Dünya, çocukluğumuzda kendi bilincimizin, varlığımızın farkına vardığımızda, en mükemmel an olduğu kabulü ile yaşanmaya başlıyor. Yıllar geçtikçe çocukluğumuzun dünyası kusursuzluğunu yavaş yavaş yitiriyor.
1970 ile 1979 yılları arasında Burdur Şeker Fabrikasında ekim ayında başlayıp mayıs ayında biten dönemde her hafta film gösterilirdi. Cumartesi günleri biz çocuklar, gençler için film seansı öğleden sonraydı. Cuma akşamları filmler büyükler tarafından izlenirdi.
Her bir çocuğun bir fabrika giriş kartı vardı. Kartlarımızı fabrika bekçileri işaretler ve bazen düğün bazen sinema salonu, bazen tiyatro sahnesi, bazen büyük veda yemekleri verilen lokal olan salona giderdik. Kimi zaman yanımızda Rahmi (komşumuzdu, menenjitten on beş yaşında ölmüştü), kimi zaman Aykut (Mustafa'nın sınıf arkadaşı), kimi zaman Yakup (benim sınıf arkadaşım); ama annesi veya babası fabrikada çalışan çocuklarla dolardı salon. Çok gürültü yaparsak kızgın(!) bekçi içeri girer bağırırdı bizlere "susun" diye.
Sanki o sinema gösterileri, sinema salonları her zaman oradaydı ve hiçbir zaman kalkmayacaktı. Her hafta sinemaya gidecektik.
Ne filmler seyretmiştik. Atları da Vururlar, Geceyarısı Kovboyu, Pearl Harbour Baskını, James Bond filmleri, Casino Royal, Kwai Köprüsü, Arabistanlı Lawrence, Ringo, Tarzan, Neşeli Günler, Kaptan Cousteau - Beyaz Ölüm, French Connection, Kievdeki Adam, Kirli Harry, Dirty Dozen, Navarro'nun Topları ve onlarca film.
Dün Netflix'te yeni ne varmış diye baktığımda, seyrettiğim zaman (71 - 72. yani henüz 10 yaşımdayken) hiçbir şey anlamadığım, babam "bugünkü filmin ismi ne?" diye sorduğunda, ismini söyleyemediğim (afişi İtalyanca idi), ama müziğine hayran kaldığım o filmle karşılaştım.
"Meçhul Venedikli".
Fimi tekrar seyrettim. nerdeyse 50 yıl sonra. Diyalogları anladım, konusunu anladım. Filmi bir o gün nasıl hatırladığımı, anılarımda nerelerin kaldığını karşılaştırarak tekrar seyrettim. Venedik'i film ile tekrar gezdim. kahramanları ile özdeşleştim.
Ama bende kalan, anılarımın içinden çıkıp geliveren sahne, adamın boş orkestra sandalyeleri önünde, ağzı ile Beethoven'in 5. senfonisini çalmaya başlaması ve ardından arka ses olarak orkestranın tüm azameti ile devreye girmesiydi. Sonra tekrar yalnızca adamın bam bam bam sesiyle boş duvarlara notaları yollamasıydı.
"Meçhul Venedikli" veya orijinal ismi ile "Anonimo Veneziano" geçmişin kalın tüllerle örtülmüş güzelliklerini yeniden yaşamama neden olmuştu. Durup durup seyrettim. Geri dönüşler yaptım.
Adam orkestra şefi olamamıştı. Bir orkestrada ikinci obuaydı. Son günlerinde gençlerle bir konser hazırlıyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder