10 Aralık 2025 Çarşamba

Mazeret Duvarı

Arkasına sinilen mazeretler, duvarlaştıkça yıkılması imkânsız surlardır: “Beni” ayırır, “öteki” diye. Hakikatten kaçışın yollarından biri mazeretlerdir. Kendimizi güvende hissetmenin yegâne sığınağı, ürettiğimiz mazeretlerin arkasına saklanmaktır. 


Mazeret, insana huzur verir; sorumluluğu öteler, yüzleşmeyi erteler. Her ertelenen yüzleşme, biraz daha kalınlaştırır mazeret duvarını. Her açıklama, her “ama” veya “çünkü”, bir tuğla gibi yerleşir duvara. Bir zamanlar bizi koruduğuna inandığımız o duvar, artık bizi dünyadan yalıtan bir zindana dönüşmüştür.

Mazeret zamanla düşünce biçimine, düşünce biçimi inanca dönüşür. İnsan bir süre sonra kendi ürettiği mazeretlere inanmaya başlar; onlara göre düşünür, onlardan yola çıkarak konuşur, onları yaşamaya başlar. Artık mazeret kimliğe ilişir.   “Ben böyleyim” bir mazerettir.  Kendi sınırlarımızı gerekçelendiren, eylemsizliğimizi meşrulaştıran her cümle, hakikatimizin üzerini örter.

Yıkılmazdır mazeret surları. Çünkü duvarın harcında, utancın korkusu vardır.  Utanç korkusu, insanın  mazeret sığınağını inşa eder. Oysa o duvarın ötesinde bir hakikat vardır: Kendimiz — çıplak, sarsıcı, ama özgürleşmek isteyen belki -. 

Mazeret, beni hem kendimden hem başkalarından ayırır; içimde “ben”i korurken dışarıda “öteki”yi yaratır. Böylece ayrılık başlar. Oysa hakikatle yüzleşmek, o surda bir gedik açmak gibidir: acı verir ama ışığı geçirir.

Gerçek cesaret, mazeretsiz kalabilmektir — ne kendini ne başkasını açıklama zorunluluğu duymadan var olabilmek. 

Mazeret yoksa, sadece çıplak bir “ben” vardır, özlenen.  Hakikatin sesi duyulur. 

Mazeretler içimizde yankılanmaz. O kurtarıcımızdır. Kişi mazeretleriye  yalnız değildir; kendi açıklamalarına inanır. Her “ama” yankılanır,  her “çünkü” bir yankının yankısı olur. Zamanla yankılar çoğalır, insan kendi sesini duyamaz hale gelir. Mazeret, hem inancı hem yalanı yönetir: konuşur gibi yapar yalana yaklaşır. Bu yüzden mazeret, hakikate dair sansürümüzdür.

Bir mazereti terk etmek, bir kimliğini temizlemektir. Kendini  mazeretlerle donatmıştır: .“Ben çalışamam çünkü…”, “Ben sevemem çünkü…”, “Ben değişemem çünkü…” — bu cümlelerin sonundaki üç nokta, mazerete bağlandığımız zincirdir. Her terk edilen mazeret, o zincirden kopan bir halkadır. Her kopuş, acı verir. İnsan, o acıyı özgürlük sanmakta zorlanır.

Hakikatin dili, gerekçesizdir. Açıklama istemez. Bir insan mazeretsiz kaldığında, kelimeler değil varlık konuşur. Mazeretsiz insan, çıplak, şeffaf ve geçirgendir, ışığa açıktır. O açıklık, nihayet insanı kendi hakikatine  döndürür.

Üç Aynada Tek Yüz

“Kafesten bir kuş arayan bir kuş var.” — Franz Kafka

“Korku, özgürlüğün baş dönmesidir.”  — Søren Kierkegaard
 
“Bir savaşçının yolu, hiçbir mazerete yer bırakmaz. Sadece eylem vardır, ya da yoktur.” — Carlos Castaneda

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...