5 Kasım 2017 Pazar

Barok Şarkılar

Radyoda “Barok şarkılar” adında bir program dinliyordum. On yedinci veya on sekizinci yüzyılın popüler şarkıları yayınlanıyordu. Şarkıların bestecileri, icra edenleri tanıtılıyordu. 

Örneğin Alessandro Scarlatti. Doğum 2 Mayıs 1660 Palermo - Sicilya, ölüm 24 Ekim 1725 Napoli.  Özellikle opera eserleri ve oda kantataları ile ünlü olan İtalyan Barok dönem klasik batı müziği bestecisi. Napoli ekolu opera janrının bulucusu olduğu kabul ediliyor. elli kadar opera eseri hazırlamış. Şimdi bu eserlerden La Grisella’dan Figlio! Tiranno! O Dio! Şarkısını Elizabeth Watts, Laurence Cummings, The English Consert seslendiriyor anonsunu, şarkının icrası takip ediyordu. 

Ardından Barok dönemin başka bir bestecisi geliyordu. Henry Purcell. Doğum, 10 Eylül 1659 Westminster, Londra. Ölüm,  21 Kasım 1695 Westminster, Londra. Erken Barok döneminin İngiliz bestecisi. William Shakespeare’in A Midsummer Night’s Dream (Bir Yaz Gecesi Rüyası) adlı eserinden uyarlanan Fairy Queen (Periler Kraliçesi) için yazdığı fon müziği ile tanınıyor. Bunun dışında yüzü aşkın bestesi ve Dido ve Aeneas isimli minyatür operası var. Tanıtımı, Dido ve Aeneas operasından Dido’nun “They hand, Belinda, darkness shades me” şarkısını Rachel Lloyd, Armonico Consort, Cristhoper Monks birlikte söylüyorlardı. 

Program bu şekilde akıp gidiyordu. Purcell’e ne olmuştu, Scarlatti’nin yaşadığı dönemin yöneticileri kimlerdi, hiçbir bilgi yoktu. Sesler, notalar, nota kağıtları vardı sadece. Purcell’in kemikleri, Scarlatti’nin saçları, Farinelli’nin ses telleri yoktu. Cisimler, bedenler silinmiş yalnızca kayıtlar kalmıştı geriye. Sanki hâlâ yaşıyorlarmışçasına, varlıklarını sürdürüyorlarmışçasına  isimler telaffuz ediliyordu. Ama cismen ortalıkta olan bir şey yoktu. Dört yüz yıl önceden korunmuş bir kaç kemik, bir kaç vücut dokusu hepsi buydu. 

Yazılmışsa öykülerinden yaşamlarında dair biraz bilgimiz var. Bugünkü gibi ne kayıt ortamları, ne çekim teknikleri, ne yayın teknolojileri vardı. Yaratmışlar, yaşamışlar ve sonra bırakıp gitmişlerdi dört yüz yıl sonra ne olacakları hakkında çok fazla düşünmeden. 

Jules Henri Poincaré, 29 Nisan 1854. Nans'de doğdu, 17 Temmuz 1912 Paris'te öldü. Fransız matematikçi, jeolog ve fizikçi. 1912 yılında ölümüne dek Sorbonne Üniversitesi'nde profesörlük görevinde bulundu. Poincaré, her yıl çok değişik konularda çok parlak dersler vermiş; bunlar arasında, potansiyel kuramı, ışık, elektrik, ısının iletilmesi, elektromagnetizma, hidrodinamik, gök mekaniği, termodinamik gibi matematiksel fizik konuları ile olasılık teorisi gibi matematik konuları bulunmakta. İzafiyet teorisinin gerçek babası olduğu söylenir.

“Bilim ve Varsayım” adlı kitabında şöyle yazıyor: “Matematikçiler eşyayı değil, eşya arasındaki bağıntıları inceler; bağıntılar değişmemek şartıyle, bu eşya yerine başkalarını koymak, onlar için ilgisizdir. Onlarca, maddenin önemi yoktur, onları ilgilendiren yalnızca şekildir.”

Yaşanılan hayatların artık ne kadarı sahici, ne kadarı hakiki veya sahte olduğu konusu belirsiz hale gelmiştir. Belirleyici olan, şeyler arasında kurulan illiyetler, bağlar; daha açık ifade ile ilişkilerdir. 

Öyle değil mi?

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...