
Karanlık.
Loş odada, gıcırdayan tahtaların iniltilerini azdıran mübaşir, aşağı yukarı durmaksızın adımlamakta hırıltılı hırıltılı.
Sigaranın sararttığı parmaklarının arasında bir kâğıt parçasını yuvarlamakta sanık.
Yargıç soluklandı.
Önündeki koca ve tozlu dosyayı kapattı. Ezilmiş, büzülmüş bir kölelikten kurtulurcasına atak ve vurucu savrulmaya başladı ağzından sözcükler: “İdama mahkum edildin.” Saçları üç numara, sırtında gri, kirli düz mahpus damlığı, ayakta gülümsemeye durmuş eli sıkılı bağırdı sanık: “Hayır.”
Odanın pencereleri tavana yakın. Bir sıra dizilmişler, yoklamasını beklemekteler temizlikçi kadının ve bezinin.
Yargıç.
Kaldırdı başın gömülü olduğu gerdanının kıvrımlarından. Grice bakarak ve elindeki kalemi kırarak “İdama mahkûm edildin”. Kalemin ucu eline battı bu sırada. Parmak ucunu ovuşturdu hafifçe. Kaşınma ve acı geçmiyordu, üstelik yayılıyordu dalga dalga kolundan yukarı doğru.
Tiz bir kahkaha duyuldu kürsünün altından. Bir cüce fırladı yerden bitercesine. Kürsüye tırmandı morarmış ve dili sarkmış yargıcın elinden kırık kalemi çekip aldı ve atladı yere.
“Nasıl da batırdı eline gördün mü kalemi?” diye sordu sanığa. “Kalem zehirliydi” dedi cüce ve ekledi, “bu zehir öyle bir zehir ki, az sonra o, toz olacak.” Sanığın tahta pervaza
dayalı parmaklarından birine hızlıca batırıverdi kırık ucu. Sanığın gözleri olanların şaşkınlığından aynı kaygısız bakışla bakmayı sürdürdü bir süre.
Sonra neden yargıç ölmüştü? Bu soru takıldı aklına. Aklından geçenleri okurmuş gibi konuşmaya başladı cüce. “Anlamaya çalışma dostum olanları. O, bu sonu isteyerek seçti. Her yargıç bizim mahkememizde verdiği cezayla ödüllendirilir. Ama bilmez bunu o. “
“Bak şu mübaşiri görüyor musun? Ne ölümler gördü o, ne ölümler. Kimlerin affedildiğini, kimlerin deliklere tıkıldığını. Kimlerin akıl hastanelerine yollandığını. Kılı bile kıpırdamadı. O, çünkü tek yargıçtır burada.”
Sanığın rengi değişmekte.
“Daha zamanın var” dedi cüce. “Dünyada suçu değerlendirip ona uygun cezayı verecek, adaleti gerçekleştirecek tek kişi bile yoktur, bilir misin? Herkesin şöyle ya da böyle küçük ya da büyük, vicdanında hesaplaştığı mutlaka saklı, gizlediği bir eylemi, düşüncesi vardır. Vicdanında hesaplaşıp kapatmadığı bir hesabı mutlaka vardır. Yoksa ona insan diyebilir misin?”
“Adaleti kimden beklemeli o halde? Ne yapmalı?”
Cüce.
Uzun bir süre sustu. Sonra tekrar konuşmaya başladı, küçük adımlarla dolaşırken sandalyeye çökmüş sanığın çevresinde.
“Düşündük, taşındık, araştırdık ve sonunda bir teknik geliştirdik kendimizce.”
“Bir suçluyu yargılayacak olanı biz gizlice yargılayacaktık. Onun sorduğu soruların yanıtlarını kendi yüzünde arayacaktık. Sonra onun hükmünün sonucundan ona pay verecektik.”
“Bizim yargıçlarımız işte bu nedenle kendi bilinçleriyle, vicdanlarıyla ve geçmişleriyle hesaplaşmak zorundadırlar karar vermeden önce. Bu hesaplaşma onların belki son hesaplaşması olabilir, bilinmez.”
“Siz kimsiniz? Siz de suçlu olan yok mu?” diye mırıldandı, bitkin, sanık.
Cüce.
Çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi gözlerini büyüttü, öksürdü ve sesini hafifçe kalınlaştırarak sözcüklerin üzerine basa basa konuştu. “Ha, bak dostum! Biz gerçek değiliz. Biz bu küf kokulu yerin hayaletleriyiz. Bu odanın, bu kara, kalın tozlu yasa ciltlerinin tozlarından döllendik ve doğurulduk. O yüzden ben böyle güdüğüm ve mübaşir de öyle kansız, soğuk ve sarı.”
Morarmaya başladı yüz ve bir duman kokusu yayılır gibi oldu etrafa. Yargıcın tozlaşmasından hemen önce duyduğu kokuyu hatırladı belli belirsiz sanık.
“Şunu söyleyeyim dostum. Yargıcın yerinde sen de olabilirdin ve senin yerinde de o ya da başkası. Neylersin ki sonuç değişmeyecekti. Senin suçunda o, kendi payına yaptıklarını tarttı ve kapatmak istediği hesabın maliyetini senden çıkartmak istedi. Ama nereden bilecekti ki kendisinin bu maliyetin bir kısmını ödeyeceğini?”
Sanığın oturduğu sandalyenin dibinde küçük bir toz tepesi oluşmuştu. Mübaşir yargıcın tozlarıyla sanığın tozlarını karıştırıp çiçek saksının dibine döktü.
Adalet böyle iç içe, suçla ve cezayla, nedenle ve sonuçla...
Bu birliktelik toprağıdır hayatın.
“Evet, haydi diğer sanığı çağıralım” dedi cüce “ve yargıcı” diye ekledi mübaşir.
1988
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder