ben görmüştüm yağmurun yağacağını. ama o kendini iyice hissettirmişti. bulutlar karaydı. uçları güneşle tutuşmuş. rüzgarlar esmiyordu. taşıyamıyordu ağır bulutları dağlara doğru.
çırılçıplak dağlar. yağmurun yıkımı altında maviliklerini kaybetmişler. çırılçıplak uzak dağlar. siluetleri çökmüş birer köprü altı çocuğu gibi iki büklüm.
yağmur yağıyor. seviniyorum.
yağmur yağıyor, çürüyorum.
yağmur yağıyor ıslanacağım.
yağmur yağıyor, içime çekeceğim damlaları.
yağmur yağıyor. üşüyeceğim.
yağmur yağıyor kendimden geçeceğim. denizlere kavuşacağım. yeraltı sularına sızacağım.
yağmur yağıyor. yüzmeyi öğreniyorum sağanaklarda.
sağanaklardan yağıyorum. sağanaklara ağıyorum. kendimi taşıtıyorum.
ışıklara kefen oluyor damlalar. maviye, kırmızıya, sarı ve yeşile. siyahlar bağlanıyor beyazlara. beyazlar aşık oluyor karalara. damlalar saldırıyor renklere, ezip bozuyor, çekip büzüyor. damlalar saldırıyor. hep dökülmeyeceklerdi içten içe. hep silinmeyeceklerdi gizlice. hep saklanmayacaklardı yüreklerde. damlalar saldırıyorlar renklere, damlalar talan ediyorlar tozları, damlalar yıkımında bunaltan sıcakların yaktığı ovaların.
damlalar. damlalar.
sonbaharın ilk yağmurundayım.
tek başınayım ve neyi düşüneceğimi ve neden düşüneceğimi hiç bilmeden pencere kenarında duruyorum. gözlerim akan damlalara takılı. bakıyorum. tek başınayım. ölgün floresan ışığı altında kendi iç seslerimdeyim. pencereyi hafifçe araladım. o toprak kokusunu konuk ettim odama.
ah hep beraber çekseydik içimize o kokuları.
ah hep beraber o damlaların talanlarına gülerek baksaydık. o talanların içlerinde olsaydık. çıksaydık dışarıya. ıslansaydık en ücra köşemize dek. koşsaydık ağaçların altında. saklansaydık damlalardan ve her bir damla bulup bizi vuruverseydi can evimizden.
ben burada camın kıyıcığında damlalara dalmışım, sokaklarda derecikler halinde akan sulara karışmışım. bata çıka yürüyen bir çocuğun botuna dolmuşum, bir kedinin patisini ıslatmışım, bir köpeğin dilindeymişim. dereciklere karışmışım cam kıyıcığında, akışındaymışım hayatın.
tek başınayım burada. pencere kenarında. pencere açık ve bir sıcak kahvenin buğusunda titriyor burun deliklerim. içime çekerken o kokuyu karışıyorum boşluklara.
tek başınayım bu sonbaharın ilk yağmurunda.
çürüyen yapraklar gibi çürümesindeyim günlerin. tek başına bir odadan bakıyorum dünyaya. tüm evren ayaklarımın altında. tüm anlamlar, anlamsızlıklar ayaklarımın altında. şöyle elimi bir sallıyorum yağmura. yer değiştiriveriyor. dönüveriyorlar bana. damlalara açıyorum kollarımı geçip gidiyorlar içimden.
ateşlerimde buharlaşıyorlar.
tek başınayım gören kimseler yok damlaların yokoluşunu. damlaların buharlaşmasını.
tek başınayım sonbahar yağmurunda. ellerim pencerenin kulpunda serinliyor. ateşlerim diniyor. karabasanlarım yatışıyor.
yağmur yağıyor. sonbaharın bu ilk yağmuru. sanki ilk kez yağıyormuşçasına acemi, sanki ilk defa ıslatıyormuşçasına ürkek, sanki ilk kez şimşek çakacakmışçasına korkak ve sinik.
tek başınayım. yağmurun yıkamasındayım. çizilmiş çizgiler siliniyor. boyalar karışıyor. sulu boya bir tabloda renkler dağılıyor. yüzlerimiz karışıyor. gözlerimiz dağılıyor kağıtların üstlerinde. umutlar sulardan çekiliyor. yengeçler gibi ömrümüz her ayağımız farklı ufuklara dönmüş, debeleniyoruz.
tek başınayım. bu odadayım. yağmuru çekiyorum içime. yok kimseler. hiçkimseler duymuyor bu sesleri. yalnızca ben ilmindeyim seslerin. yağmur damlalarının, yalnızlıkların ilmindeyim. cinayetlerimden habersizler. o sesi nasıl parçalamıştım? o ışığı nasıl karartmıştım, o çocuğun gülümsemesini nasıl durdurmuştum? o yaşlı adam nasıl ölümden korkar olmuştu? tekerlekler neden dönmüyor?
son baharın ilk yağmuru çıldırıyor. ben ona ters gittikçe, ben onu fitledikçe, ben onu kızdırdıkça çıldırıyor yağmur. yıkımlar getirinceye kadar ben buralarda kalacağım. meydan okuyacağım yenileceğimi bilsem bile.
tek başınayım yağmurla kavgamda. rüzgar benden yana. esmiyor. bomboş kalacak bulutlar sonra utangaç olarak geri çekilip gidecekler. sağacağım tüm damlaları, indireceğim dağların üstüne. bir yıldırım gelip beni vursun diye ne gelirse yapacağım elimden.
tek başınayım. sen de yoksun. oralarda, görmeden bu kavgayı, duymadan bu yokoluşu, yüreğin çarpsın benim için. bana vurdukça rüzgarla çıldırmış damlalar tüm pisliklerimi fazlalıklarımı alıp gidecekler. bomboş bir huzur olarak çıkacağım karşına. bir biçim olarak çıkacağım karşına. kalın, kırılmış ve sızmış olarak çıkacağım karşına.
tek başınayım bu sonbahar yağmurunda. şarap kokuları. dindiriyor beni, yatıştırıyor dirençlerimi, karşı koyuşlarımı. dinlendiriyor beynimi, zihnimi okşuyor usulca. saçlarım ellerini hissediyor sanki. yatışıyorum. uykular geliyor, gözlerim kapanıyor. ölesim geliyor. bu serinlik beni mest ediyor. yağmur beni kendimden geçiriyor, sarhoş ediyor.
tek başına mıyım? hep yanımdasın. değilim tek başıma hayallerin, nefes alışının burada bak... duyuyorum. gözlerinin kırpılmasında, kirpiklerinin sürtünmesini duyuyorum. iki damla gözyaşı süzülüyor. izi yakıyor yanaklarımı.
sonbaharın ilk yağmuru yağıyor.
ben yağıyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder