8 Ekim 2025 Çarşamba

Mitos Üzerine

 “Simgenin miti simgenin kendisinden daha önemlidir.”

A. de Saint-Exupéry

1. Düşünce ve Mitosun İlişkisi

Hegel, “Mitos, kendini bağımsız olarak ortaya koyamayan düşüncenin güçsüzlüğünün bir anlatımıdır” der. Bu tanım iki öğe içerir:

  1. Düşüncenin bağımsız biçimde ortaya konamaması,

  2. Bu bağımsızlığın yokluğunun bir güçsüzlük olarak görünmesi.


Düşünce, insan beyninde biçimlenen bir kurgusal yapıdır; ancak bu yapı maddi dünyanın kavranmasıyla gelişir. Evrenin, doğanın ve toplumun temel niteliklerini anlayabilen düşünce, kendini ifade edebilecek olgunluğa erişir. Bu da bilme ve bilginin bilgisi aracılığıyla, yani hakikatin kavranmasıyla mümkündür.

Gerçeklik, görüngüleriyle (fenomenlerle) birlikte yeterince açıklanmadığında, hakikatin anlaşılması zorlaşır. Düşünce, yaşanılan dünya gerçekliğinin bütün yüzleriyle temas kurmadan tanımlanamaz. Bu durum, düşüncenin öznesi olan insanı kendi sınırlılıkları yüzünden dışındaki varlıklara, kişilere ya da yapılara bağımlı kılar.

Bu bağımlılık kimi zaman bilimsel kuşkuculuğu dışlayan bir parti militanlığı, kimi zaman körü körüne itaat eden bir askerlik biçimini alır. Bazen bir pop yıldızına, bir spor takımına ya da bir inanç sistemine tutkulu bir bağlılığa dönüşür. Bu tür bağlılıklar, aşkın (transandantal) nitelikteki odakların kişileştirilmiş biçimlerine tapınma hâlini alır.

Kişilerin ve toplumların gerçekliği kavrama düzeyi arttıkça bu tapınmalar zayıflar. Ancak bu zayıflama, düşüncenin ve öznenin dünyaya ve bilgiye açıklığı ölçüsünde dirençli ya da dirençsiz biçimde gerçekleşir. Mitos tam da bu dirençli bölgeye karşılık gelir: düşüncenin kendini bağımsız biçimde ifade edemediği yerde ortaya çıkar.

2. Mitos ve Moda

Düşünce, dayandığı mitos aracılığıyla kendine derinlik kazandırır. Bu durumda insan, bir kurumun, ideolojinin, dinin, sistemin veya statükonun fanatik savunucusuna dönüşür.

Moda ise mitosun kısa ömürlü, yüzeysel bir yansımasıdır. Düşünce, olguyu çıplak hâliyle kavradığında, modaya konu olan şeylerden desteğini çeker. Bu nedenle dinler ve inanç sistemleri birer moda değil, birer mitostur.

Modada asli olan biçimdir. Birey, biçimsel kalıplara uyarak kendini yapılandırır ve çevresine kabul ettirmeye çalışır. Bu yönüyle moda, geçici olmaktan çıkıp kalıcı bir toplumsal davranış alanına dönüşebilir. Moda, etkisi altına aldığı bireyleri ve toplulukları yönlendirme gücüne sahiptir.

Mitosu ve modayı üreten aşkın birimler —yani ideolojik, ekonomik ve kültürel güç merkezleri— bireyleri tüketime, sahip olmaya, bağımlılığa yönlendirir. Bu merkezler kendi varlıklarını sürdürebilmek için tehdit olarak gördükleri yaklaşımları görünmez kılacak mekanizmalar geliştirir.

Efsaneleşmiş ya da mitoslaşmış kişilikler bu sürecin odak noktalarıdır. Onların giysileri, sözleri, jestleri bile birer tüketime dönüştürülür. Örneğin bir dönemin devrimcisine ait haki mont, pazarlama stratejileriyle yeniden üretilip modanın parçası hâline getirilir.

Oysa bu kişilikler çoğu zaman “efsaneleşmek” amacıyla hareket etmemişlerdir; yalnızca doğru olduğunu düşündükleri şeyi yapmışlardır. Onları bağlamından kopararak bugüne taşımak, bugünün zamanını askıya almak, gerçekliği ertelemek anlamına gelir.

“İkiyüzlülük, çoğu kez kendini tanımlayamayan bir utanmadan başka bir şey değildir.”

A. de Saint-Exupéry

3. Gelenek, Tepki ve Yeni Mitoslar

Nabokov, Madam Bovary’yi yorumlarken “Gelenekseli aşmanın en geleneksel biçimi evlilik dışı ilişkidir” der. Bu düşünceyi toplumsal alana uyarlarsak: Kurumlara, yapılara, kişilere karşı geliştirilen tepkiler, çoğu zaman o kurumların mantığını yeniden üretir. Gelenekseli aşma çabası bile geleneksel bir yolla —ayrılma, yalıtılma, dışlanma— gerçekleşir.

Bu süreçte birey ve topluluklar yeni mitoslar yaratır. Kaçtıkları mitosun yerine sığındıkları yeni bir mitosu geçirirler. Mitos, böylece değişimin değil, yeniden üretimin aracına dönüşür. Onun ardında yine aşkın güç merkezleri bulunur; bu merkezler artı değerin kullanımına, yani toplumsal manipülasyona karar veren yapılardır.

“Özgürlük, gerekliliğin tanınmasıdır.”

F. Engels

4. Gerçeklik, Bilgi ve Birey

Nabokov başka bir yerde şöyle der: “Tüm gerçeklikler görecedir; çünkü gördüğümüz, kokladığımız, duyduğumuz her şey yalnızca duyusal bir alışverişe değil, bilgi düzeyimize de dayanır.”

Bu durumda mitosla mitosu yaratan, mitosa sığınan ve onu yeniden üreten arasında kurulan bağ, bilişsel ve iradi yetersizliklere dayanır. Toplum, sınıflar, cinsiyet, etnisite, mezhep, bölge gibi kalıntı (rezidü) kategorilerle mikro parçalara ayrılmıştır. Böylece bütünlüklü muhalif hareketler zayıflatılmış ve etkisiz hâle getirilmiştir.

Modern iletişim araçları, aşkın güç merkezlerinin stratejileri doğrultusunda bu parçalanmış yapıları yönetir. Birey, atomize edilmiş hâlde kendi küçük mitoslarına sığınarak varlığını sürdürür.

Oysa bireyin kendini aşma çabası —reddedilme riskine rağmen, çelişkileri göze alarak düşünmek— mitoslara bağlanmanın kolaycılığından çok daha değerlidir.

Gerçek varoluş, sorgulayan, yanılmaktan korkmayan, kendini yenileyebilen birey olmaktan geçer.

Var olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele budur.

1989

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...