
Ağaçların çıplaklıkları bitpazarı gözlere döküldüğü günlerdeyim. Nasıl kurtulmuştuk? Düş müydü yoksa? Uykudan birlikte mi uyandık? Aynı düşü iki kişi görebilir mi?
Günlerimiz. Benim senle geçen, senin, senle geçtiğini bilmediğin günlerim akıp gitmede usulcacık. Sabahlarım akşamlarımın yollarında, düşler anıların sızıntısında devşirilmekte kesintisiz. Bir şeyler beklemede. Katışıksız bir kurtulma özlemi dayatmada saatlere. Neşesi kalmadı kelimelerin.
Sıradanlaşmışlar ve tekdüzeleşmişler.
Bir şeyler var, ama ne olduğunu bilmiyorum, ne olduğunu merak etmiyorum, ne olduğuna bakmıyorum, böyle gitmez derken.
Açılmalı küp bir yerinden akmalı ve boşalmalı bilinmezliğe. Nereye kadar daha dolacaksın?
Bilinmezliğe yönelerek bulacak su yolunu.
Yorgunluğun kursağında kalıyor dönüşümler, değişimler. Uykusuzluğun koyakları arşınlanıyor. Arayışlar gülüşlere sarınıyor, gülümseyen dudaklara, dudaklardan dökülen ve anlamları kaybolan kelimelere, soğuk köşelerde tırmalanan aşk inlemelerinin sönüşüne..
Çalparalığın sırası değil. Haydi uyku başına. Bu bir çelişki değil benim için. Dikkatli ol. Uykusuzluğumun koyakları yarın kavgaların çamuru olabilir.
Gölgem.
Senin için yaşamalıyım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder