olmamanın sevinci. [Rainer Maria Rilke]
Zor olan başlamaktır. Olabilirliklerin çokluklarına sığınmış nice başlangıçlar vardır, anlam kıvrımlarında. Akan yalvarışlar geçitidir ilk olma istekleri.
Yolların tükenmezliği inceden kıvrılıp giden sigara dumanıdır yolculuklarda. Mavi bulutçukların ağırlaştırdığı nefes darboğazları, öksürtür olanı biteni. Dağılmışlığın dalgınlığında yoğunlaşır gözkapaklarında uyku. Surunu üfleyen bir İsrafil'dir düş. Yarılır düşünce karaları, taşar bilinçaltının en söze gelmez atıkları, genç yanardağ ağızlarından. Ateş çemberinden atlayan bir kaplandır aşkın memnu arzusu. Sancısını duyurur sarsıntılar boyu.
Ağırlaşan yalnız kapakları değildir gözlerin. Sesler esnekliklerini bırakırlar emanetçi kulaklara. Bir "re"dir belki, belki de bir "do" kalın; nüanslarından çıplaklaşmışlardır. Anlam denizleri bir damlanın hükmüne takılı çalkalanan bir fon mavisidir çoğu. Limon kolonyası damlatılmış, iki kaşık şekerle tatlandırılmış, yeniden ısıtılmış bir çaydır sessizlik.Yana yakıla tütsülenen nazarlıklar hengamesinden kurtulamayan bir başıbozukluk olmuştur özlem. Yürürken düşünen baş, bir yandan bir yana sallanır. Her bir yana eğilişinde duvarlara, surlara vuruyormuşçasına vurmaktadır havaya. Sarsılmaktadır beyin. Kurtulmaktadır beynin denetiminden beden. Sarsıntılarda öylesine kopar ki beden, öylesine savurur ki her bir zerresini ucu bucağı bilinmez dört bir yana.
Yollar, ince elenmiş kum tanesinin de, aşına aşına aşınamazlaşan yalçın kayaların da hep bir yerlere götürülmüşlüğünü dayatır. Kaçınılmazlığın sorumluluğunu yüklenmiş şofördür tercihler ve kararlar.
Elleri ayrılmış, uyku tüneklerini yitirmiş arada olmayı hazmetmişliği kabullenenlere, gecenin sefasında baykuş derler.
Kuşku odaklarında sorular yumaklanır; ki, git gide büyür her yumak. Her yenisi bir sargı; yeni bir açılma yeni bir sargı bilinmeyene.
Bilinmeyen, bilinmenin özünü taşır içinde. o yüzdendir bilinemezlikle akrabalığı yoktur puhunun.
Bilinenin arefesi bilinmeyendir. Soru işaretinin çengeli ile noktası arasında miladın boşluğu vardır. Ne noktalar, ne de çengelleri zimmetler sözlere. Dile gelir yalnızca. Noktalamak tarihin işidir hüthüt.
Matsa şah devrilir. Şahı yalnız bırakınca değil, piyonlarından arındırdıktan sonra değil, veziri, kaleyi, fili, atı esir ettikten sonra değil, onlar varken daha ve varlıkları onu koruyamayacak denli aciz iken devirmek.
Ne mutlu, öylesine güçlü bir düşünceye değil mi ibibik?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder