20 Şubat 2008 Çarşamba

Hayatın Kollarında

başımı kaldırdığımda
bitmemiş bir hayat görürüm
yolu bitse de
sorularım cevaplarını şaşırmış görürüm
ağacın kırılmış dalında
bağlanmış kırmızı çaputun
hüznünü bir de

serçeyle simidimin susamını paylaştım
sabahın yalnız ayazında
masama gelmişti sekerek
ürkekliği bir de

bir boyacı çocuktu sırtımda taşıdığım
kaldırımları dolaşma özgürlüğünde
okullarınız kapatılmıştı
ah soğuk olmasa bir de

istanbulda donarken yanan ölüydüm
kapılardan çevrilmiştim
pabuçlarım su alıyordu
ne iyi yağmur yağmıyordu
ama soğuk ısınmıyordu
ölüyordum uyurken bir de

yolcu salonlarında ısınan bir alkoliğim
otobüs beklemelerim bahane
nereye gideceksin diye soruyorlar
kalkmıyor seferim diyorum
bulabilsem ah kendimi bir de

geceyarısı kolanın içine bir kaşık kahve
köpürdü bardakta kaçtı uyku
sabaha daha çok var
sönen lambalar altında
sevişmelere bir de

telefon ettim karanlık delindi sesinle
bir güvercin kanatlandı
kondu buluttan tahtına
kurşun değil sesi öldürecekti
insanın kalleşliği bir de

kadife - köpeğin adıydı boncuk gözlü
hüsnü - kedinin adıydı damların şahı
her sabah güneşinde oynaşıyorlardı
ne gözlerin önündeydiler
ne karanlık köşelerde
öylesine dosttular hayatın kollarında
bizler insandık güya gülüyorduk
onlar hayvandılar bir de

kar var hava soğuk
bir madenci sabahında yiyeceği
yalnızca şarabı ekmeği ile
patlayan maden ocağına koşan Van Gogh
çok uzak bize
metronun yanındaki mendilci çocuk bir de

dört işlem sayılar rakamlar
kar zarar hesapları
doğru yanlış çeteleleri
iyi kötü şablonları
işaretler çarpılar
kayıtlar veritabanları analizler
kendimi bizi insanı bulamıyorum aradıkça
donmuş dalda dökülmüş yaprakta olan hayatı
bir de
Herşeye Karşın Dergisi - Sayı 2

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...