9 Eylül 2023 Cumartesi

Bir gece yarısından ...

Gece yarısından selamlar.

Bugün ve dün yoktun. Ben ise verdiğim sözlerdeyim...

Ne yazacağımı bilmeden oturup sözler çiziktiriyorum. Hani görmüşsündür ya, bir blues gitarcısı hafifçe gezdirir parmaklarını teller üzerinde ve derin bir iç çekişten sonra;

“şeytanın olurum / o kadının olacağıma” (Skip James)

veya tiz bir sesle

“beni sevdiğini biliyorum / aman aman / annenden korkuyorsun”

gibi sözlerle başlayan ve sonra derinleştikçe derinleşen, derinleştikçe hızlanan, hızlandıkça oynaşan bir kendinden geçişi yaşıyorum. Parmaklarımda kalem, sesini, notasını, anahtarlarını arıyor.

Gece yarısından selamlar.

Tüm gece yarısı uykularını terk etmişlere selam. Sanki şimdi gece yarılarında yollarda olanlara bir radyodan konuşur gibi sesleniyorum. Kulaklıklarımı başıma geçirmişim ve önümde bir mikrofon var. Konuşuyorum. Konuşuyorum. Konuşuyorum.

***

İyi geceler! Gece yarılarının uykusuzları.

İyi geceler! Gölgelerini karanlıklara emanet etmiş olan sokak talancıları! Sizleri nedir uykusuz bırakan? Belki de ortaktır dertlerimiz, mutluluklarımız şu saatlerde. Dertlerimiz göründükleri kadar yalnızca bizim değildir belki. Senin derdinle benim derdimin kesiştiği bir nokta vardır, ne dersin? Belki dertlerimiz değil de mutluluklarımız, kendimizi mutlu sandığımız şeyler ortaktır. Uykusuzuz işte. Ne dersek diyelim. Gözlerimizle taşıyoruz gündüzleri gecelerimize. Şimdi uzak diyarlardan bir ezgiyi duyar gibi oluyorsunuzdur benim sesimde. Bir keman, bir akordiyon, bir cümbüş veya ne bileyim bir santur, radyonun dalgasını çeviriveriyorsunuzdur.

Sizlere, uykusuz yolculara, gölgelerini kaybetmiş olanlara sesler getirdim. Pamuk tarlalarında iki büklüm pamuk toplayan zenci kızların şarkılarını, kara oğlanların ince iniltilerini.

Sizlere şeker kamışı tarlalarında bellerine dek çıplak, kamış toplayıcılarının hırslarını, Anadolu’nun dağlarındaki çoban ateşlerinin çıtırtılarını getirdim. Pirinç tarlalarının uğultusunu, tuz göllerinin hışırtısını, bir su kıyısında oltasının üstünde uyuyan adamın dinginliğini, kara tavukların, ördeklerin, kurbağaların, cırcır böceklerinin ninnilerini getirdim.

Yarın uzun, sıcak bir gün yine bekliyor bizi, açmış kollarını.

Ama biliyoruz ki bizler, düzenin tutsakları değiliz. Onlar bize gece uyuyun diyorlar. Biz “Hayır.” diyoruz “Yalnızlıklarımız bizim” diyoruz. Yalnızlığımızın farkına vararak eskiteceğiz zaman giysilerimizi diyoruz. Gündüzlerin sorumlulukları sizin olsun diyoruz. Bizim gücümüzü emmenize izin yok diyoruz. Serinliklerin su şırıltılarında gecelerin ay harmanındayız, diyoruz gündüz güdücülerine.

Yarın uzun ve belirsiz. Yarın yine kapanacak insanlar duvarlarına. Yarın yine yollar dolacak ve boşalacak. Gece yolcuları, kıymetini bilin uykusuzluğunuzun ve gece yolda olmanın keyfini.

Şiirler yazılmış cephelerden, savaşların en sıcak vuruşmalarında soluklanan bir anda dizeler çiziktirilmiş sigara paketlerin boş yerlerine. Bizler uykusuzluklarımızı bekliyoruz, o savaş erleri gibi. Bizlerin direnci uykusuzlukla karılı geceler boyunca.

Ben ağaç dallarındayım. Sanki o yapraklarda ben sallanıyorum gecenin koynunda, o yapraklarda ben sürtünüyorum havayla ve ben hışırdıyorum.

