1 Mart 2008 Cumartesi

Kaldırımlar


İçten gelen tepkiler toplamı, boşalmak için, sabah rüzgârlarını soğuk beton duvarlarda karşılıyor.

Erken saatlerde bir yerlere yetişmenin, geç kalmanın sancısı yaşanmıyor artık. Uyanan kirpikler batmaya başlıyor güneşin ışıklarına. Telkin edilen yaşamın zorunlulukları. Hükmünü yitiriyor. Sıkıyönetim kurallarını dağıtmıştır işlere her gün. Olağanüstülüğün çakır keyifliğine gömülüyor zincirlerinden boşanmak duygusu.

Sallanan direkler arasındaki elektrik hatları değil, bir kentin esnemeleri.

Kaldırımlarda çöpçüler. Hemşireler, doktorlar nöbet değişimindeler. Refakatçiler dışarı çıkıyorlar, bir şeyler almak için. Dolmuşlar, otobüsler dolu dolu akıp gitmede aşağıdan, yukarıdan.

Sabah soğuğu ile sertleşmiş çamur, kurumuş yaprak çiğnenmelerine cevap veriyorlar çıtırtılarıyla. Çıplak dallar birbirlerine çarpıyorlar. Yollar, buza kesmiş tükürükleri bile.

Bir araba motorunu ısıtıyor. Uzun uzun öksürüyor dükkanın kepengini kaldıran bakkal Hasan. Süt şişelerinin şangırtısı karışıyor kamyonların homurtusuna.

Kuşlar bir kırıntının peşindeler. Sesleri inceden ve boğuk, ayazlara alışkın. Çocuklar okul yollarında kovalamaktalar kuyruğunu sallayan zamanı. Uykularının sıcaklığını yataklarına emanet bırakmışlar.

Kömürlüklerden kürek ve kova çarpıntıları açlığını hatırlatıyor sobaya. O soğukta bir kadın kömür dolduruyor. Ezilmişliğin izleri konuşmalarında, saldırgan. Radyoda sabah istekleri. Gazel, türkü, uzun hava, bozlak. Saat başı sinyalleri. Haberler.

Pencereden aydınlığını satmaya çalışan günü bölen bir güneş.

Araç kalabalıkları dolduruyor caddeleri. Kaldırımlarda çarpışan ayak sesleri.

Bitkin bir diriliktir sabahlar.

Bir ölüyü sırtlanmıştır taşlar, taşımaktadırlar birbirlerine aktararak.

Kimi an eriten bir ezgiyle, içli ve ıslak yaslarken başını toprağa, kimileyin sunturlu bir küfürle ürperiverir taş. Laf atmaların utangaçlığında kızaran yüzünü gizleyen bir delikanlı toyluğunda salınan genç kızı süzer, öper tabanlarını usulca. Sabrın adıdır taş. Bitimsiz bir zaman akımı içinde yine sabrıyla özdeş, taşır sırtında durmadan akan insan selini.

Kedinin patisine sürünecek, köpeğin diliyle nemlenecektir tutkusu.

Kaldırımlar.

Kaldırımlar, taş taşa, koyun koyuna ulanıp uzanmaktalar sonrasıza, öncesizden sınırsız. Neresi başlangıç, neresi bitiş bilinmez. Yağmurlarla yıkanırlar, karlarla dinlenirler, tozlarla anlarlar yazın geldiğini.

Kâğıt parçaları, sigara izmaritleri, buruşturulmuş bir samsun paketi köşeye savrulmuş, susuzluğu ile kavrulan bir pet şişe. Kenarında kaldırımın, saçı sakalın karışmış, her yanı paramparça elbiseleri ile diz çöktüğü mukavvasının üzerinde bir adam, elleri bacaklarının arasında, başını omuzlarının içine çekmiş, bir öne bir arkaya sallanır, yanında şarap şişesi. Garip sözler dökülür ağzından, yuvarlanıp gider kaldırımlardan. Şişenin yanında bir iki parça bayat ekmek, soğan, çöplerden toplanmış.

Çöp bidonunun başında kağıt ayıklayan bir hurdacı çocuk. Ağacın dibinde köhne arabası kağıt parçaları ile dolu. İzmariti yakmaya çalışmaktadır nemlenmiş kibritlerle. Arabasının buz gibi demir korkuluklarını uzattığı kazağının kol ağızlarıyla kavramaktadır.

Kaldırımlara bütün gece dolan flüoresanın soğuk nefesi yerini, güneşin iğneleyici sıcaklığına terk etmektedir.

Vitrinler kustuklarını toplamaktadırlar, insanların yoksunluklarıyla bütün bir gece alay etmiş ve kahkahalarla gülmüş olmalarının yorgunluğu ile kapamaktadırlar gözlerini sokaklara. Nöbet acımasız olanındır artık, güneş kuşanmıştır silahlarını.

Tüpçüler tüp indirmektedirler, fırından taze somun kokuları yayılmaktadır. Pastaneler ketelerini, poğaçalarını, ay çöreklerini raflara yerleştirmektedirler. Tezgâhın yanında pirinçten bir salep kazanı, tarçın kokusu.

Yapılar, binalar, duvarlar, çitler, parmaklıklar, demir kapılar, üst geçitler kucak açmaktadırlar çalıp götürdükleri, törpüleyip örseledikleri, emip tükürdükleri insanlara, el konulmuş insan taslaklarına.

Hiç yorum yok:

Tom Waits

Tom Waits. 1949 doğumlu. Hâlâ yaşıyor, şarkı söylüyor. Bana biraz Bukowski'yi çağrıştırıyor. Müzik yazarı Gary Graff, onun sesini şöyle ...