Yağmurcu geldi…
Yağmurcu.
Kurak topraklarınıza yağmur yağdırırım. Yüreklerinizin ateşlerini alırım. Ağaçlarınızın köklerine damlaları tattırırım.
Ben yağmurcuyum. Yağmur yağdırırım.
Şimdi şöyle yolun ortasına kırmızı bir çizgi çekeceğim. O çizginin bir ucuna işaret koyacağım, yıldırımları çağırmak için. Diğer ucu karanlık. Şimşekler aydınlatacak.
Yağmurcuyum, yağmurları taşırım.
Dündeydi.
Yapacak bir şey yok. Yetişemez hırçın bir yel... Sakince başlar esmeye... Yetişmek ne mümkün savrulan yapraklara.
“Başa çıkarım”, bir iç ses. Bakar ki başka diyarlarda. Kan kusar. Beyni mıhlanmış. Gücünün yetmeyeceğini düşünürken.
Sert bir kahve kendine getirdi. Bir çırpıda çıktı neredeyse. Biliyordu gideceği adresi. Ertelese olmazdı. Yazdı ve öldü bütün gün. Gelirken yarınki ölümünü arıyordu yollarda. Soğuktan elleri üşümüştü. Bütün gün ölüydü o beyin. İnmişti dün ona. Gelemedi bugüne. Elden gelmez hiçbir şey.
Bıraktım yakasını. Kuralları iptal ettim. Kategorileri akılcı olan herşeyi. Ama önceki hayatlarımın izleri duruyor.
Neden sonra geleceğini öğrenmiş kelimeler.
Dağılmış, parçalanmış kendi içinde cümleler.
Yabancılaşmak isteyen metinler.
Benden çıksın artık... Anlamların içindeyim. Başkalarının önünü kesiyor kelimeler. Kaya gibi. Ağır ve kımıldatılmaz.
Eski defterlere dönüp yeniden harman olmalıyım bugüne. İlk önce rüzgârlığını yap ekin yerlerinin. Kumullar hareket eder… Ama yeterli değil. Sabahlar ve geceler boyu beynimi kemirmeliyim. Bu öyle bir yol.
Geliyor ve saplanıyor kelimeler. O kadar. Sarhoş oluyor anlamlar; ket vurmadan.
Tüylerim diken diken olsun rüzgârdan.
Sesler, sözler, şarkılar.
Ovalar, bozkırlar, güneşin batışı, ayın doğuşu. Ayın kaçışı, güneşin saldırısı. İlk yağmuruydu sonbaharın iki damla gözyaşı.
Aşkı becerememiş bir adam.
Aşkı beceremeyen insanlar aşkı yazarlar. Yalnızlığı, hayatı, hayatın herkesin görmediği yanlarını… Es geçtiği, yok saydığı... İçlerindeki umut aşk olur artık. Hayat aşk olur. Yaşanacak bir şey yoktur ki. Aşk yaşanacak tek gerçektir. Öyle bakarlar. Yüksek sesle. Duvara karşı yazılanlar duvara karşı okunurlar başkaldırır gibi, öfke ve acıyla.
İçinden okunmaz. Haykırış sessiz olmaz. Sessizliğin gücüdür o güç, ama söze yetmez.
Bir hayali, bir resmi, bir sözü, duymadığı bir sesi, dokunmadığı bir eli gözlerine dalmadığı bir kirpiği sever; uzaktaki dudağı, gözyaşının ısladığı yanağı, tuzu dilinde, akan ve çoğalan gözyaşlarının.
Bulutlar bitinceye dek yağsınlar. Yağmuru getireceğim. Alın benim yağmurlarımı. Yağmur istemiyor muydunuz alın yağmurlarımı. Başka hangi yağmur ferahlatır ki sizleri? Hangi yağmur?
Yağmurcu geldi...
Yağmurcu.
Kurak topraklarınıza yağmur yağdırırım. Yüreklerinizin ateşlerini alırım. Ağaçlarınızın köklerine damlaları tattırırım.
Ben yağmurcuyum. Yağmur yağdırırım.
Şimdi şöyle yolun ortasına kırmızı bir çizgi çekeceğim. O çizginin bir ucuna işaret koyacağım, yıldırımları tutuşturmak için. Diğer ucunu karanlık bırakacağım, şimşekler aydınlatacak.
Yağmurcuyum, yağmurları taşırım sizlere.
Beyaz kedi her yanı tarayıp ertesi gün için gökyüzünü temizleyen gümüşsü ayı temsil eder. Beyaz kedi "gizlice ortadan kaybolanları izleyen, iz takip eden avcı; araştırıcı; kelebek avcısı"dır. Margaras "ternizleyici" ya da "kendi kendini temizleyen hayvan"dır. Yolu gümüşsü ayla aydınlanmış olan beyaz kedi avcı ve katildir. Bütün karanlık, gizli yerler ve varlıklar o karşı konulmaz ölçüde tatlı ışıkta ortaya çıkar. (William S. Burroughs - İçerdeki Kedi)
9 Aralık 2025 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Tom Waits
Tom Waits. 1949 doğumlu. Hâlâ yaşıyor, şarkı söylüyor. Bana biraz Bukowski'yi çağrıştırıyor. Müzik yazarı Gary Graff, onun sesini şöyle ...
-
Şahin Şahvelioğlu (1958 - 2017) 16 Mart 2017 Perşembe - Kırıntı Köyü halkımızdan Şahin Şahvelioğlu (59) İstanbul'da yaşamını yitirmişt...
-
Mustafa (Kayalı) Dedem'in kırklı, ellili yıllardan kalma Ece ajandaları vardı, herbir güne alacak, verecek yazdığı. Defterleri bana gel...
-
Walkman Hüseyin’in İtalya’dan getirdiği Sony marka bir walkman, elimde tuttuğumda artık yalnızca bir kaset çalar değildi; heyecanlarıma kapı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder