Ellerim boş kelimeler karaladı, sonra kâğıtları yırtıp attı. Cam kenarlarına çıktım ve belki seni kuytu köşelerde yakalayabilirim dedim, yakalayamadım. Gözbebeklerim kelepçelenmiş karanlığa.
Sonra yüzünün hayalini kurayım dedim. Sana bir yüz çizeyim dedim. Saçının teline renk vuramadım. Işıklar yakalanmış nesnelerin karanlık yüzlerinde.
Nereden başlayacağımı bilemiyorum, ama sana adamakıllı yazma ihtiyacındayım. Uğultuları dindirmeliyim boş tepelerdeki. Uçurumların girdabına sesleri salmalıyım ve yutuluşunu duymalıyım.
Yüreklere kök salmış boyun eğmelerle yüklü duruşlardan vazgeçişin şarkısı başlamalı. Kendi içinde kendini yaşamaya yönelmeli yollar, iklimlerden geçip giden zamanın yok edici sıcağında. Dursuz, duraksız, umarsız, canhıraş bağrışlarla coşan kan akmalı. Zorlamalı damarları.
“Sonsuzluk sessizce büyür”.
Ölümle sınırlı soluklanmalar sesleriyle boğmalı sonsuzluğu. Sessizliğin sesi bile olsa. Vazgeçilemez tek gerçekse de ölüm, vazgeçilebilir ya da olunamaz denen gerçeklerle ulaşılmalı ona.
Ölüme...
Gölgeme kavuşmalıyım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder