Bütün gün ve gece kar yağdı.
Bir yumuşaklığın ağırlığı çöktü yollara. Hava puslu, dumanlı. Çatıların kırmızılıklarını örtmüş beyazlar. Hava munis, uysal bir kedi... Dingin sözcüklerin örgütlediği bir yığıntı.
Araba gürültüleri tırmalamıyor kulakları.
Sabahın tılsımı yavaşça öğlenin hinliğine teslim oluyor. Pencerelerde çekili perdeler. Tüller arkasından düş ırmakları, gecenin bir yerinden sonraki heyecan girdapları kaçışıyor ışığın zulmüyle.
Eski zamanların eskiler alan hurdacılarını davet etmiş şubat. Haber bekleyen bir annenin üzüntüsü çöreklenmiş oğlun yüreğine. Bir haber yollamak isteği. Unutmanın yükü nasıl kalkar? Bir yerlere sığınmanın, bir şeyleri ertelemenin, açıklanamayanın, yarım bırakılanın hüznü ağırlaştırıyor sabahları ve uykularda yaslandığımız yastıkları.
Zaman, sesler, yollar, geceler, öfke, yalnızlık cep sözcüklerdir.
Büyük dünyalar değil, dünyaları dünyalaştıran insanlardır duraklar. Gece yatağa yatarsın. Yalnızsındır. Yanında birisi soluk alıp vermiyordur. Uyursun tedirgin. İrkilerek bir sese, kabusa uyanıverirsin. Her yan karanlık. Saat üçtür, belki dört. O anda kendinle baş başasındır. Ölümün varlığı dolduruverir benliğini. Tüylerin diken diken olur. Sonra ilkin karanlığı, sonra omzunu öpersin yumuşacık ve sıcak. Sıcaklığın sana güç vermektedir. Hesaplaşmaktan ve hayattan kaçmak istersin. Kör dehlizlerin olur dakikalar.
Korkular duyarsın korkmaktan. Soluksuz kalmaktır korkulardan ırak düşler. Gelecek düştür. Korkulardır onu düşleştiren. Korkular eşlik eder düş evrenlerine. Yanmak, yıkılmak, azap çekmek, ölmek, reddedilmek, aç kalmak, sevememek dost sözcükleridir korkunun.
Bir kovalamaca oynanırmışçasına delilenmekte çocuksu anlar. Bir öfkenin tadı damaklarda gizlidir sunturlu küfürlerle.
Sabahları kalkar kalkmaz, gerinirken açılan kollar neyin nesi?
Boşluğu kucaklamak.
Durmuş bir zaman hücresi değildir yataklar. Gecelere hükmünü geçiren karanlık örtücülerin yığdıkları kara'lıklar, sabahları kollarla gerinirken atılırlar. Kollar uyku bilmecelerinin surlarını gerinirken yıkarlar.
Taşlardan kayıp giden, toprak ve havaya asılmış ıslak toz kokusunun sokakları boydan boya sardığı hareketsizliğin ölüme güdülenmesi, hayatın feryadını bastırır. Hep unutulur ölüm. Yokmuş gibi davranılır ölüme. Çıkmaz sabahlara doğru birden kendini dayatır insana ölüm. Bir an yoktur dünyanda, bir anda yoksundur dünyada; öyle keskin ve açıktır ölüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder