10 Nisan 2021 Cumartesi

Tavşan Ayağı

İzmir’den ilk kez Burdur’a gidişim veya annemle babamın tekrar evlenip Burdur’a dönüşü ilkokul birinci sınıf, ikinci dönem idi. Yıl bin dokuz yüz altmış dokuz idi. Eski evdeydik. Aykon yokuşunun hemen altındaydı ev. Eski tahta kapısının önünde Osman Amcanın Amerika’dan getirdiği bir çift kovboy tabancasını belime takıp, kollarımı kavuşturup etrafa bakardım. Korkumdan kimse ile oynamak üzere kapının önünden ayrılmazdım.

Sakarya İlkokuluna yazdırmışlardı beni ama okul inşaat halinde olduğu için çayın karşı tarafındaki Turan ilkokuluna gidiyorduk. Turan ilkokulu sabahçı biz öğlenciydik. Öğretmenimiz Nezahat Sönmez idi.


Evde akşam yemeklerini masada yerdik. Hiç alışkın değildim. herkesin kendi tabağı, çatal ve kaşığı vardı. Ortadan yemek pek yenmezdi, bazı istisnalara hariç. Şeker bayramı sabahları yenilen sabah yemekleri (şehriye çorbası, pilav üstüne çekme, baklava gibi), kurban bayramı sabahları et kavurması, büyük tepsilerde yapılan kıymalı su börekleri, peynirli ev makarnası, kuzinede pişirilmiş kabuklu patates, sarımsak ve soğan, kurutulmuş ekmeklerin üzerine dökülen ve geniş bir tepsiden yenilen kelle paça çorbası gibi. Diğer tüm yemekleri, çorbaları kendi tabaklarımızda yerdik.

İlk Burdur’daki akşam yemeğinde babannem ve annem masayı gri renkli ve tüylü bir şeyle ile temizlediler.

Sonra ilk sabah kahvaltısını yere serilmiş bir sofra örtüsü üzerine konulmuş geniş bir tepsi üzerinde yaptık. Tepsinin altında yükselti olarak bir un eleği vardı. Tepsi ters çevrilmiş ve kahverengi altı üste gelecek gibi yerleştirilmişti. Tepsinin üzerine kel peynir, salça, sana yağı, kuzinede kızartılmış ekmek ve çay konulmuştu. Tepsi o gri şey ile temizleniyordu.

Burdur’a yeni geldiğim için o gri şey hakkında bir şey sormaktan çekiniyordum. Sanki bilmem gerekiyormuş da ben unutmuşum gibi bir his vardı içimde.

Birgün çekine çekine onun ne olduğunu sordum Gülşan babanneme. Bana tavşan ayağı olduğunu söyledi. Tavşan ayağı. O zamanlar bazı evlerin bahçelerinde tavşan beslenirdi. Sonra kesilir ve yemeği yapılırdı. Avlanmış tavşanlar pazarda satılır veya yakınlarımızın avcı arkadaşları tarafından verilirdi.

Tavşanların derileri yüzülmeden, içi temizlenmeden önce ön ayakları eklem yerlerinden ayrılır, uç derisi dikilir, kurutulmaya bırakılırmış.

Kurutulmuş tavşan ayakları pazardan da alınabilirdi. Bizim evdeki tavşan ayağını bir komşumuz vermiş o günlerde. Babannem anneme "komşudan varsa bir bacak daha isteyelim" demişti.

Defalarca pazardan o ayaklardan alıp temizliklerde kullandık. Mahalle aralarında yakılan fırınlarda pişirilen ekmeklerin üstünde kalan tozlar, sobalarının pik kapaklardaki kül, kömür tozları, kuzine üzerindeki kurumuş ekmek kırıntıları, kalıntılar tavşan ayağı ile temizlenirdi. Çok kullanılan bir temizlik aracıydı o.

Hacer anneme, Mürüvvet yengeye veya hangi yakınımıza gitsek o ayaklardan görürdüm. Babannem en iyi temizliği onun yaptığını söylerdi.

Tüylü derinin üzerinde oluşan statik elektrik alanının ekmek kırıntılarını tuttuğunu lisedeki fizik dersi sayesinde öğrendim. Böylece o kuru deri parçasının neden tercih edildiğini anladım.

Sünger kullanımının yaygınlaşması ile birlikte tavşan ayağı yavaşça hayatımızdan çıktı.

Yumuşak bir deri içinde sert bir kemik.

Hiç yorum yok:

Eski Videolar

Eski videolara bakarken tuhaf bir duyguya kapılıyorum. O karelerde, artık olmayan bir dünyanın içinden bana bakan bedenler var: Şuh kadınlar...