uzun yıllardan beridir bir kucaklaşmanın görülmez kol açılışları
karanlık gecenin kaldırımlarında kavuştu omuzlarla
bir anlık duraklama ardından hasret yüklü kucaklaşma
hepsi bu ama
yıllar yavaşça örer ağlarını
yıllar yavaşça çeker unutulmanın tülünü
anımsama
bir közün hafifçe üflenmesi
görmek
duymak
parçalayabilir ancak zamanın uyuşturan özlemini
tuz gölü üzerinde çekilen ayın puslu fotoğrafı
karanlığın parlaması kristallerde yakar ateşi
yürümek
koşmak
yakalamak istedim
yetişemedim
yalnızca bir gölgenin silinmeyen izleri
göz bebeklerimde mahsur kaldı
ölümler yıkımlar kıranlar
terk edilişler terk etmeler
yalnızlıklar hücreler vardı
akıp giden sular değildi
zamandı
nelerin olup olmadığı değildi
tükettiğimiz zamanlarımızdı
ölüme güdülenmiş yoksunlularımız
ufuklar
sabahlar
sokaklar sarınıyor koca kara betonları
hücreleşiyor hayat
hoş geldin
rakı şişesinin dibinden baktım dünyaya
ters dönmüştü
yalpalamaktı esas olan
sallanmak ve yıkılırcasına dikilmek
dalgalanan titreyişinde dünya bana açık etti tüm sırlarını
büyükse de adalardı yalnızca kıtalar
okyanuslarsa da sulardı damlalar
parlamayacaksa da tutulan ışıklardı güneş
sırların sırı
kimyaydı camı aynalaştıran
yolların giziydi canı bedenle kaynaştıran
akşamın sabahıydı
sabahın karanlığını buluşturan ateşlerle
dumanın kaçışıydı örtülerin altından
el eden bulutlara
sarılmalardı ayrılıkları taşıyan gecenin tülleri içinde
kolların omuzlarıma kavuşmasın
“hoş geldin” dememek için yok ettim “güle güle”yi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder