paslı sac özlüyordu puntolanmayı ve delinmeyi, deliklerinden akıtmayı su damlalarını. ah bir yağmur yağsa ve üzerindeki o pul pul derilerinden kurtulsa, o tozlar çamurlaşsa ve o çamur kokusunu, demir pasının o genizleri yakan kokusunu duysa.
atomları ile oynanmayı, yıkanıp arınıp bir kat daha oksitlenmiş parçasını savurmayı özlemişti. boz renklerinin kaynakla yaralanmasını ve kaynakla dikişlenmesini bekler olmuştu. sonra gireceği bir kumlama odasından tertemiz çıkacaktı. kumlar çarptıkça yüzeyine, her bir dirençsiz parçası sökülüp gidecekti. çarptıkça kumlar, arınacaktı, paslarından soyunacaktı. gri, filinta gibi bir sac olacaktı.
yağmuru özlemişti paslı sac.
kaç zamandır en üsteydi. kaç zamandır altındaki kuru yapraklar çürümüştü, kaç zamandır eski dostunun üstünde gerinerek yatıyordu.
şekillenmeyi özlemişti paslı sac. dövülmeyi, daha çok yassıtılmayı, dilimlenmeyi ve yeniden başka saçlarla birleşmeyi. yeniden bir şey "olma"yı özlemişti. bir elektrik direği, bir kule, bir benzin tankeri, bir çimento mikseri olmayı özlemişti. ah yağsa şu yağmur bir, yazın bittiği, kışın kapıyı çaldığı duyulsa. insanlar ısınmak isteseler, insanlar asansör, mutfak, ev isteseler, soba, boru, gaz isteseler.
paslı sac yıkanmanın, uçtan uca yıkanmanın rüyalarını görüyordu. üstübeçlerin ıslanmış kokularına kendi tozlarını yoldaş etmeyi hayal ediyordu.
üstüne kıvrılıp yatmış bir köpek. patisinin ıslaklığını, yüreğinin atışını duymak istiyordu, tir tir titrerken. dilinin dokunuşunu, tozlarını tatmasını istiyordu.
dokunmadan geçip gitti güneş ışınları ve bulutlar ağlayamadan geçip gittiler atölyelerin üstünden.
asfalt yollar özlüyordu suyu, toprak, kuru direkler, çürümek isteyen yaprak, okunmaz olmak isteyen savrulmuş gazete parçası, bir köşesindeki maç sonuçlarını unutmak istiyordu, bir köşesinde üstü çıplak bir kızın resmini kapatıyordu sayfalarının arasına kıvrılarak.
yağmur yağmadı, güneş ışınları batarken, kaçarken kızıl ufuklardan, sığınmaya giderlerken o uzak diyarlara, dokunmadılar bulutlara.
ne oluyordu. bir damla su. neden kaçıyordu? sıvaları dökülmüş duvar köşeleri, neleri korkutuyordu akşamları, gece yarıları. sabahların öfkesi neydi kuru bir soğuğa uyanırken?
özlüyordu suyu paslı sac.
onun "yok oluş"unun çözücüsüydü su. o suyu arzu ediyordu. derilerini kaldırmak ve kanatmak, pul pul dökülmek istiyordu, plazmalarla kesilmek, dağlanmak, parçalanmak ve yeniden olmak, başka bir şey olmak istiyordu, başka yerlerde, başka ayakların altında olmak, kahverengiden griye dönmek istiyordu. kalından incelmek, genişten daralmak. geri çekilmek, küçülmek ve büzülmek, azalmak ve yoğunlaşmak, kıvrılmak ve yuvarlanmak istiyordu. oyuncaklar olmak, raylar, merdivenler, kapılar olmak istiyordu.
ah bir ıslanabilse, ah bir arınabilse...
Ostim - Ankara - Kasım 2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder