sokaklar satılığa çıkarılmışpazarlanan geceler
kandırılan gündüzler
neresi bu şehir
adını söyle ki bizim şehrimizdir diyelim
şehrin aylakları
mülksüzleri
batakhaneleri
geceyarıları
ucuz otelleri
terminalleri
köprü altları
yok edilmişler
farklı
her ayağın bastığı yer
beraber yaşasın isterken
şehri yaşa ama uzak tut kendinden
bırakacaksın şehri
o kendisini inşa etsin
yaksın
yıksın
geri çekilsin
sonra kendisi olsun
truva olsun
on kez yıkılsın
on kez yapılsın
üst üste
yüzyıllar geçsin
bir suskunluk olsun
kuraklıklardan kırılsın
depremlerle çöksün
sellere kapılsın
kendine
karmaşasında
birbirine sokulanlar
korkular
büyücüler
engizisyonlar
yakılanlar
yıkılanlar...
talan etsin
adını koyarken bir büyücü
şehrim
yüzünü çiziyorum
sana isyan ediyorum
nefretim bil ki şehrim
sana sevdamdır
aşkımdır
çocuğumdur
ölürüm de sesim çıkmaz
şehirler var
uzak dur
dokunma bana
yakarsın
kül edersin
evinden dışarı adım atarken
bir korkusun
bir telaşsın
yolların kalabalık
zor kaldırımlarda
seni ararım
kimdin
kimdim
kuralın neydi
yaşanacağın var
derken
tanışmak istedim
her sokağına adım attığımda
her cadden cesaretti
her köşe başı dönülecek bir andı
gizlerin okunmayı beklerken
olacak olan ve oluverendin
damıtılamazdın
birikmeliydi
çoklukların içinde saflaşan
azlıkların içinde
yok olarak kaybolan
büyük dalgaları seversin
yıkmak gücün için
devrimlerim
büyüklüklüğünle tetiklenir
büyüdükçe
çoğaldıkça arınır
öykülerimiz
frida kahlo
van gogh
rodin
rilke
pavese
kafka
ne kadar çoklar
hala ne kadar çok şehirler
büyümüş olarak hiç olduk mu?
buzdağının görünmeyen kısmı
kim bilir kim..
kendi içinde büyüyen şehir
ölsem de yaşamak istiyorum
hayatı büyütüyorum içimde
acılar
mutsuzluklar
yalnızlıklar
bu şehrin dışında değil
bu şehir hayatın dışında değil
hayat akan bir nehir değil
tutkusu
korkusu
yalnızlığı
küçük anların coşkusu
sabah
kuru ekmek ve bira
akşam
ucuz nargile
sade kahve
bir çocuk
bir şarkı
biraz resim
yüklendiğimiz gündüzler
yükümüzü yıktığımız geceler
kadınlar
erkekler
ihanetler
kavuşmalar
düş kırıklıkları
rüyalar
bir şehir daha olamayacak kadar yorgun
ölümden sonra
sende köklenmiş
güneşi damıtırken
farkına varıyorsun işte şehrin
harfler
dağlara bırakılan dostlar
el sallanan yollar
cam kenarları
sıcağı
soğuğu
belki yarın gideceksin bu şehirden
kalanlar götürdüklerin olacak
kendi sırların
kendi gizlerin
sanki bir büyücü gibi
seninle konuştum
seni yaşadım
harfler de olsa senin hallerin
kelimeler gözlerimde birleşiyor
dağılıyor
hayatın oluyorum
şehrim
yabancıyken içinde
nice insanlar
sahteydiler
oyunlarla yaşıyorlardı
yapılmış plastik çiçekler gibi
hiç bozulmadan
rafine edilmiş
inceltilmiş
plastik tadlar
o beniz kim
sarı
beyaz
siyah
kuzeyli
güneyli
yabancı
el
senden olmayan
senden uzak
aynı iklimler
aynı rüzgarlar
yelkenler
kentsoylu gururunda
bir bozkır atlısı
yabancı kim
bana bu kadar yakın
işgal edilmiş
geniş ovalarda
başka işgallerin farkına varan
izin vermek istiyorum bazen
oyunla değil bilerek
süslenmiş
yapma çiçekler istemedim
şehir olsun dedim
fakat
hep
yok olacağına inandım
ne adını
ne yerini
ne iklimini
ne hangi dağ eteğindesin
ne hangi ırmak kenarında
hangi göl kıyısında
hiçbir şeyi merak etmiyorum
ulaşılmaz olacaksın
bu gücün elinde
burdayım
sendeyim
sana rağmen
seninleyim
beni yok edebilirsin
çizdiklerin kalır
mezar taşların
sokak isimleri
çıkmaz yollar
kazınmış banklar
kabukları soyulmuş ağaçlar
yaşadım dediğim sürece
olursun
hayatını uzatıyorum ne kadar az uyursam
gecelerim ne kadar sabaha yakınsa
sadece gündüzleri yaşamadan
budandım da büyüdüm
örselendim
taciz edildim
kaçtım
saklandım boşluklarına
yaşamadığım zamanların oldu
terkettiğim
adını unuttuğum
hoşça kal
rüya kapanı sevişmeler
düş avcısı çağrılar
biralar
sigaralar
dumanlar
eğri büğrü kaldırımlar
yabancı
özgür ruh
gerçekten sen ol şehrim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder