Nemli ve sıcak bir gün. Uzun zamandır, ilk kez, iş gününde dinlenmenin keyfini çıkarıyorum bugün.
Ama bunun gelip geçiciliği her aklıma geldikçe onun rahatlığı batıyor.. Asfalt sıcağını aşındırıyor ayaklarım.
Sessiz sedasız kıvrılıp giden yol kimleri kimlere bağlamaktadır?
Yokuşuna çıkmaya başlayan bir ömrün çırpınışları... Düşlerde saplantılarımız, uyku konaklarımız. Otobüs koltuklarında yan yana yaşanan yalnızlıklar. Vadilerin rüzgârla, yağmurla, sıcakla ve soğukla oyulmuş derin kertikleri, mağaraları. Kazınmış ve taşınmış ovalar. Nehirlerin sığınakları dağlar.
Güneşin yakıcılığında patlayan çöl fırtınaları.
Yoksulluklarını bir giysi gibi taşıyıp onu gerektiğinde soyunmasını bilenlere gıpta ile bakıyorum.
Gündüz yaşadıkları gibi akşamlarını soyunmak yataklarına.
Mavi bir günü taşıdım sırtımda. Sanki seni yüklenmişim gibi. Mavi bir günü sürüklüyorum ömrüme, çekiştiriyorum yoluma, saklıyorum anılarıma. Seni sevmenin kolaycılığından “seni seviyorum” demenin merdivenine tırmanıyorum.
Bulutların uzak.
Bu işte.
Mavi bir günü yükledim sokaklara. Kaldırımları süpürdüm. Yoğunluklarını yitirmiş ışıkların ortasından geçtim, içimde izdüşümleri mavilerin karaya döndüğü.
Parkları dolaştım, ağaçları arşınladım karışlarımla, suları avuçladım, çimenleri kokladım, sen oldun da doldun bana.
Mavi bir günde sanki sırılsıklam bir sağanakmışçasına olgunlaştın yağmurlarımda. Sen olup akmaya başladım çizgilerimden. Kelimelerimden sızdın. Seni yoğurdu zaman bağrımda, beni azaltırken.
Gözlerim kamaştı, deşildi yaraları ruhumun, irinler aktı oyuklarından. Kirli bir yıkıntıdan ayıklandı düşlerim. Sen yağdın ay gibi üzerime.
Seni seviyorum Gölgem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder