25 Eylül 2020 Cuma

Ölümün Adamı

Ne zaman dinler insan kendini?

Sesin olmadığı, sessizliğin bir karabasan gibi çöktüğü, tıkırtıların, motorların, kapı çarpışlarının, sifon çekmelerin, bekçi düdüklerinin içinde; susuzluğun yığıştığı, bilincin bilinçaltına direndiği, ateşli bir hastalıkta mesela.

Gece yarıları aniden ve irkilerek uyanıverir. Başlar kendini dinlemeye. Yok olma. Var oluşunun tartışmasına sarkar sinsice. Kaybeder kendini dehlizlerinde. Başını vurur; bir duvara, bir demire, bir radyatör peteğine. Kaçış yok. Gece.

Yüz yüzedir. Ya barışacak, ya karışacak, ya kabullenecek ya da savaşacaktır. Ortada bir sonuç olmamacasına. Neden olduğu önemli olmaktan çıkmıştır yaşananların, dönüp bakıldığında. Dayatan kendini yalnızca o “an”dır.

Anılar olarak üşüşüverir o "an"lar. Tüm geçmişi “oluş”maktadır anımsamalarında. Sığlaşır. “Olan” üzerine çöker. Bir ağrı saplanır şakağına. Bir taşa vurur başını. Bir taş vurulur karşı dağlardan başına. Kolları üşür.

Sakallı bir adam, düşünde; sarı kısa kollu gömleği. Karşı dağları, karşı dağlardaki köyleri, köylerdeki mezarları parmağın ucunda gezdirir. Cılız söğütlerin, kavakların, çamların boy attığı, çıplak tepelerde beyaz taşlarıyla parlayan mezarları. Elini siper eder güneşe. Bakar o tepelere. Mezarlar. Yanında sakallı adam.

Konuşmaktadır ama bir şey duymamaktadır. Sesi yoktur konuşmasının. Kirli ve uzun sakal. Sarı gömleğinin etekleri pantolonun dışında. Rüzgar kaldırmaktadır yukarıya. Göbeği hafif şişkin. Bir uçtan bir uca tararlar tepeleri. Her birinde mezarlar. Karlı, çamurlu, sıcaktan pişmiş, çıplak veya ağaçlı mezarlar. Üşür düşünde, sonra yanar. Bir ateş baskını ile uyanır. Uyanıktır.

Yanında bir adam. Uykuya esir. Akşamın hazzından arta kalmış.

İçin için, yakıcı bir sancı başlar yüreğinden, karnına doğru. İki büklüm olur. Elleri bacaklarının arasında. Dinmez, geçmez saatler. Sese söze kalıplanır rüyanın acısı. Gölgelere tutunup ayağa kalkar, sendeler. Çöker yatağa. Derin nefesleri dinler. Çocukların soluklarını izler, kulakları kirişte. Kılcal damarlarını zorlayan bir sıcaklık yayılır sırtından aşağıya. Yattığı yere düşman olur. Yastıklar boğazına sarılan yılanlardır. Üzerinden atar yorganı, baldırlarında gecenin soğuğu. Yatışır kalbinin atışları. Duvarın düzlüğüne sığınır, eritir başındaki zonklamayı, soğuk duvar.

Bir çöküntü sızar ağrıyan yerinden. Zehirlerin panzehirleri zehirler hücrelerini. Mekansız bir sabaha dalar, derin bir geçiştir, uyanıklıkla uyku arasında. Kuşatılmış öğlen bulanıklığı, yarım kalmış bir uykunun bölünmüşlüğü.

“Telefon var”, içerden adamın sesi. “Abin arıyor”. Gözlerinde körleştiren bir kamaşma. Gömülür ahizeye, sözcüklerin sağırlığına. Anne. Trafik kazası. Ama önemli değil. Hastaneye giderken. Araba kaymış. Hızı düşükmüş. Gelsen iyi olur. “Öldü.” içinden geçen ilk ve tek düşünce. Çocuklar. Arkadaşlarını aradı. “Gitmem gerekiyor. Çocuklar sizde kalsa. Acil. Annem kaza geçirmiş. Çağırdılar”.

Yola çıkmak.

Islık çalar kulaklarında yol rüzgarları. Ayaklarını duymadan yürür, içinde yaşayarak annesini, yaşayacaklarının kalmadığını bilerek. Sorar annesine, annesi gibi yanıtlar iç sesiyle. 

Yol; yolcusunu taşımak için uzaklara; denklemiştir. Taşır uzaklarına.

Ölmüştür. Kaza olduğu sırada, başını vurmuştur anne..

Gömerler.

Sonra eve dönüş.

Kafasında sürekli; telefondan önceki akşam rüyasında gördüğü sarı gömlekli, sakallı adam. Ona ölümleri gösterip, mezarları gezdiren parmağının ucunda. O geceki kıvranış sürekli kafasında. Hissetmişti, bir ölüm hissetmişti, ama bu, anne mi olmalıydı?

Yok mudur kaçarı bu yüzleşmeden? İçinde yaşattığı anneyle, nasıl karşılaşacaktır her yattığında? Sökülüp gidecek mi toprağın ötesine? Ona kalan sonuçlar mı?

Gerilir çeneleri, yutkunur karşı koyuşa. Ona kalan sonuçlar mı? Hayatını yaşayacak, yaşadığı gibi. Yaşadıklarını kim isterse taşısın. Sonuçlar taşıyanın olsun. İstediği hayatı. Başını kaldırdı kelimelerden, ayağa kalktı cümlelerin önünden. Hayata yürüyüp gitti.

Hiç yorum yok:

Tom Waits

Tom Waits. 1949 doğumlu. Hâlâ yaşıyor, şarkı söylüyor. Bana biraz Bukowski'yi çağrıştırıyor. Müzik yazarı Gary Graff, onun sesini şöyle ...