Kişisel Önemlilikle Yüzleşme Üzerine
Yazmak, bir başkasına seslenmek değildir. Yazı, kendine dönmek, kendi içinden geçerek kendine ulaşmak içindir. Benim için yazmak, kelimeleri bir yere ulaştırma çabasından çok, düşüncelerin akmasına izin verme eylemidir. Elimle yazdığımda düşüncelerim ağırlaşır, olgunlaşır, şekil bulur. Klavyenin yüzeyinde ise her şey buharlaşır; parmakların hızı, zihnin hızını geçer, düşünceyle kelime arasındaki bağ kopar. Bu yüzden kalem, benim için bir araç değil, bir dosttur — bir aynadır.
Yazdıklarım başkaları için değil; yazı, bana aittir, benim içimden doğar ve bana döner.
Sessiz Öğreti
Zaman zaman “Nagual” ile karşılaştığımı söylerim. Bu, dışarıdan bakan için mistik bir iddia gibi görünebilir; oysa benim için, dikkatin eşiğinde beliren farkındalık anlarının adı nagual.
Toltec öğretisinin “Savaşçının Yolu”nda Nagual, görünenin ötesindeki bilinci temsil eder. Onunla karşılaşmak, kendi gölgemle yüzleşmek gibidir. Her karşılaşma bir işarettir, her işaretin üzerinde uzun uzun düşünürüm, yani yazarım.
Castaneda’nın öğretilerinde olduğu gibi, önemli olan “görmek” değil, “görüşü tutmaktır.” Bu tutuş, bir disiplindir — her gün yeniden uyanmayı, yeniden bakmayı gerektirir.
Edebiyat, Müzik ve Felsefe Arasında
Benim için felsefe, yalnızca bir düşünce biçimi değil, bir yaşam biçimidir.
Bach’ın matematiksel sadeliğinde, Glenn Gould’un parmaklarının altında dökülen düzenli kaosta bulurum kendimi. Julia Doyle’un aryalarında insan sesinin titrek bir hakikati vardır.
Borges, Uyar, Sait Faik… Her biri kendi labirentinde dolaşırken bana yol gösterir. Borges’i bir edebiyatçı değil, bir filozof gibi okurum — çünkü onun metinlerinde kurgudan çok düşünce vardır.
Sonra Stoa gelir. “Bir İmparator Gibi Düşünmek”i dinlerken fark ettim: Tolteklerle Stoacılar arasında gizli bir kardeşlik var. Her iki öğreti de tutkuların zincirlerinden kurtulmayı, varlığın bütünlüğüne teslim olmayı öğretir. Spinoza’nın geometrik düşüncesinde aynı soğukkanlı bilgelik sezilir.
Belki de bu yüzden şirketimin adını STOA koydum — sadece bir isim değil, bir hatırlatmadır: aklı koru, tutkunu tanı, benliğini aş.
Kişisel Önemlilik: En Sinsi Düşman
Kişisel önemlilik…
Bu tamlamayı ilk duyduğumda, bir küçümseme gibi gelmişti kulağa. Zamanla anladım: Kişisel önemlilik en sinsi düşmanım. Kendini önemli hissetme, bilgili görünme, beğenilme arzusu — bunlar hep aynı kökten besleniyor: benlik şişmesi. Her gün bu tuzağa düşmemek için dikkat kesilmek gerekir. Kimi zaman bunu fark etmek bile yeter.
Bazı şeyleri hayatımdan çıkardım: ilgi duyduğum ama artık bana hizmet etmeyen şeyleri. Pink Floyd’u bile. Çünkü kişisel önemlilik, bazen bir plak kapağının, bazen bir entelektüel alışkanlığın arkasına gizlenir. Kendini önemli göstermemek, egoya karşı savaşın ilk zaferidir.
Eşyalar, Kurallar ve Gereksiz İhtiyatlar
Bir dönem, her tür kalemi, her uç kalınlığını, her defteri taşıdım yanımda.
Keçe uçlu kalemler, highlighter’lar, renkli notlar, çizelgeler… Sanıyordum ki düzen beni tamamlar. Fark ettiğim, bunların çoğu başkaları okuyacakmışım gibi yazmanın sonucuydu. Kendime koyduğum küçük kurallar, “daha iyi” olma çabaları, aslında egonun kılık değiştirmiş biçimleriydi.
Peterson’un filminden etkilenip aldığım çanta, hiç kullanmadığım defterler… Hepsi sırtımda taşıdığım görünmez yüklerdi. Bir gün hepsini bıraktım. Artık bir tükenmez kalemim var ve silgim yok. Yanlış olanın üzerini çiziyorum. Bana yetiyor.
Gündelik Yaşamda Farkındalık
Yazmak, felsefe yapmak ya da mistik deneyimler yaşamak, yaşamın dışında şeyler değildir. Dişimdeki şişliği fark etmek, bulaşık makinesini çalıştırmak, kahvaltı etmek de aynı.
Yapay zekâ üzerine çalışırken, çamaşır asarken, farkındalık aynı biçimde işler. Hayatın sıradanlığı, varlığın saf hâlidir.
Araçlar Değişir, Yazı Kalır
Defterimi İzmir’de unuttuğumda, yazmayı bırakmadım. Onyx'de yazdım. Yazı ortamı değişti ama yazının özü değişmedi. Çünkü yazmak benim için bir kayıt alma değil, bir hatırlama pratiği. Ne yazarsam yazayım, aslında hep aynı şeyi yazıyorum: Kendime dönüşümün arayışını.
Sonuç: Yazının Tanıklığı
Bu metin, bir yazarın değil, arayışta olanın izlerini taşır. Yazmak, benim için ne bir meslek ne de bir hedef. Bir ayna — kendimi her gün biraz daha silmek, biraz daha sadeleşmek için kullandığım. Belki bütün çabanın amacı budur: Kendini önemli kılmadan, sessizce var olmayı öğrenmek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder