Kıvrıla kıvrıla giden raylara akşamın alacakaranlığı düşerken vagonun camlarında kompartımanların ölgün ışıklarının yansıdığı siluetler belirir. Gölgeler derin ve karanlıktır. Bozkırın orta yerinde tek başınalık daha bir hissettirir kendini. İkinci mevkiinin koridorunda üç beş açılır kapanır oturağın birine çökersiniz. Pencere yukarıdan biraz açıktır. Rüzgâr dalgalandırmaktadır saçlarınızı. Trenin tek düze ritminde düşünceleriniz başıboş gelip gitmektedir. Bilinçaltınız size inat belleğinizin en derinindeki anı kırıntılarını çekip çıkarmaktadır. Biçilmiş ekin öbekleri kara birer yığın olarak nasıl geri kalıyorsa ilerlerken tren, anılar da öylesine bata çıka hatırlanıp başka çağrışımların yeni çıkardıkları ile unutuluvermektedir.
Kendi kendinizle konuşma böyle zamanlarda başlar. Tanıkları olmayan, suçlamaların kenara çekildiği. İç çekişlerden iç hesaplaşmalara dönüldüğü mekânlardır bu anlar. Hayalde kalan yüzlerin bir jesti, bir mimiği değişmeyen bir fon olarak donar kalır. Sözler aynı kalır ancak vuruş gücü farklılaşır, görüntülere, seslere genişletmelerde yoğunlaşırken. Hayatı sürdürmeye yarayacak üç beş parçanın parsellediği tembelliklerin yok sayıldığı, vaz geçildiği iç konuşmalardır bu konuşmalar.
Trende, sonraki istasyonda ineceklerin gerilen sinirleri sessiz seyrimelerle sirayet eder diğer yolculara. Uykunun ürettiği uyuşukluk tüm bedene yayılırken yavaş yavaş bütün bir ömrün izdüşümleri daha bir yaşanmışlıkla yüklü salınmaya başlar kapalı gözlerin kırmızı kapak altlarında. Asıl etkili olan odur: Uyanınca veya kestirme sırasında öne düşmüş başın ani bir hareketle kalkması, kasılması sırasında bilincin açılması. Oynaşan hayaller, sözlerin vuruculukları, kendilerini uyanıklıktan sonraya daha derin izlerle taşımayı başarırlar.
Bilinci uyuşturan tren tıkırtıları yırtamadıkları dalgınlıkları başka yönlere kovalamakta ustadırlar.
Artık dışarısı pencere açılmadan fark edilmeyecek kadar karanlıktır. Karanlık, pencereleri aynalaştırmıştır. Düşünceler şimdi bir aksin peşinde saf olmuşlardır. Yansı, iç konuşmaların ses ve yüzlerinin anı rehberidir.
İç konuşma başladığında, gözlerde büyütülen her ayrıntı, ayrıntılıktan kurtulduğu anda, fark edilmez olur.
Şehirler, kasabalar, köyler, tren istasyonları geride bırakılırlar.
İçinden ya da yanından geçtiğiniz herhangi bir şehrin, kasabanın ya da köyün insanlarını düşünürsünüz. Sorunlarınızdan haberi olmayan o insanlara gıpta ile bakarsınız. Yer değiştirmeyi düşünürsünüz onlarla. Orada nasıl yaşayacağınızı kafanızda kurarken bakarsınız ki kendi dünyanızı yine orada kurmaktasınız. Ancak bilmediğiniz bir iklimde, bilmediğiniz gelenekler içinde, alışmadığınız bir dağın düzün içinde. Ne kadar kalabileceğinizi geçirirsiniz aklınızdan. En sonunda yine kaçmak için tutuştuğunuz bir dönüşün takvimi oluşur yavaşça. Alışkanlıklarınız ağır basar. Yok sayamaz hale geldiğinizi görürsünüz. O ağırlık içinde kabullenişinizin rahatını hissedersiniz.
Kafanızı meşgul edecek biçimler kalmamıştır. Aynı yoldan gözünüz kapalı yürüyebilirsiniz. Sokaklar ezberinizdedir. Nereye nasıl çıkılır kaygısından uzak kendi başınızasınızdır. Olağan dışılık olmadıkça çevrenize ilgi gösterdiğiniz söylenemez. İlk kez kuzuları, ilk kez gelincik tarlalarını gören ufak bir çocuğun coşkunluğu yitip gitmiştir. Coşkunluğunuz ifadesini sözlerde aramaya özlem duyar. İfade edilemeyeni ifade edebildiğince coşar.
Tren akıp giderken dağların arasından ay sizle yarışa tutuşur ara sıra.
Taş kaplı yollarda ve sokak aralarında saatin gece yarısına, on ikilere dayandığı tenha köşelerde bir dünya açılır gözler önüne. Görmenin koşulu anlamdan bakışa geçer. Sisler apansız dağılıverir. Berraklığı ile ortaya çıkar ejderha. Yeşil rengi, kırmızı dili ile değil, yakıcılığı, çekiciliği ve bir o kadar uzaklığı ile ejderhanız, anılarınızdır. Anıların tatlısı yoktur, mutlusu yoktur. Uzaklığın ve bir daha geri dönülemezliğin özlemi vardır; her gülümsemeyi acıya çeviren bir kasılmayı dayatır dudaklarınıza.
Başınız bir göğsünüze düşer, irkilip yukarı kaldırırsınız. Sabaha doğru kontrolör açar kompartıman kapılarını. Aktarma zamanıdır. Karakuyu.
Çantanızı hazırlarsınız ve o lacivert siyahlığa inersiniz soğuyarak. Tren yoluna devam eder. Siz diğer trenin gelmesini beklersiniz. Çay ocağına gidip bir demli sabah çayı içersiniz. Terk ettiğiniz şehir çok arkada kalmıştır. Tekrar döneceksinizdir oraya ama o zamana, o an'a?
Dışarı çıkarsınız buz gibi suyundan kana kana içersiniz istasyon çeşmesinin. Yüzünüzü yıkarsınız. Nasıl olsa uyku yine bastıracaktır bekleme salonunda.
Günlerin tutsaklığının ökse kuşu düşlerdir. Düşler hiçbir şeyden kaybetmez ağırlıklarını.
Rastlantıların yörüngesinde her saniye, her dakika; yolları aklın tünellerinde aydınlatan. Genlerin dizilişinde ihtimaller hesabı, kuantumda olasılık fonksiyonları. Önemli olan olabilirliklerin yaklaşık değerleri gündelik hayatlarımızda. Kabaran öfke, büyüyen hınç gücünü toplamaya olasılıktan başlıyor. Beklentiler beklenti olmaya devam ediyor. Trenin gelişini bekliyoruz sabahın griye dönmeye başlayan sisinde.
Günlerimize beklentiler hükmediyor. Onlarca yıl görmüşsündür, bir anlık bakışla tanımışsınızdır. Dostlukların perçinlerini rastlantılar atmıştır.
Aktarmadan sonra yeni tren, yine yol.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder