketimi. siperliği çıtçıtlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben görmüştüm yağmurun yağacağını. ama o kendini iyice hissettirmişti. bulutlar karaydı. uçları güneşle tutuşmuş. rüzgarlar esmiyordu. taşıyamıyordu ağır bulutları dağlara doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çırılçıplak dağlar. yağmurun yıkımı altında maviliklerini kaybetmişler. çırılçıplak uzak dağlar. siluetleri çökmüş birer köprü altı çocuğu gibi iki büklüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur yağıyor. seviniyorum.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor, çürüyorum.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor ıslanacağım.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor, içime çekeceğim damlaları.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor. üşüyeceğim.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor kendimden geçeceğim. denizlere kavuşacağım. yeraltı sularına sızacağım.&lt;br /&gt;yağmur yağıyor. yüzmeyi öğreniyorum sağanaklarda.&lt;br /&gt;sağanaklardan yağıyorum. sağanaklara ağıyorum. kendimi taşıtıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ışıklara kefen oluyor damlalar. maviye, kırmızıya, sarı ve yeşile. siyahlar bağlanıyor beyazlara. beyazlar aşık oluyor karalara. damlalar saldırıyor renklere, ezip bozuyor, çekip büzüyor. damlalar saldırıyor. hep dökülmeyeceklerdi içten içe. hep silinmeyeceklerdi gizlice. hep saklanmayacaklardı yüreklerde. damlalar saldırıyorlar renklere, damlalar talan ediyorlar tozları, damlalar yıkımında bunaltan sıcakların yaktığı ovaların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;damlalar. damlalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonbaharın ilk yağmurundayım. tek başınayım ve neyi düşüneceğimi ve neden düşüneceğimi hiç bilmeden pencere kenarında duruyorum. gözlerim akan damlalara takılı. bakıyorum. tek başınayım. ölgün floresan ışığı altında kendi iç seslerimdeyim. pencereyi hafifçe araladım. o toprak kokusunu konuk ettim odama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah hep beraber çekseydik içimize o kokuları.&lt;br /&gt;ah hep beraber o damlaların talanlarına gülerek baksaydık. o talanların içlerinde olsaydık. çıksaydık dışarıya. ıslansaydık en ücra köşemize dek. koşsaydık ağaçların altında. saklansaydık damlalardan ve her bir damla bulup bizi vuruverseydi can evimizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben burada camın kıyıcığında damlalara dalmışım, sokaklarda derecikler halinde akan sulara karışmışım. bata çıka yürüyen bir çocuğun botuna dolmuşum, bir kedinin patisini ıslatmışım, bir köpeğin dilindeymişim. dereciklere karışmışım cam kıyıcığında, akışındaymışım hayatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek başınayım burada. pencere kenarında. pencere açık ve bir sıcak kahvenin buğusunda titriyor burun deliklerim. içime çekerken o kokuyu karışıyorum boşluklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek başınayım bu sonbaharın ilk yağmurunda. çürüyen yapraklar gibi çürümesindeyim günlerin. tek başına bir odadan bakıyorum dünyaya. tüm evren ayaklarımın altında. tüm anlamlar, anlamsızlıklar ayaklarımın altında. şöyle elimi bir sallıyorum yağmura. yer değiştiriveriyor. dönüveriyorlar bana. damlalara açıyorum kollarımı geçip gidiyorlar içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ateşlerimde buharlaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek başınayım gören kimseler yok damlaların yokoluşunu. damlaların buharlaşması
