9 Aralık 2025 Salı

tarihler neyi anlatır?

1.
tarihler neyi gösteriyor? bugünü, dünü ve yarını mı nakşediyor hatırlanma adına kağıtlara?

2
gelecek var mıdır? hayaller midir gelecek yoksa? kurallara uygun gerçekleştirmeler mi yoksa? gelecek midir düşler, düşünceler, zamanla ilişkilendirilmiş bağlılıklar? bir bon bon şekeri midir gelecek? kurgulanan ilişkilerin bağlarından çözülüp dağılışı mıdır gelecek?

3.
yürür gezgin, otostopçu. bir sonraki adımın bir önceki adımla ilgisi yoktur. bir önceki adımdan kopuştur bir sonraki adım. bir sonraki adımı bilmemektir yürümek. burkulmak, tökezlemek veya durmak da olabilir. ama bir sonraki anın adım mı yoksa başka bir şey mi olacağını bilmemektir yürümek.

yolun kenarından, yol çizgilerinin içinden yürür gezgin. kilometre taşlarına sığınır gözleri. işte bir kilometre taşı daha. bir kilometre daha eskidim yolumda der sanki. bir viraj daha, bir tırmanma şeridi daha. eskidim der bir arkada kalan köy kadar.

bir kamyon... bir kamyonet... bir traktör römorku... bir at arabası... el eder havaya yalnızca... mektubu bilen alır. el bir mektupsa. mektubu tanıyan anlar eli. el havada asılıdır. öylesine.

4.
dün var mıdır?

unutuluş mudur dün? sivri kayaların batışı mıdır hatırlananlar yalnızca? ve acılar mı hatırlanır düne ait ne varsa birden. yavaş yavaş düşünerek hatırlananlar güzellikler midir yoksa? neden ilk elden acılar sökün edip gelir dünden? dün acı mıdır yoksa? geçip gittiği, parçaladığı, yırttığı, daladığı ve dağladığı için mi ilk önce ateş ortaya çıkar? acı ateş midir? dün ateş midir?

5.
'denizin tuzu nerden geliyor?'

dudaklarımdaki çatlaklar, ellerimdeki çatlaklar neden kapanmaz acaba? yüreğimdeki çatlaklar, düşlerimdeki çatlaklar neleri sızdırmaktadır acaba? sözlerimdeki çatlaklar, kelimelerimdeki çatlaklar neleri açık eder acaba?

parmağımızı yalarız. ağzımızın içine alırız ve emeriz onu küçücükten. o tuz tadı nereden geliyor acaba? özlem duyduğumuz. biz denizlerin çocuğu muyuz yoksa? denizlerin tuzları mı sinmiş derilerimize? yoksa denizdik de insan kılığında mı dolanıyoruz karalarda, dağlarda?

nereden geliyor tuz tadımız?

6.
kurcalanmışsa dengelerle, kurcalanmışsa düzenle içindeki; dengede misindir? yoksa dengesi senin üstünde mi kuruluyordur hayatın?

denge var mıdır? yoksa biz mi yaratmaktayız denge dediğimiz kıpırtısızlığı. kıpırtısızlıklar mı mutlu ediyor yoksa? yoksa çocuksuluklarımızın arayışlarında mı buluyoruz incileri?

oyunlarda mıydık? oyunları mı olduk başkalarının? ne yaman bilmece. ömrümüzce çözmedeyiz düğümleri. açtığımız yumaklar kediler için bile az.

7.
'galaksinin otostopçu rehberi'

yok olan bir dünyadan geçen bir yolun yürüyüşçüsüyüz. her geçtiğimiz şehir çöküyor. her geçtiğimiz dağ kumullaşıyor. çakıllar çakallaşıyor. güneş emanetçi dükkanının sönmeyen ateşi.

8.
siliniyorum. siliyorum kişisel tarihimi. siliyorum geçmişimi. siliyorum 'gelecek' sözcüğünü sözlüklerden. çırılçıplak kol açışımla uçurumlara koşuyorum ve bir ışık olup damla damla dağılıyorum evrenin kucağında. saçlarım tutuşuyor önce, ardımda alev dilleriyle bir yele sanki. koşuyorum uçurumlara. öyle bir sıçrayacak mışım ki sanki, öyle bir yükselecek mişim ki sanki, ikarus gibi eriyip tüylerimi mavi denizlere serpecekmişim. dalgaların beyazlığı tüylerimden alacakmış rengini.

9.
yol yönsüzdür. ne tarafa dönersen dön göreceğin yalnızca yoldur. hedefler boş, amaçlar boş, kavga boş, barış boş. farkında olarak sarılmaktır hayata, yol.

10.
raflardaki matruşkalar gibi bir hayat. içinden başka bir hayat... onun içinden başka bir hayat. onun içinden başka bir hayat... en içinden küçücük bir hayat. çocukluğumuz...çocuksuluğumuz... bizi 'sobeleyen'...

sobeeeeee....
önüm arkam sağım solum sobe....
saklanan gizlenen örtünen biçimlenen formatlanan amaçlanan ebe...

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...