13 Kasım 2017 Pazartesi

Son topraklar

Geceleri, kaldırımlardan kazımaya çıkmışlardı  üst geçitlerde izmaritleri toplayan çocukların gölgelerinden. Boş bira kutularının tıngırtılarında dans ediyorlardı; son "Mohikan"dılar, son yerliler, son insanlar. Terkettikleri son topraklarıydı anılar yığınından dağılıp giden.

Yıllar geçti üstlerinden, çiğnedi zaman en ağır yıldızıyla çocuk yüreklerini. Ateşe attılar düşlerini, yıktılar taş köprülerini evlerine giden. Yürekleri nasır bağladı, yaşamı tutuşturan damarları kurudu. Kütük oldular hayatın kenarlarında, kilometre taşları kırıldı, patikalaştı günleri. Çorak yollara döndü yüzleri.

İzlerini kaybettiler, tozlar örttü patikalarını, yüzleri kırıştı, feri gitti göz bebeklerinin. Hala bir şarkı. Kırık plak dönüyor, gecelerin peşinde. sabahları temizliyor.

***
Gece yarısından hemen önce çat kapı gelip yapılan kahve sohbetleri, çekilmiş fotoğrafların ıslak banyo kokuları, "Olimpia" daktilosunda yazılan yazılar, üzerine çarpı atılmış kelimeler, çizilmiş paragraflar, yeni doldurulmuş bir Ella Fitzgerald kaseti, 90'lık. Tunus Caddesindeki müzik mağazasından alınan diğer kasetlerin üstüne konulmuş. Bir kaset çalar. "Summertime".

İzmir Caddesindeki üst geçite giderdik. Hava soğuktur. Şubattır belki Mart başı. İnip çıkan pek yok. Köprüyü aydınlatan sarı gece sis lambaları. Işık o kadar yoğun ve güçlü ki, uçuşan, havada asılı kalan tozlar sanki kar yağıyormuş gibi düşüyor. Lambaların cızırtıları. Köprünün başından, -Sakarya tarafından- gelen adamın arkasında ve yaklaştıkça kısalan gölge. Işığın altında gölge, adamın ayak dibine saklanıyor. Sonra yavaşça uzayarak adamın yoluna karanlık oluyor, diğer merdiven başında - Kumrular'a inen-. Ucuz birahanelerin müdavimi, gevşetilmiş kravat, yaka düğmesi açılmış buruşuk bir gömlek. Ceketi, üstündeki pardesünün düğmesi ters iliklenmiş. Dudak kenarında bir sigara. Sakarya'da Ayaküstü'nden çıkmış Menekşe Sokaktaki Kapadokya'ya giden bir memur belki.

Köprüde geniş blok taşların arasında izmaritler ezilmiş. Çocuklar topluyor izmaritleri. Çiğnenmiş filtreleri söküyorlar, yanmış uçların küllerini temizliyorlar. Tripodu kuruyoruz. Makine titremesin diye. Uzun bir kablo ile uzaktan basıyoruz deklanşöre. Makine bir yoldaki araçları çekiyor, bir köprüyü inip çıkanları. Yolun bir yanı kırmızı ateş böcekleri gibi, kan kırmızı kırpıyor. Yolun bir yanı güneşe nazire yaparcasına sarartıyor asfaltı. Deklanşöre basıyoruz durmadan. Sonra sabaha kadar filmi banyo yapılacak. Çocukları çekiyoruz. Küçük kızın ön dişleri yok. Oğlanın üç numara tıraşı, kirli bir bere, yaralı elleri. Merdivenin dibine işeyen yaşlı bir adam.

Hava buz gibi. Birazdan sokağa çıkma yasağı başlayacak. Gitmeliyiz artık. Jandarma minibüsü geçiyor. Doğu İşkembecisi kapılarını kapatıyor. Köşedeki kokoreççi tezgahını toplamış. Polis bizi farkedecek.

Topladık eşyalarımızı, topladık kendimizi ve koyverdik gidebileceğimiz yere gidelim diye tuttuğumuzu sandığımız zamanımızı.

***

İki büklüm sürünüp çıkıyorlardı, parmaklarını geçirmişti yüreklerine, düş yıkıntıları. Akşamların olmasını engelleyemiyorlardı, yaşayacaklardı her gece yine o geceyi. Yine kaldırımlardan kazıyacaklardı üst geçitlerde izmarit toplayan çocuk gölgelerini.  Son insanlar, son Mohikan,  son topraklardan sürülüyorduk. Anıların ihanetindeydi tabanlarımızı aşındıracağımız belleklerimiz.

Cesetlerimizi soğutacağımız mor ayazlarda mıydık?




Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...