25 Şubat 2008 Pazartesi

Tersine Akış


Bir zamana gelmişiz, birikmiş, dolmuşuz. Tasnif etmiş ve naftalinlenmişiz. Biçimlendirmiş ve tanımlanmışız. Adlarımızla, sıra numaralarımızla. Tarihlenmiş ve markalanmışız.

Tersine bir akıştaydık. Tersine bir derinleşmedeydik. Tersine bir yürüyüşte, tersine bir genişlemedeydik. Tersine genleşiyorduk. Tersinen bir zamandaydık. Fiziğin inkarındaydık. Bitişlerin kuruluşunda, ölümlerin doğumundaydık. Gençliğin yaşlanmasında yaşlanmanın çocukluğundaydık.

Yürüyorduk tersine. Ulaşıyorduk ötelerimize; uzaklarımız yetmiyordu, işgal ediyor, talan ediyorduk ötelerimizi. Boşluklarımızı kutsuyorduk, biçimlerimizi, kabuklarımızı. Bir istiridye kabuğundan küllerimizi döküyorduk evrenlerimize; esiri oluyorduk boşluklarımızın, inciler inerken yeryüzüne.

Formlar ve formatlar bellidir. Sınırlar ve köşeler çizilmiş, Konturlar belirlenmiştir. Çaplar, kurplar, yaylar hesaplanmıştır. Sonralar rastlantıya kapatılmıştır hücrelerde. Rastgelelik yoktur. Sürpriz yoktur. Silahlar hazırdır. Yürünür kaygısızca, her şey olarak. Sular akar, çekilerek, ateş yanar, sönerek, yol biter durarak.

Başlar yarılma. Başlar kırılma. Ruh, kalıplarına isyan eder. Başkaldırır “sen busun” denilen her şeye. Her yapılan inşayı ret eder, her yapılan tasarımı yırtar atar. Her belirlenimi, belirsizleştirir. Her bilinme çabasını bilinemezliğe çevirir.

İçte bir yarılma. Varoluş çırpınıyor. Varoluş, cehennemlni zorluyor. Varoluş, kabuğunu kırmak derdinde. Evrene bağlanacağı iplikçiklerini fırlatmak ve tutunmak istemekte, hayata, akşamın derin sessizliğine. Organik, inorganik, gizli, açık tüm güçleriyle, tüm varlıklarla uyum içinde olmak ve kendini gerçekleştirmek istemekte.Varoluş, hayatı aramakta.

Varoluş tersine çevirmeye başlar akışı.

Hep öyleydik, öyle olmanın yolundaydık.

O kadar zayıf ki temellerimiz, bir üfürüşte yıkılabiliriz. O kadar okunmaz yazdık ki tanımlarımızı, buzun üstüne, ateşimizle silebiliriz. Zorunluluklarımızı bir çiçeğin sapı kadar dirençli, rastlantı çınarlar gibi büyüdü içimizde.

Tersimize akıyoruz. Olgunluğumuzun acemisi oluyoruz, bilgimizin cahili, öğretimizin müridi.

Yeniden keşfediyoruz gençliğimizin coşkusunu. Büyürken küçülüyoruz. Sertleşirken eriyoruz. Çarparken duruyor yüreğimiz. Konuşurken susuyoruz. Yazarken kelimelerimizi unutuyoruz. Bakışlarımız şaşkın gördüklerinin ihtişamı içinde. Ufukları kızartıyoruz. Utancımız saflığımızdan.

Varmak istediğimiz yer “olamadığımız” yer. Olduğumuz her yer gidemediğimiz her yer. Küçülüyoruz, şaşkınlığımız büyüyor. Nefretimiz sözlere getiremediğimiz. Başımızı vurduğumuz duvarlar, korkularımız, sınırlarımız diye ördüğümüz, örtündüğümüz.

Varoluşumuz zorluyor. Damarlar akıyor aslına gürül gürül. Geri çekilmelerimiz fethimiz oluyor tersine.

Kollarımız, göğsümüz açık. Yüzümüz tersine dönük, gelen hayata dönük. Hayatın yönü değil yolumuz, ona karşı duruşumuz. Arkamızdan geleni görüyoruz, gitmek istemediğimiz.

Öylesine, kendince denetlenemez bir akışı yakıştıramıyoruz kendimize. Hem hayatın o coşkun çağlayanlarından dökülmek istiyoruz hem o çağlayanlar olmak. Hem hayatın köşeleri olmak istiyoruz, hem o köşelerden çağlayan damlalar olmak.

Tersine gidiyoruz. İstediğimiz yer oralar. Zaten oralardaydık. Şimdi oralar olacağız. Tersine büyüyoruz. Tersine tamamlanıyoruz. Tek dayanağımız sezgilerimiz ve yüreğimiz. Aklımız yalnızca küreğimiz, yelkenimiz; yelkenlerimizi dolduran rüzgar, hayata duyduğumuz aşk.

Açılıyoruz. Ummanlara.

Sanki yalnızca bizmişiz gibi. Hayalet gemiler geçiyor yanımızdan yöremizden. Kaçıyoruz onlardan, onlar bizden. Çünkü aynı seferlerdeyiz. Aynı limanları terk etmişiz. Bilinemezliğimize kucak açmışız. Onlar da bilinemezliklerini örtüyorlar kaçışlarında. Birbirimizi tanıyoruz sadece. Tersine yolculukların yolcularıyız.

Açılıyoruz. Ummanlara.

Dudaklarımızda tuzlu suyun çatlakları. Gözlerimiz kısılmaktan kırışmış. Derimiz sertleşmiş. Darbelere direniyor yüreklerimiz, ellerimiz nasır içinde sıkılmaktan.

Tersine konuşuyoruz, kuşdilini. Dilimiz yalnızca bakışmalarımızın kelimelerine sahip. Kaşlarını çatıyorsun. Bir kelime. Gülümsüyorsun başka bir kelime. Dudağının kenarında bir seğrime var. Ha o da başka bir kelime. Başını öne eğiyorsun, kaldırıyorsun, sırtını dönüyorsun, sarılıyorsun, itiyorsun. Hepsi birer kelime.

Nefeslerimiz yalnızca hayatın talanında.

Tersine akıyoruz. Uzaklıklarımız aslında sarılmalarımız. Ayrılıklarımız kavuşmalarımız. Görmediğimiz yüzlerimiz, buluşmalarımız kıyılarda.

Tersine genleşiyoruz. Seslerimiz büyüyor kısıldıkça, çığlıklarımız yankılanıyor fısıldadıkça.

Henüz yeni başladı hayatımız. Yeni büyüyoruz yaklaştıkça ölüme.

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...