15 Temmuz 2026 Çarşamba

Tom Waits

Tom Waits. 1949 doğumlu. Hâlâ yaşıyor, şarkı söylüyor. Bana biraz Bukowski'yi çağrıştırıyor. Müzik yazarı Gary Graff, onun sesini şöyle tarif eder:

"Bir fıçı burbonda bekletildikten sonra beş ay tütsülenmiş, ardından da bir arabanın altında ezilmiş gibi."

Daha iyi bir tanım bulmak zor. Sıra dışı bir sanatçı. Şarkıcı. Besteci. Oyuncu. Aynı zamanda, Lee Marvin'e benzeyenlerin oluşturduğu meşhur gayriresmî kulübün üyelerinden biri. Jim Jarmusch, John Lurie, Robert Bone ve diğerleriyle birlikte.

Bugün için öneri: Downtown Train. Dinleyin. Şarkı size tanıdık gelirse şaşırmayın. Muhtemelen onu ilk kez Tom Waits'ten değil, Rod Stewart'ın yorumundan hatırlıyorsunuzdur.

Tom Waits ile Jim Jarmusch'un yolu yalnızca dostluk olarak kesişmedi. Jarmusch'un filmlerinde oyuncu olarak yer aldı; bazı filmlerinin müziklerine imzasını attı. Benim için ikilinin en güzel buluşmalarından biri Dünya'da Gece (Night on Earth). Filmin en unutulmaz tınılarında Tom Waits vardır. Defalarca izlediğim, her seferinde aynı tadı aldığım ender filmlerden biri.

The Sons of Lee Marvin, Jim Jarmusch'un yıllardır yarı şaka yarı ciddi biçimde sürdürdüğü gayriresmî ve "gizli" bir kulüptür. Temel kural son derece basittir: "Lee Marvin'in oğlu olabilecek kadar ona benziyor olmalısın."

Jarmusch, kulübün ayrıntıları hakkında hiçbir zaman fazla konuşmaz; bu da efsanesini büyütmüştür.

Jim Jarmusch (kurucu), Tom Waits, John Lurie, Richard Boes, Nick Cave (sonradan kabul edildi), John Boorman (onursal üye)

Kulübün en hoş ayrıntılarından biri de şu: Arada bir toplanıp Lee Marvin filmleri izlediklerini söylemeleri. Elbette bunun ne kadarının gerçek, ne kadarının Jarmusch mizahı olduğu hiçbir zaman tam olarak bilinmiyor.

Tom Waits'in bu kulüpte olması da tesadüf değil. Yüz hatları, kırışıklıkları, sert bakışları ve "eskitilmiş" görüntüsü gerçekten Lee Marvin'i andırıyor. Hatta Coffee and Cigarettes filmindeki Tom Waits–Iggy Pop sahnesi de bu kulübe ince bir gönderme içerir.

Tom Waits hakkında, biyografik özetlerden ziyade onu "Tom Waits yapan" birkaç ayrıntı yazayım:

Sesi aslında doğal değil Tom Waits'in ilk albümlerindeki sesi bugünkü kadar pürüzlü değildi. 1970'lerde daha caz ve folk etkisindeki kayıtlarında nispeten temiz söylüyordu. Zamanla sesini bilinçli olarak dönüştürdü; blues, vodvil, beat kuşağı şiiri ve sokak karakterlerini tek bir vokalde birleştirdi. Kendisi bunu "şarkı söylemekten çok karakter oynamak" gibi görüyordu.

Karısı Kathleen Brennan, ikinci Tom Waits'tir.

1980'de tanıştığı Kathleen Brennan, Waits'in kariyerini kökten değiştiren kişidir. Birçok şarkının ortak yazarıdır. Sword fish trombones ile başlayan deneysel dönemin arkasındaki en önemli yaratıcı ortaklardan biri odur. Waits'in diskografisini ikiye ayırmak mümkündür:

Kathleen Brennan öncesi: caz barlarında piyano çalan gece anlatıcısı.

Kathleen Brennan sonrası: hurda metalden ritim çıkaran, masal, blues ve kabusu aynı şarkıda buluşturan sanatçı.

Mükemmellikten özellikle kaçınır. Tom Waits kayıt sırasında "kusur" arar. Ayak sesleri, gıcırdayan kapılar, zincirler, teneke kutular, fren kampanaları, tahta sandalyeler, eski megafonlar...

Bunlar onun için enstrümandır. Bir stüdyo yerine eski bir tamirhanede kayıt yapılmış hissi vermek ister.

Beat kuşağının müzisyeni

Jack Kerouac, Charles Bukowski ve Allen Ginsberg'in dünyası onun şarkılarında yaşar. Barlar, kamyon şoförleri, kaybedenler, gece çalışan insanlar, yağmur altındaki eski tren istasyonları ve dahası.

Tom Waits'in şarkılarında kahramanlar değil, kenarda kalmış insanlar konuşur.

Sinemada aynı karakter

Jim Jarmusch, Francis Ford Coppola, Robert Altman, Terry Gilliam ve Paul Thomas Anderson gibi yönetmenlerle çalıştı.

İlginç olan şu: Filmde Tom Waits'i izlediğinizde çoğu zaman "rol yapan bir oyuncu" görmezsiniz; sanki zaten o dünyanın içinden çıkmış bir karakterdir.

Orphans: Brawlers, Bawlers & Bastards

Üç CD'lik kutu set, Kasım 2006'da yayımlandı (o zamanlar limeware / eMule(*) P2P üzerinden indirmiştim); 2007 boyunca en çok dinlediğim çalışmalardan biri oldu. Waits buna "best of" demeyi reddetti. Şöyle diyordu:

"Bunlar yemek yaparken ocağın arkasına düşen şarkılar."

Yani yıllarca filmler için yazılmış, sahnelerde kalmış, yayımlanmamış veya unutulmuş parçaların yeni bir yuvasıydı.

Üç disk aslında Tom Waits'in üç ayrı kişiliğini temsil eder:

Brawlers: Gürültülü blues, rock, gospel; yumruk atan Tom Waits.

Bawlers: Kırık kalpli baladlar, piyano ve hüzün; fısıldayan Tom Waits.

Bastards: Şiirler, spoken word, deneysel sesler, absürt hikâyeler; sınır tanımayan Tom Waits.

Yaklaşık 56 parçadan oluşan bu koleksiyonun önemli bir bölümü o dönem için tamamen yeniydi; geri kalanlar ise film müziklerinden, tribute albümlerinden ve yıllarca gün yüzüne çıkmamış kayıtlardan seçilmişti. Bu nedenle birçok hayran için Orphans, yalnızca bir derleme değil, "yeni bir Tom Waits albümü" olarak kabul edilir.

Tom Waits'i tek cümlede anlatmak gerekirse o, şarkı söyleyen biri değildir. Sanki gecenin bir vakti, kapanmak üzere olan bir barda, hayatı boyunca biriktirdiği hikâyeleri size anlatan son müşteridir. Sesi de o hikâyelerin taşıdığı yorgunluk kadar gerçektir.

Birebir olmasa da 2026 Oscar Kısa film ödülünü kazanan "Singers" filminde sanki Tom Waits'i hissedersiniz.

Bir barda bir araya gelen ve doğaçlama bir şarkı yarışmasına katılan kişilerin hikayesi anlatılır. Turgenyev'in bir hikayesinden esinlenen filmde yer alan şarkıcılar ve müzisyenlere selam verelim:

Mike Young: Filmde barmeni canlandıran eski bir America's Got Talent yarışmacısı.

Judah Kelly: The Voice Australia yarışmasının kazananı.

Chris Smither: Efsanevi folk-blues müzisyeni.

Will Harrington: New Orleanslı sokak müzisyeni ve piyanist.

Matthew Corcoran: Oklahoma merkezli operatik tenor ve ses koçu.


(*) EMule

eMule, merkezi olmayan bir eşler arası (P2P - Peer-to-Peer) dosya paylaşım ağıdır.

Dosyaları tek bir sunucudan indirmek yerine, o dosyaya sahip olan diğer kullanıcıların (istemcilerin) bilgisayarlarından küçük parçalar halinde toplar ve aynı anda sizin bilgisayarınızdaki parçaları da diğer kullanıcılarla paylaşır.

eMule'un kullandığı temel teknoloji ve çalışma mantığı şu şekildedir:

Ağ Mimarisi eMule, temelde iki farklı ağ protokolünü bir arada kullanır.

eDonkey Ağları: Kullanıcıların merkezi bir sunucuya bağlanarak ağdaki diğer kişileri ve dosyaları bulmasını sağlar. Sunucular sadece kullanıcıların neleri paylaştığını (indeks) tutar; dosyaların kendisi sunucularda barınmaz.

Kademlia (KAD) Ağı: Sunucusuz (merkeziyetsiz) bir teknolojidir. Sunucular çöktüğünde veya kapandığında bile kullanıcıların doğrudan birbiriyle iletişim kurmasına ve dosya aramasına olanak tanır.

Hash (Özet) Algoritmaları ve Benzersiz Kimlik: eMule, dosyaları isimlerine göre değil, içeriklerine göre tanır.

Dosyaları matematiksel algoritmalar kullanarak tarar ve her dosya için benzersiz bir Hash (eD2k linki) oluşturur. Bu sayede dosyanın adı değiştirilse bile, içeriği aynı olduğu sürece doğru dosya indirilir ve sahte (fake) dosyaların önüne geçilir.

Akıllı Parçalama (Chunk - bugün yapay zekanın kullandığı teknoloji) Sistemi: İndirilmek istenen büyük dosyalar küçük parçalara bölünür. Ağdaki bir kullanıcıdan bu parçalardan biri indirildiğinde, eMule hemen o parçayı ağdaki diğer kullanıcılara yüklemeye (upload) başlar.

Kredi Sistemi (Adil Kullanım): eMule'un en önemli özelliklerinden biri kuyruk sistemidir. Program, ne kadar çok veri yüklerseniz (upload) size o kadar çok "kredi" puanı verir. Puanınız arttıkça, popüler dosyaları indirmek için girdiğiniz kuyruklarda daha hızlı sıra atlarsınız. Bu, "al-ver" dengesini korumak için tasarlanmış bir algoritmadır.

Emule ile Roger Waters - Ça Ira, David Gilmour - On the islands, Maria Callas, Coltraine, Chet Baker albümlerini haftalar içinde indirmiştim.

Hiç yorum yok:

Tom Waits

Tom Waits. 1949 doğumlu. Hâlâ yaşıyor, şarkı söylüyor. Bana biraz Bukowski'yi çağrıştırıyor. Müzik yazarı Gary Graff, onun sesini şöyle ...