Lüks, hiçbir zaman suçtan arınmış değildir.
[Roland Barthes]
"Bir tank çıkartma gemisi battı," diyor TRT haberleri. Kaç askerin öldüğünü, kayıp olduğunu ya da yaralandığını bildiriyor.
Yüreklerde ekili duran savaş çığlıklarını, kaybolan birkaç rakamsal veriden başkasının susturması kuşkusuz beklenemezdi.
O yitip gidenler yalnızca birer veridir savaş endüstrisi için, toplayıp çıkaranlar, çarpıp bölenler için.
Ölenler mi? Önemsiz.
Bir hata ya da denizin bir azizliği, "Onlar arzuladıkları yere ulaştılar," diyordu biri. Çark dönüyordu. İşliyordu sistem tıkır tıkır. Ölenlerin tercihi yoktu bu oyunda. Gözden çıkarılabilir, ihmal edilebilir, atılabilir küsurattandılar onlar. Metalaşmış bir dünyanın, yani her şeyin bir değişim değerine indirgendiği dünyanın karşılıksız olanlarıydı o canlar. Seçme hakkına dahi sahip değildiler.
Onlar öldüler.
Her zaman kaybedilecek savaşların kan emicileri sürdürüyorlar yaşamayı.
O ölenlerden kimisi ilk kez o zaman tanıdı denizi belki. Kurbanıydılar sistemin, kurban olduklarını bilmeden.
Neden bu sessizlik? Başkaldırı nerede? İsyanı haykırmak neden zor? Koşullanmışız. Sınırlarımızın çevresinde yoksun ve yoksul bırakılmışız.
İsyan, başkaldırı çizilen sınırlara uygun değil.
İsyan, başkaldırı, ortalama insana sözünü geçirmiyor.
Ortalama insan, çünkü, rakamdan öte, ara bağlantıdan öte, mekanizmanın çalışması için gerekli yapı taşı olmaktan öte bir şey olarak üretilmiyor.
Ortalama insanın görüşleri, değer yargıları, ancak kendi varoluş koşullarıyla sınırlı. Düzenin sürekliliği doğrultusunda ve onun istemleri çerçevesinde.
Başkaldırı yalnızca düzene değil, ortalama insana ve onun topluluğuna da olmalı. Başkalarınca dikte ettirilen ve yaşadığı kokuşmuş dünyasına, çürüyen ve yok olmakta olan dünyasına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder