Gündüzleri yaptıklarımdan hiçbir şey hatırlamıyorum. Geçen hafta ne yapmıştım, geçen ay ne, hatırlamıyorum.
Gündüzleri yaptıklarımın hiç değeri kalmadı gözümde. Bana uzak ve yabancı.
Gündüzlerime yüksek bir yerden, gecenin içinden bakıyorum. Acıma içindeyim unutulup giden saatlere.
Akşamları ara sıra hatırlamadığım bir nedenden ötürü çıkınca dışarıya, sanki başka bir dünyaya gelmiş gibi hissediyorum kendimi.
Gündüz saatleri ölmüş bir bedenin cansız soğumasında. Biraz kendine, dışına kaçabildiğin anlar hariç. Bir gündüz yolculuğunda otobüsler, trenler böyle kaçışlardan ikisi. Bir çocukla oynamak, yağmurda bir bulvarı aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya yürümek.
Telefonlar yoruyor. Yalnızca sessizde, zil sesi duymak istemiyorum gündüzleri. Yediğim yemek, içtiğim çay, kahve, sigaranın nefesi o anlamsız saatlerin anlamsız tatları. Farkına varmadan bitiyor bardaklar. Şeker atmış mıydım? Karıştırmış mıydım? Hatırlamaya çalıştığımda, ne yaptığımı farkına varıyorum.
Kurulmuş ve bırakılmış bir pilli bebek, sanki ben oyum, kurulanı yaşayan.
Uykularda yaşıyorum. Işıklı saatler kararıyor, karanlık saatler ısıtıyor, kendisine çağırıyor gözlerimi ve tahayyül ettiklerimi görmeye. Gündüzün, ışığın yaraladığı gözlerimle kaçıyorum. Gölgelere veya gecelere sığınıyorum. İşin curcunasından sokağın heyecanına gece yarıları çıkıyorum. Sonra evin, odanın, yatağın kapanışına saklanıyorum.
Yazı. Bir grizu patlaması gibi dağıtıyor beni, geceleri öldürüyor, en çok yaşamak istediğim coğrafyada, ölümümün tanıklığını yapıyorum. Kağıt, kalem, kaçışımın fay kırıkları. Kelimeler, sesler, harfler fışkırıyor.
Onları yalnızca geceleri toplayabiliyorum, karanlık ağlara takılmış olanları. Toplarken bir türkü çığı düşüyor üzerime, soğuk. Bildik, duyduk, alışıldık sözlerin arasına sıkışmış ezgiler yelken açtırıyor kelime seferlerime. Değişmeden, alçalmadan, yükselmeden, dalgalanmadan, tizleşmeden, pesleşmeden, bemollerin tepelere çıkışları, diyezlerin intiharları, öylesine akıveren akordiyon (a)korları düzleştiriyor aykırılıklarımı, çıkıntılarımı. Arınıyor topraklarından, cilalanıyor çıplak ruhum. Kelimeler, sesler güçlenirken, anlamlar zayıflıyor. Yitiyorlar, biçimlerin arasında.
Değişen bir şey yok. Yeni hafta sonları, yeni aylar, yeni yıllar, yeni işler, yeni insanlar, yeni yollar, yeni beklentiler...
Yeni, yenilemiyor beni.
Senin yenine dayanamam. Beni terketme gölgem.
Beyaz kedi her yanı tarayıp ertesi gün için gökyüzünü temizleyen gümüşsü ayı temsil eder. Beyaz kedi "gizlice ortadan kaybolanları izleyen, iz takip eden avcı; araştırıcı; kelebek avcısı"dır. Margaras "ternizleyici" ya da "kendi kendini temizleyen hayvan"dır. Yolu gümüşsü ayla aydınlanmış olan beyaz kedi avcı ve katildir. Bütün karanlık, gizli yerler ve varlıklar o karşı konulmaz ölçüde tatlı ışıkta ortaya çıkar. (William S. Burroughs - İçerdeki Kedi)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Eski Videolar
Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...
-
Şahin Şahvelioğlu (1958 - 2017) ------------ 16 Mart 2017 Perşembe - Kırıntı Köyü halkımızdan Şahin Şahvelioğlu (59) İstanbul'da ya...
-
Belleksizleşmek İstiyorum. Bu bir beklenti değil, bu bir niyet değil, bu bir geri çekilme veya kaçış değil. Tükenmiş olmanın doğal bir sonuc...
-
Mustafa (Kayalı) Dedem'in kırklı, ellili yıllardan kalma Ece ajandaları vardı, herbir güne alacak, verecek yazdığı. Defterleri bana gel...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder