
Gergedan yalnızlığındayım.
Koca steplerde dolaşırım. Takvimden kurtaramıyorum ayaklarımı. Tek boynuzlu bir yalnızlığın kesilmiş başıyım. Sıfıra yakınsayan varlıklar kervanıyla, büyük patlamalardan küçük yoğunlaşmalara.
Yalnızca beni ürpertiyor tenimin sıcaklığı. Gergedan yalnızlığındayım.
Otobüslerde, kaldırımlarda, vitrinlere bakarken, yatarken ve uyurken gergedanım. Bir de onun gibi homurdanabilsem... Düşlerim uzak limanların ortağı. Çapasını yitirmiş yaban gemilerdeyim. Kıyısızlıklarla kucaklaşma vaktinde, yelkeni, küreği ve motoruyla sürgünündeyim. Gergedan yalnızlığındayım.
Kara, hain bir belayı ensemde hissediyorum. Sırtımda gölgelerin ağırlığı. Kapılardan geçerken omzuna yapışan bir el gibi, ıslak bir ses irkiltiyor tüylerimi, apartman girişlerinde. Motor gürültüleri hala dinmedi. Gece yarısını geçmiş saat. Ayak sesleri. Soluk soluğa kalmış nefesler. Astımlının hırıltısı.
İğdiş edilen düşlerin hücresinde yollar, duvarlar, surlar, kentler, köprüler, bahçeler, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler. Gergedan yalnızlığındayım.
Zaman her gün kendini yeniliyor. Ama zamansallığı değişmiyor. Gergedan yalnızlığındayım.
Akşam oldu. Yarın ne olacak? İnsanlar kalkacaklar, çalışacaklar, yorulacaklar, yatacaklar. Uyuyacaklar.
Benim uykularım başkalarının uykularına benzemeyecek; yorgunluklarım başkalarının yorgunluklarına. Gergedan yalnızlığındayım.
Yollar yıllarla ayırmış dünümü yarınımından. Gözler, yüzler sırlarıyla beraber aramızda. Yalnız sözcük dizileri oyuncak çocuk trenlerinin rotasız ve istasyonsuz dehlizlerinde dolanıyor.
Fellini’nin bir film karesi yerleşmiş çerçeveye. Büyükçe bir kayık. Kayığın arka kısmında kayıkçı. Ayakta uzun küreği ile kayığı ilerletiyor. Kayığın burnunda ufka bakan bir gergedan. Mağrur ve yenik tek başına. Ben.
“E La Nave Va”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder