25 Mart 2008 Salı

Vincent’le Söyleşiler – V : Yağmur

Onu en güzel saracağın zaman, bu zaman. [Mevlana]

Pencerem ardına dek açık. Yağmur yağıyor. Gündüz. Okulun kiremitleri ıslanmış. Küçük derecikler çağıldıyor toprak bahçede. Top oynamaya çıkmış çocuk sesleri saçak altlarından giriyor odama. Mamak’ın arkası bembeyaz, üzerimiz kara, yüklü bulutlarla kuşatılmış. Damlaların düşüşü hızlanıyor, gök gürültüsü. Mumun alevi oynaşıyor. Minareler kuru dallarla salınıyorlar.

Yıkanıyor her yer. Toprak, duvarlar, çatılar, gündüz, pazar, tatil, işkencedeki kız, kirlerinden arınıyorlar, ak pak. Kasvet, ölüm korkusu, yaşam yorgunluğu, ümitsizlik. Zırhlarını çıkarıyorlar, sıyrılıp gidiyorlar, insanların üzerlerinden. Mumlar titreşmeye devam ediyor. Ağaçlar horon tepiyorlar, köpekler havlıyor. Vincent bile bir başka bakıyor bana. Yatışmış, rahat ve sessiz. Gözleri gülüyor gibi.

Karşı binanın bacasından beyaz dumanlar salına salına fırlıyor; gelin duvakları parmaklarını ısırıyor. Yağmura sarılıyorlar. Aşk ateşlerini serinletiyor yağmur. Damlaların hızı artıyor. Daha sert çarpıyorlar. Her yan gri bulutların egemenliğinde. Baş kaldıran yok onlara. İçlerinden geldiğince ağlıyorlar, ellerinden geldiğince, acılarını katık edenleri gördükçe.

Yavaşladı yağmur, şehveti indi toprağa. Son iniltilerinde bulut. Elleri cebine sokmuş, yakasını kaldırmış, dudaklarında yanık bir sigara, sevgilisinden ayrılan bir delikanlı gibi dilinin ucunda türkü mırıltısı, çekiliyor geri. Çocuklar fırladılar sokağa teneke çalıyorlar. Kepenkler açıldı. Eski rengine büründü gök.

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...