Metroların son yolcuları, sarhoş bir hayatın ayıklığına yürüyorlar bilmeden. Bedenlerini dinlendirecekler ve sunacaklar vardiyalara. Bir bitkin adam, gözleri kaymış. Program kodları uçuşuyor gözlerinin önünden, bir gencin. Harfler, rakamlar yıldızları olmuş.

Saatler ilerliyor. Düşen var mı, bayraklarını teslim eden var mı?

Merak etmeyin yargılamak yok bizim kitabımızda, ayakta kalabildiğinizce kalın, düşerseniz üzülmeyin, sizler bizim yoldaşlarımızsınız. Hepimiz aynı değiliz, aynı parmak değiliz. Düşmek, yenilmek değildir, biliriz. Uyumak, kaybetmek değildir, biliriz. Esir düşenleri, yenilenleri suçlamayız. Biliriz ki yenilmek de, teslim olmak da, esir düşmek de bize dairdir. İnkârlarda olmayın yeter, tekrarlarda olmayın yeter.

Saatler ilerliyor.

Ses boğumları fısıltılara açık. Kulağa fısıldanan aşk sözleri yutuluyor, omza kondurulan öpücükler keskinleştiriyor gecenin sessizliğini.

Direnen bir ay var, bir de bizler…

Sizleri ayakta tutmak için buradayım gece yolcularım, sabah ninnilerim…

Hikâyeler yok, hepiniz birer hikâyesiniz saat saat, şiirler sizlersiniz satır satır, yutkunmanızdan çıkan ses ilkin bizim duyduğumuz hayatımızın en önemli ezgisi.

Yollardasınız belki, yataklarınızda dönüyorsunuz, yürüyorsunuz, koşuyorsunuz, meyhanelerdesiniz belki, şarkılarla oynamaktasınız, sevişmelerinizin en tutkulu öpüşündesiniz, bir sigara nefesinin dönüşündesiniz, bir korku filminin kanı donduran çığlığına takılmışsınız, bir ispata son noktayı koyuyorsunuz, bir dişli problemini çözüyorsunuz, bir algoritma inşa ediyorsunuz belki…

Bir dizenin bir kelimesini değiştiriyorsunuz, son nefesinizi veriyorsunuz, doğuruyorsunuz belki, ilk ağlamasını duyuyorsunuz, uykusuz bir doktor acile koşuyor belki, bir tetik çekildi belki, bir şişe kırıldı belki, su döküldü belki, kapılar çarptı belki… Belki… Belki… Ama mutlaka ayaktasınız ve mutlaka uykusuzsunuz ki, benimlesiniz.

Baharları satmaya çıkmıştım bir zamanlar. Baharları satacaktım almak isteyenlere. Ama satılanın ben olduğumun farkına vardım ilk bağırmamda. Yılları dolaştım. Yağmuru, karı, fırtınayı yüklendim. Uzak ettim kafamdan kendimi. Yalnızca satılacak bir baharlık yerim vardı. Sularım soğuk ve acıydı, balıklar başkalaşmışlardı. Tohumlarını yitirir olmuşlardı ekinlerim.

Çok uzun zaman ayrı kaldım uykusuzluğumdan. Çok ayrı kaldım kadim kelimelerimden. Baharların satıcılığı çekmişti beni. Kapıldım mı desem, bağlandım mı desem, gittim de gelemedim. Gittim de dönemedim

Geri geldiğim yer bıraktığım yer değildi. Değişmişti. Ama gerçekten olması gerektiği gibi miydi döndüğüm yer? Cevabım uzun bir iç çekişe eşlik eden “Hayır”dı.

Satılacak baharlar kalmamıştı. Satılan baharlar hep iade edilmişti ya yaz olmuşlardı yakıp kavurmuşlardı, ya kış olmuşlardı kar, boran, dondurmuşlardı.

Döndüm aranıza yolcular. Baharlarımın hepsi bende, ellerimde; göze alıyorsanız sizin olsunlar, üstelik hiçbir şey de vermenize gerek yok, onu bahar gibi yaşayın yeter, çok büyük beklentiler yüklemeden, nemli ve ıslak, bulutlu ve sisli, hayatımız gibi yaşayın yeter.

Gece yarılarından selamlar.

Gölgemle gölgelerinizin birleşmesi. Karanlıkta eşitleniyoruz, hepimiz aynı konturlarda siyaha boyandık.

Biz hep aynı gölgeyiz. Işıklarımız farklı.

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...