zaman sensin
hayat sen
gökyüzü sen
vurgun yemiş gibiyim fotoğrafına bakarken
sonsuzluk sensin
sevda
yol arkadaşı sen
bir yorgun adam baban
yılların ince ince tükettiği
yüreğini bukağıları sarmış toprak ateşinin
körelmiş bir ırmak
susuz bir çeşme
kocamış bir gövde
kuru bir göl
karanlık perdeleri ışığa sımsıkı kapanmış bir evde
bir bitik ruh
sönmüş köz
minicik elerin taşmış fotoğraftan dışarı
tutmuşsun ellerimden
gezmeye çıkmışız Ortaköy’e
denize taş atmışsın ağustos sıcağında
tökezlenip yere düşmüşsün
ağlamışsın
kocaman bir elmayı ısırmaya çalışmışsın iki küçük dişinle
sonra ver elini Beyoğlu’na
kızlar sana bakıp gülmüşler
laf atmışlar
vitrinlere koşmuşsun kendini bulmak için camlarda
bir sokak köpeğini sevmiş
bir kediyi kovalamışsın
sonra yorulmuşsun da gelmişsin kucağıma
başını dayayıp omzuma uyumuşsun
yanımda yoksun oğlum
yalnız fotoğraflardasın
derin bir iç çekişsin soluklarımda
susun aşsın yolculuklarda taşıdığım
cansın gövdesin düşlerimde sarıldığım
yanımdayken bile özlediğimsin
1993