4 Ağustos 2018 Cumartesi

Oğlum

ıslak bir gülümseyişsin gözlerimde
zaman sensin
hayat sen 
gökyüzü sen
vurgun yemiş gibiyim fotoğrafına bakarken
sonsuzluk sensin
sevda 
yol arkadaşı sen

bir yorgun adam baban 
yılların ince ince tükettiği
yüreğini bukağıları sarmış toprak ateşinin
körelmiş bir ırmak
susuz bir çeşme
kocamış bir gövde
kuru bir göl
karanlık perdeleri ışığa sımsıkı kapanmış bir evde
bir bitik ruh
sönmüş köz 

minicik elerin taşmış fotoğraftan dışarı
tutmuşsun ellerimden 
gezmeye çıkmışız Ortaköy’e
denize taş atmışsın ağustos sıcağında
tökezlenip yere düşmüşsün
ağlamışsın
kocaman bir elmayı ısırmaya çalışmışsın iki küçük dişinle
sonra ver elini Beyoğlu’na
kızlar sana bakıp gülmüşler
laf atmışlar
vitrinlere koşmuşsun kendini bulmak için camlarda
bir sokak köpeğini sevmiş
bir kediyi kovalamışsın
sonra yorulmuşsun da gelmişsin kucağıma
başını dayayıp omzuma uyumuşsun

yanımda yoksun oğlum
yalnız fotoğraflardasın
derin bir iç çekişsin soluklarımda
susun aşsın yolculuklarda taşıdığım
cansın gövdesin düşlerimde sarıldığım
yanımdayken bile özlediğimsin

1993

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...