18 Şubat 2008 Pazartesi

Bir Ruh Titremesi


Bir ruh titremesi sardı beni. Ruhum titriyor. Soğuktan değil, fırtınadan değil, kardan, tipiden değil. Tir tir titriyorum.

Yavru bir köpek, geceleyin taksinin önüne kıvrılmış, bir ayağı topal, taksinin motoru altında ısınmaya çalışıyor, benim ruhum titremelerde oysa. Hava soğuk, dişlerim çarpıyor. Battaniyenin altına sürünerek girmeye gidiyorum eve. Kimseleri görmeden, kimselere dokunmadan. Gece soğuk. Gözlerim çapaklanmış yorgunluktan. Bir titreme sarıyor beni.

Yollara çıkacağım. Değişecek görüntüler. Kayıp gidecek evler, direkler, çitler, ovalar dağlar, sarı çizgiler, düz çizgiler, kesikli çizgiler. Tek başıma bir pencere kenarından bakacağım bulanıklaşan görüntülere. Başımı yaslayacağım camlara. Camların soğukluğu alacak ateşlerimi. Beni zincire vuracak odalar. Korkuyorum.

Ayaklarıma kan oturacak, otobüslerde. Uzun yollar.

Kıvrılacağım bir virajla, bir rampa düşüp bir rampa fırlayacağım. Ölgün ışıklar tek tük yanacak otobüste. Su isteyenler, çay isteyenler. Titreyecek kahvenin kokusunda burun deliklerim, kimse yok yanımda, anlayacağım. 

Telaşlı ve acele bir şeyler karıştıracağım. Bir kitabın kıvrık sayfasını bulacağım, yeniden başlayacağım okumaya, önceden okuduğum yerler. Kelimelerde izler arayacağım kendime ait. Yanımda başı göğsüne düşmüş biri, kendi yalnızlığında, saldırıyor bana, konuşmama inadındayım, sayfalara sığınmış.

Güneş var, kendini zor ısıtan. Atölyeler başladı çalışmaya. Kocaman sarı makineler ve tekerlekleri. Yanından geçerken ısınmış lastiğin kauçuk kokuları burnumda. 

O büyük dağlar indirilirken, dümdüz yapılırken, o boğazlar açılıp okyanuslar bağlanırken birbirine, o gökdelenler, o evler, büyük siteler, o hızlı, yolları dün eden otobüsler, otomobiller yapılırken, ölüveren, üzerine düşen parçayla bir yerleri kırılan, elektrik çarpan, insanlar aklıma düşüyor, evden çocuğunu yorganın sıcaklığına emanet edip ölümüne yollara çıkanlar, kadınlar, erkekler.

Kauçuk kokularını içime çekiyorum. Mazotun sulara karışmasına bakıyorum: Rengarenk morun tonlarında yağ damlacıkları. 

Sabahın ışık görmemiş soğuğunda sırtlarında görünmez ağırlıkları taşıyanlar. Başlıyor ruhum titremeye. 

Benim sabahlarımda kendi akşamlarını yaşayanları görüyorum. Uyku mahmurluklarımı, yorgun gözlerinde dinlendirmek isteyenler var. Sürünerek giriyorum geceleri yorgan altlarına, sürünerek çıkanları hissediyorum.

Bir şarkı.

Aşkının yakışında, yanmış bir ağaç, ney sesinde. Mekanik vuruşlar. Piyano tuşları. Islık çalan bir bıçkın delikanlı, önünden yürüyen kıza bakan bir çırak, banka kapılarında bekleyen yaşlı kadın, otobüs beklemesinde bir okul çocuğu, annesinin elinden tutmuş, okula yeni başlamış bir kız. Geçip gittim. Uzaklaştım. Hala cıvıltısı kulağımda.

Saatler benimle geçiyor. Uzaklar, yakınlaşıyor, Ateşler sönüyor, trenler kalkıyor, şarkılar bitiyor, uçaklar iniyor, asansörler yükseliyor, rüzgarlar çarpıyor, mevsimler, yıllar akıyor, titremeler geçmiyor. 

Çıkacağım sokaklara, döküleceğim yollara. Başımı eğeceğim. Telefon edeceğim. Selam vereceğim. Konuşacağım, güleceğim. Ama kimse hissetmeyecek titrediğimi.  

Yazılar yazıyorum. Kelimeleri ayıklıyorum tozlarından, parmak uçlarım soğuktan zonkluyor, noktalama işaretlerine baş kaldırıyorum. Yanlış harfleri düzeltiyorum, sözleri sıraya sokuyorum elimde bir cetvel.  Şiirleri unuttum, kilitleyip kaldırdım sandıklara. Bulunamamış kelimenin boşluğu batıyor gözlerime, tamamlanmamış cümlede.

Bir siren sesi.

Denizlerin dalgalarında kımıldıyor saçlarım. Dalgalar çarpıyor, bulutların vekilliğinde. Her yer mavi. Çarpışmalarda hava ile su titriyor.

Rüyalar görüyorum. Uzak ülkelerdeyim. Çok uzak ve gelemiyorum oralardan. Göze alıyorum ölmeleri oralarda, unutulmayı ve kuma karışmayı. Herkese söylüyorum. "Gidiyorum buralardan" diyorum. Kimse umursamıyor. Oysa ben oralardayım, yanlarındayken bile.

Rüyalar görüyorum, uzak ülkelerdeyim.  Ama burası dün geçtiğim yol.

Çamurlu caddelerden geçerken karşıya, oralarda karışıyorum başka hayatlara. Köklerimi tek tek koparıyorum bu topraklardan. Ne derine salmışım köklerimi. Yaralanıyorum. Acıyor her bir kılcal damarım.

Nilüfere özeniyorum. Bir ince kök. Kopardın mı yok.

Derinleşmeler yok ediyor beni. İçin için kuruyorum. Köklerimi koparıyorum. Kimse farkında değil. Her bir kökümü kesme bir ayıklanma, her bir kökümü toprağa bırakma bir arınma.

Uzak ülkelerdeyim rüyalarımda. Köklerimi terk ettim. Çöllerine giriyorum uzak ülkelerin. Her tarafım kum, her tarafımda kum. Kum oluyorum, çıkmıyorum kum girdabından kumul oluyorum. Geçiyor ruh titremem.

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...